İspat delillerinin felsefi yanlışları ve İmkansızlığı
Puan vermedi·519 syf.·
2026 2. kitabı
Alay Cem Meriç her ne kadar kendi kitabını; Peygamberliğin İspatı: Haber Delili kitabı, nübüvvet iddiasını “haber” epistemolojisi üzerinden sistematize eden bir apoloji denemesi olarak sunmuş olsa da felsefe tarihinde eleştirel bir süzgeçten geçirdiğimde Descartes’in metodik şüphesinden tutun Hume’un mucize eleştirisine, Kant’ın transandantal idealizminden John Hick’in dini çoğulculuğuna, C.A.J. Coady’ nin tanıklık epistemolojisinden Fred Donner ve Sean Anthony’nin revizyonist tarih metodolojisine, Gazali’nin kelamından Nietzsche’nin soy kütüksel eleştirisine kadar ele aldığımda, temel bir epistemik çöküş ile karşılaştım; bu çöküşü de Altay'ın “kapalı devre” retoriğiyle gizlediğini fark ettim. Döngüsellik, indirgemeci ikili karşıtlıklar, metafizik temelsizlik ve olağanüstü iddialar karşısında yetersiz kalan tanıklık standartlarında somutlaşmasını ele alanlar tarafından kolayca fark edilebilecektir. Ayrıca eserini, modern akıl tarafından piyasadan toplanmayı hak eden bir sofizm örneği haline getirdiği için de tebrik ederim. Altay'ın “haber” kavramını Nebi’nin etimolojik kökeninden hareketle merkezileştirerek "Samimiyet, Fetanet ve Mucize" delillerini zincir metaforuyla birbirine bağlaması gözüme ilk bakışta yenilikçi görünse de bu, klasik felsefi hata olan (terim kaydırma) üzerine kurduğunu anlamam güç olmadı; çünkü “HABER” bir yandan epistemik tanıklık (Coady’nin Testimony’sinde tanımlandığı gibi güvenilir aktarım) olarak ele alınırken diğer yandan vahiy iddiasının ontolojik doğruluğunu varsaymasıyla döngüsel bir yapı oluşturuyor. Hume’un Enquiry Concerning Human Understanding’i okuyan bilir ki hume; mucizeleri “Doğa yasalarının ihlali” olarak tanımlayıp tanıklığın uniform deneyim karşısında daima yetersiz kaldığını açıkça gösteriyor, Altay'ın delil zinciri de
Duygu ve Düşünce
Peygamberliğin İspatıAltay Cem Meriç · İnsan Yayınları · 20251,725 okunma
bizi ikna edecek tek şey yalnızca aklımızın apaçıklığıdır
6/10
·64 syf.·
2026 10. kitabı
Descartes Gerçeği Arayan Her Şeyden Kuşku Duymalıdır, modern felsefenin kapılarını aralarken bizi zihnimizin en derin ve güvenli limanına, yani kuşkuya davet ediyor. Kitap sadece bir matematikçi ve filozofun biyografisini sunmakla kalmıyor, doğru bildiğimiz her şeyin sarsılabileceği bir dünyada sarsılmaz tek bir hakikat bulmanın yolunu sarsıcı bir zihinsel disiplin olarak önünüze koyuyor. Kitap, Descartes’ın metodik kuşku, akılcılık ve zihin-beden ayrımı üzerine olan öğretilerini temel alıyor. Sizi duyularınızın yanıltıcı dünyasına hapsetmek yerine aklın ışığında berrak ve seçik bilgilere nasıl ulaşabileceğinize odaklanmanızı sağlıyor. Her türlü otoriteyi ve ön yargıyı bir kenara iterek hakikati sıfırdan inşa etmeye çalışan bir rehberin sesini duyuyorsunuz. Felsefeyi sadece bir düşünce yığını olmaktan çıkarıp kesinliği matematiksel bir titizlikle arayan bir yöntem haline getiriyor. Kitap boyunca duyularınızın size anlattığı dünyanın bir rüya olup olmadığını sorguluyor ve kendi bilincinizin mutlaklığını ufaktan da olsa bir sorgulamıyor değilsiniz. Her şeyden kuşku duymak bir belirsizlikte kaybolmak yerine üzerine şüphe gölgesi düşmeyecek kadar sağlam bir temel bulma çabası anlamına geliyor. Kuşku duyan bir varlık olarak en azından kuşku duyduğunuzdan emin olmanız, varlığınızın en güçlü kanıtı olarak beliriyor. Descartes’a göre yanlışlarımızın kaynağı aklımızın yetersizliği yerine irademizin aklımızın sınırlarını aşarak bilmediği konularda hüküm vermesidir. Varlık gücünü aslında bu iki yetiyi dengede tutmaktan ve sadece açık seçik kavranan bilgilere onay vermekten alır. Okurken sürekli başkalarının fikirleriyle dolmaya ve peşin hükümlerle hareket etmeye alışmış zihnimizin yarattığı gürültü ile öğretinin rasyonel sessizliği
Descartes Gerçeği Arayan Her Şeyden Kuşku DuymalıdırSadık Acar · Destek Yayınları · 2023158 okunma
Reklam
Özgürlüğün ağır yükü ve yabancılaşmanın anatomisi..
9/10
·773 syf.··
Beğendi
·
2026 18. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 16 Mart 2026 20:46
Sartre’ın 1943 tarihli magnum opus’u Varlık ve Hiçlik, 20. yüzyıl felsefesinin en sarsıcı metinlerinden biri, ayrıca felsefeciler bilirler ki varoluşçuluğun ise adeta kutsal kitabıdır. Ancak bu eser, okura huzur veya teselli vaat etmiyor; aksine, insanı kendi bilincinin ve özgürlüğünün ürkütücü uçurumuyla yüzleştiriyor. Kitabı 3 ana konu etrafında incelemek istiyorum. 1) Kitabın İçeriği 2) Anlayarak Okumak İçin Öncesinde Neler Okunmalı? 3) Eleştiriler ve Yorumlar Nelerdir? * 1) Kitabın İçeriği: Sartre, kitabın alt başlığında belirttiği gibi bir "Fenomenolojik Ontoloji Denemesi" yapar. Aslında söylemeye çalıştığı temel şey şudur: İnsan, önceden belirlenmiş bir doğaya, bir öze (kader, tanrısal plan, insan doğası) sahip değildir. Bizler dünyaya fırlatılmışızdır ve kendi özümüzü eylemlerimizle, seçimlerimizle, adeta yokluktan var etmek zorundayızdır. Sartre'ın faydalandığı kavramları irdeleyerek kitabın içeriğini çözümleyelim. Kendinde-Varlık kavramı, bilinci olmayan, sadece olan nesnelerdir. Bir taş, bir masa veya bir ağaç sadece kendisidir. Tamdır, doludur, değişmezdir. Kendi-İçin-Varlık ise insan bilincidir. İnsan bilinci bir "hiçliktir", sürekli bir eksiklik halidir. Olduğu şey olmayan ve olmadığı şey olan bir varlıktır. Yani insan, geçmişine hapsolmamıştır (olduğu şey değildir) ve sürekli geleceğe, projelere doğru kendini yansıtır (olmadığı şeydir). Sartre bu ikilikten yola çıkarak bizi şu çarpıcı kavramlarla yüzleştirir: İnsanın doğası olmadığı için eylemlerinin tek sorumlusu kendisidir. Hiçbir bahanemiz yoktur. Bu radikal özgürlük, insanda derin bir bunaltı yaratır (Özgürlüğe mahkumiyet). Bu bunaltıdan kaçmak için kendimize yalan söyleriz. Toplumun bize biçtiği rolleri (bir garson, bir asker, bir memur) sanki bizim değişmez "özümüzmüş" gibi benimser,
Felsefe
Varlık ve HiçlikJean-Paul Sartre · İthaki Yayınları · 20181,125 okunma
Puan vermedi·188 syf.··
2026 1. kitabı
Felsefi bir tarihsel süreci temel kavramlarla günümüze uyarlayan okurken Antik Yunan ve Ortaçağ Dönemine geçiş aralığındaki sentez Descartes’ın Cogito üzerine kurduğu gümümüz yapay zekalara uzanan gerçeklik. Kitabın soru cevap kısmı ve mantıksal çıkarımlar kitaba özgünlük katmıştır. Okurken geçmişin ışığına dönüp oradan günümüzü yorumlama yeteneği kazanacağınız bu kitabı okumanızı gönülden tavsiye ederim…
UsBurak İnan · Tilki Kitap · 20263 okunma
Düşünüyorum Öyleyse Varım Hamdi bey
10/10
·64 syf.·
2026 21. kitabı
Özetle: René Descartes İnsanın kendi kendini geliştirmesi gerektiğinden. Tek bir kaynağa bağlı olmamasından. Laik atak geçirip saçma sapan kişilerin (modern ateizm savunucuları) yazdığı şeyleri kopyala yapıştır mantığı ile hareket edenlere cahil gözü ile bakar. Aynı fikirde olmasa bile araştırması gerektiğinden bahseder. Şimdi laik atakları savuşturduysam. Gerçek felsefe okuyucularına incelemenin devamını yazayım. René Descartes diyince aklımıza hemen, "Düşünüyorum öyleyse varım" ispatı gelir değil mi. Yöntem Üzerine Konuşma Discours de la Méthode ya da tam haliyle Discours de la Méthode Pour bien conduire sa raison, et chercher la vérité dans les sciences, (Türkçe: Akıl Yürütme ve Bilimlerde Doğru Bilgi Arayışı İçin Yöntem Üzerine Söylem) Fransız filozof René Descartes tarafından 1637 yılında yayınlanan otobiyografik (sanırım öyle lisede edebiyatım 20 idi, tür cahiliyim) bir kitaptır. Bu kitap, Descartes'ın felsefi düşüncelerinin yanı sıra matematik, bilim ve bilgi felsefesi konularını da içermektedir. Hatta kitabın sonlarında kalbin kanı nasıl pompaladığını (Doktorlar izlemedim bu yüzden tıp cahiliyim) bile açıklar. Dönemin skolastik düşüncesi pek elastik olmadığı için bu kitabı yayımlamayı¹ başta düşünmemiştir. René Descartes kendi kendini sorgulayarak, bilinen bilginin tek kaynaklı olmadığını, şüphecilik/kuşkuculuk yaklaşımını belirli standartlarda eline almıştır. Hakikat olan bilginin kaynağı veya doğruluğunu tek bir bakış açısından değil de her çeşit görüşü benimseyerek bilginin var oluşunu benimser. Kitapta, herkesin ağızdan düşmeyen ama kime ait olduğunu bilmediği, Descartes'ın "Cogito, ergo sum" ("Düşünüyorum, öyleyse varım") sözleri ile ifade ettiği gibi, kendisinin var olduğu ve aklının varlığını kesin olarak kabul ettiği görüşüne yer verilir. Bu konuya detaylı
İnceleme
Yöntem Üzerine KonuşmaRené Descartes · Kapra Yayıncılık · 20213,572 okunma
Dogmalardan Kurtul Hakikate Ulaş
6/10
·134 syf.·
2026 4. kitabı
Orta Çağda bilgi Aristotelesin dediğiydi Aristoteles kesin kabul edilirdi Descartes ise Otoriteye bağlı bilgiyi yıkıyor bu kitabıyla ve yerine metodik şüphe yöntemini getiriyor.Geleneklerden kurtulup bilgiyi yeniden kuruyor.René Descartes’in temel amacı, zihni yanlış inançlardan, dogmalardan arındırarak kesin ve sarsılmaz bir bilgi temeli kurmak, hakikate, doğru bilgiye ulaşmak ve aklın doğru kullanımı için bir yöntem geliştirmek, yaşadığı dönemin bilgi kirliliğinden kurtulmaktır. Bunun için “metodik şüphe” adını verdiği yöntemi geliştirir ve o zamana kadar doğru kabul edilen tüm bilgi kaynaklarını sistemli biçimde sorgular. Duyulardan, geleneklerden(Aristotelesçi gelenekten)ve hatta matematiksel doğrulardan bile şüphe eder. Bu radikal şüphe süreci en sonunda öznenin kendi varlığına kadar uzanır. Ancak Descartes, şüphe ederken bile şüphe eden bir öznenin var olduğunu fark eder ve “ Düşünüyorum, öyleyse varım” önermesine ulaşır. Bu önerme kesin ve inkâr edilemez ilk hakikattir. Daha sonra Tanrı’nın varlığını kanıtlayarak, Tanrı’nın aldatıcı olmayacağı sonucuna ulaşır ve açık-seçik idelerin doğruluğunu temellendirir. Böylece bilgiyi öznenin düşüncesi üzerine kurarak modern felsefenin temelini atar.Eserin önemi bilgiyi gelenekten kiliseden almak yerine kendisi en baştan sorgulaması ve bireysel sorgulamayı başlatması,Otoriteye, kiliseye değil gözlem ve deneye dayalı yöntem devrimi gerçekleştirmesi ve özneyi yeniden kurmasıdir. Özgür düşünceyi, kendi aklını kullanmayı başlatan ve Batıyı "Batı" yapan kitaplardan..
Yöntem Üzerine KonuşmaRené Descartes · Alfa Yayıncılık · 20193,572 okunma
Reklam
Reklam