Memnun oldum Behçet Bey.
Behçet Bey bütün eski, güzel, renkli ve kıymetli şeyleri severdi. Ona göre hayatın en mânalı tarafı bu cins eşya arasında geçirilen zamandı.
Alıntı
Her cins hadise bir başka türlüsünü davet eder. Demek ki sade ıstıraplarımız, üzüntülerimiz değil, tesellileri, mukavemet çareleri de miraslarımızın arasında...
Sayfa 53·Kitabı okuyor
Edebiyat
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Muhterem Kâri, Kadın dediğimiz o cins-i latîf, cismi naif ve kendi afif abide-i hüsn; ben diyeyim erkek cinsi sakalını tıraş ettiği gün, siz deyin İngiliz gâvurunun basması, çарutu memleket hudutlarına duhûl ettiği gün yeryüzünden silindi, âdeta gaip oldu. Bazı aklıevveller "Üstadım, erkeğin sakalını tıraş etmekliğiyle ne münasebeti ola ki?" deyebilir. A gafiller, erkeğin tavizi daha neler nelere sebep oldu! "Pekiy efendim, İngiliz basması ne alaka?" Onu da bendeniz değil, Türk milleti cevaplasın: "Derenin gıyısında/ Ham teyek asmaları / Gızları yosma eden/ İngiliz basmaları" (bk. Ahmet Caferoğlu, 945 senesi, Ordu - Pınarçukuru Köyü). İngiliz gâvurunun memleketi kendi pazarına çevirdiği iktisat tavizleri, gâvur takvimine göre 1838 senesine yani Tanzimat Fermanı deye mektep kitaplarında belletilen melanetten bir sene evveline tekaddüm eder. Daha söze lüzum yokdur. Ehl-i irfân, ârife tarif gerek değildir, demişdir.
Sayfa 36·Kitabı okuyor
Edebiyat
Mevlana'nın hikayesini bilir misin? Evinin penceresinden kırlara bakıyormuş ... Orada, uzakta, bir leylekle bir çulluğun yan yan yürüdüklerini görmüş. Bu iki ayrı cins hayvanı birleştiren nedir diye düşünmüş, merak etmiş bu arkadaşlığı. .. Kalkmış gitmiş yanlarına kadar ... Bakmış ki, ikisi de topal.
Çok eski zamanlardan kalma akademik kurallarda, unvanların kötüye kullanılması gitgide yaygınlaştığı için bundan böyle eşeklerin artık profesör olamayacakları açıkça belirtilmemiş miydi, bu kararname kediler de dahil olmak üzere her cins ve türden hayvan için geçerli sayılmıyor mu?
Sayfa 184 - Can Yayınları·Kitabı okuyor
1000Kitap
"Maden, kendiliğinden ayar kabul etmez. İnsan da böyledir. Salah, iyilik, Hakk'ın bize lütufla bakışı sayesinde olur. Saat de böyledir. " Nuri Efendi'de saat sevgisi bir nevi ahlaktı: "Bozuk bir saate, bir hastaya, bir muhtaca bakar gibi bakmağa alış!" ve Nuri Efendi hakikaten öyle yapardı. Diyebilirim ki en çok üzerine düştüğü saatler, hurda denebilecek kadar bozulmuş, atılması lazım gelen, hatta atılmış saatlerdi. Onlardan biri eline geçince çehresi adeta yumuşardı: "Kalp işlemiyor artık. Beyinde de arıza var", yahut "Nasıl yürüsün biçare, iki ayağının ikisi de yok ... " diye büsbütün beşeri bir dil konuşurdu. Şurada burada tesadüf ettiği yaymacılardan bu cins bozuk saatleri satın alıp ötesini berisini değiştirerek tamir ettikten sonra fakir dostlarına hediye ederdi: "Al bakayım şunu! Hele bir zamanına sahip ol... Ondan sonrasına Allah kerimdir!"" sözü kendisine dert yananların -fakir olmak şartıyla- çoğuna cevabı idi. Böylece Nuri Efendi'nin sayesinde zamanına tekrar sahip olan insan sanki darıldığı karısı ile daha kolay barışabilir, çocuğu daha çabuk iyileşirmiş yahut hemen o gün borçlarından kurtulacakmış gibi sevinirdi. Bunu yaparken iki türlü sevap işlediğine inandığı muhakkaktı. Çünkü bir yandan yarı ölü bir saati diriltmiş oluyor, öbür yandan da bir insana yaşadığının şuurunu, zamanını hediye ediyordu.”