"Sıkıntıdan tekil olarak değil, çoğul olarak bahsetmek zorunda olduğumuz kesindir, zira kavramın kendisi analize direnen bir duyumlar ve duygular çokluğunu içerir."
İnsanlar neyi yapar ya da bilir veya tecrübe ederlerse etsinler, onları, yalnızca haklarında söz edebildikleri ölçüde anlamlı kılabilirler. Sözün ötesinde de hakikatler olabilir ve bunlar tekil haldeki insan için, yani başka ne olursa olsun ama siyasi bir varlık olmadığı kesin olan bu (tekil) insan için çok da büyük bir ilgi ve anlam konusu olabilirler. Ama çoğul halde bulunan insanlar, yani bu dünyada yaşadıkları, hareket ettikleri ve eyledikleri ölçüde insanlar, yalnızca birbirleriyle konuşabiliyor oldukları, (o şeyi) birbirleri ve kendileri için anlamlı hale getirebiliyor oldukları içindir ki anlamlılığı tecrübe ederler.
Ben, üçüncü tekil şahısım. Ben bir yerde olsam bile benden öyle bahsederler: ‘Kimseyi dinlemez', derler. Oysa 'Kimseyi dinlemiyorsun,' , demelisiniz. Albay, okumasını sürdürdü. (Ben de sizleri üçüncü çoğul şahıs yaparım: Onları dinlemezler.) Ben de birinci çoğul şahıs olurum: Dinleyelim bakalım.
Gündüzün telaşı,
Her şeyi maskeler.
Ama gece gelince,
Senin gölgen ve benim yalnızlığım
Oturup konuşmaya başlıyor.
Ve her defasında aynı cümle:
"Biz, hiç var olmamış bir biz'dik."