UÇURUM İNSANLARI-JACK LONDON,228 sayfa
Jack London’ın bu eseri için “Başka hiçbir kitabım için bu denli kalp ağrısı çekip gözyaşı dökmedim” demiş.Bunun ne anlama geldiğini kitabı okuduğumda anladım ve gerçekten yazara çok ama çok hak verdim.Ben okurken dehşete düştüm,yazar bir de bunu,bu insanların Uçurum İnsanları’nın içinde yaşayıp,yazmış gerçekten yürek dayanacak gibi değil.
“Çamurlu ve balgamlı kaldırımlardan, portakal, elma kabukları, üzüm salkımları topluyor ve bunları yiyorlardı. Dişleriyle yeşil erik çekirdeklerini kırıyor, içlerini yiyorlardı. Bu iki adam fasülye tanesi büyüklüğündeki ekmek kırıntılarını, kimsenin elma koçanı demeyeceği kadar kararmış, pis elma koçanlarını topluyorlar, onları ağızlarına atıyorlar ve çiğneyip mideye indiriyorlardı. Ve bunlar,Tanrı’nın 1902 yılının 20 Ağustos’unda, saat akşamın altısıyla yedisi arasında, dünyanın görüp görebileceği en büyük, en zengin ve en güçlü İmparatorluğunun tam göbeğinde oluyordu.”
Güneşin batmadığı imparatorluk olarak kabul edilen İngiltere ve başkenti Londra… 1902 yılı,Londra’nın Doğu Yaka’sı. Sefaletin kol gezdiği bölge. Yazarın 1902 yılında bir süreliğine Londra’nın Doğu Yakası’nda yaşamaya karar vermesiyle ortaya çıkan bir eserdir Uçurum İnsanları.O dönemin İngiltere’sinin ihtişamlı yüzüne müthiş bir tezat oluşturan,yoksul ve sefil yüzünü de yazan Jack London kendi deyimiyle “yoksulların ekonomik açıdan aşılanmasını” inceler.