Normalde yeni çıkan kitapları hemen okumayı sevmem; popüler kültüre kapılıp başta klasikler olmak üzere birçok kitabı erteliyormuş gibi hissediyorum bazen. Ancak Yanlış Hedef’i, sebepsiz bir içgüdüyle seveceğimi düşündüğümden hemen edindim. Öyle de oldu denebilir. Sevdiğim şey kitabın konusundan ziyade yazarın dili ve olayları anlatış biçimiydi. İlişkiler üzerine okumalar yapmayı çok sevdiğim bir dönemdeyim ve bu ara nokta atışı kitaplar okuyorum desem yalan olmaz.
Kitabı okurken 'Aaaa, yeter artık!' diye bağıran iç sesim hiç susmadı. Her sayfayı 'erkekler kapatılsın' diyerek çevirdim; erkek nefretimi arşa çıkaran bir kitap oldu. Ana erkek karakter tam bir Sadakatsiz Volkan’dı. Gerçekten öyleydi... 'İkinizi birden seviyorum' aymazlığına bu kitabı okurken sıkça rastlayabilirsiniz. Kitap son derece akıcı, bence bir şans verebilirsiniz.
Herkesin övmekten bitiremediği o şaheser Suç ve Ceza
Zaman, emek ve okuma tecrübesi isteyen bir kitap olduğunu düşünüyorum. Ana karakterin işlediği bir suç ve bunun üzerinden karakterin yaşadığı içsel sorgulamalar ve yan karakterlerin toplum içerisinde farklı bireyleri yansıtması olay örgüsüne zenginlik katmış.
Çok uzatmayı sevmem, çok konuşmayı sevmediğim gibi.. Eserleri, hayatı tüm insanlığın ortak mirası elbette okunmalı..
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025194,2bin okunma
Kur'an'ın semantiği, esas itibarıyla bu Mushaf karşısında varlık dünyasının nasıl yapılandırıldığı, alemi oluşturan belli başlı unsurların neler olduğu ve bunların birbirleriyle ilişkilerinin nasıl olduğu sorunuyla
meşgul olacaktır. Toshihiko Izutsu
İzutsu, temel Kur’anî kavramların anlam içeriklerine dair tespitlerde bulunurken ‘nötr’ bir üslup kullanmaya çalışsa da, içeriğe bakıldığında, Cahilî dünya görüşünün ‘sevimli’ bir imajla sunulduğu görülmektedir. S:10
Profesör Toshıhıko İzutsunun 1962 yılının baharı ile 1963 yılında Montreal deki Mcgill Üniversitesinde vermiş olduğu derslerden oluşmaktadır.
Allah’ın mutlak hâkimiyeti, yaratıcı gücü ile insanın dünya hayatındaki konumu ve bu ikisi arasındaki ontolojik ilişki işlenir.İman ve Küfür: İnanan (mümin) ve inkar eden (kafir) tiplerinin karşıtlığı, ahlaki duruşları ve toplumsal rolleri detaylandırılır.
Takva ve İsyan: İnsanın Yaratıcı'sına karşı sorumluluk bilinci taşıması (takva) ile ahlaki sınırları aşması (isyan) arasındaki eksen irdelenir.
Batı bir insandan İslami Kur'ani Kerim'in yorumlanması çok kıymetli
ben okudum buyurun Kur'an'da Tanrı ve İnsan
Seri katiller, saplantılar, takipçiler ve karanlık ölümler… Bu kitabı okumak, bir psikopatın kafatasını açıp içine dalmak gibiydi ve itiraf etmeliyim ki hiç kolay olmadı.
Lyra ve Thatcher'ın hikayesi geçmişteki büyük bir trajediye dayanıyor. Lyra’nın annesi gözlerinin önünde katledilirken, fail Thatcher'ın babası; o gün Lyra'yı kurtaran ise Thatcher'ın kendisidir.
Thatcher ne kadar hesapçı, soğuk ve gerçek bir psikopatsa; Lyra bir o kadar sıcakkanlı, konuşkan ve tatlı. Yıllardır gölgelerde yaşayan Lyra, Thatcher'ın en büyük saplantısı haline gelir. Ancak Thatcher bu takibin çoktan farkındadır. İkisi bir anlaşma yapar ve hikaye tam da "sonları belli" derken, Thatcher hiç ummadığı şeyler hissetmeye başlar. Zıt karakterler gibi görünseler de aslında ruhlarındaki benzerlikleri görüyorsunuz. Romantizm çok yavaş ilerliyor ama aralarındaki kimya bir an bile azalmıyor.
Bu bir aşk hikayesi değil, tamamen bir saplantı; ama o tohumlar ekildi bir kere. Kitap öyle sarsıcı ve kötü bir sonla bitti ki, serinin bir sonraki kitabında her şeyin nasıl şekilleneceğini şimdiden acayip merak ediyorum!
Alice Feeney yine ters köşeleriyle dolu, okuru son sayfaya kadar diken üstünde tutan bir roman yazmış. Daisy Darker, klasik bir kapalı oda gizemini gotik bir atmosferle birleştirirken, aile sırlarının ne kadar yıkıcı olabileceğini de gözler önüne seriyor.
Hikâye, yıllardır birbirinden uzak yaşayan Darker ailesinin, ninenin 80. yaş günü için gelgit adasındaki evlerinde bir araya gelmesiyle başlıyor. Gelgit yükseldiğinde dünyanın geri kalanıyla bağlantılarının kesilmesi zaten başlı başına tedirgin edici bir ortam yaratıyor. Fırtınanın ortasında bir ölüm gerçekleşince gerilim giderek artıyor ve herkes birbirinden şüphelenmeye başlıyor.
Kitabın en sevdiğim yanı atmosferi oldu. Deniz Camı adlı ev, yükselen sular, dışarıdaki fırtına ve içeride biriken gerginlik öyle başarılı anlatılmış ki kendimi adada mahsur kalmış gibi hissettim. Her karakterin sakladığı sırların yavaş yavaş ortaya çıkması merak duygusunu sürekli canlı tutuyor. Bir bölüm daha okuyayım derken sayfalar hızla akıp gidiyor.
Daisy karakteriyle ilgili ayrıntılar ve aile üyeleri arasındaki kırgınlıklar da hikâyeyi sadece bir cinayet romanı olmaktan çıkarıyor. Aslında kitap, bir ailenin yıllarca görmezden geldiği gerçeklerle yüzleşmesini anlatıyor. "Şeytan aslında görmemiş gibi yapan gözlerdi ve duymamış gibi yapan kulaklardı." cümlesi kitabın ruhunu çok güzel özetliyor. Çünkü burada kötülük yalnızca yapılanlarda değil, sessiz kalınanlarda da gizli.
Final kısmına geldiğimde gerçekten şaşırdım. Uzun zamandır bir polisiye beni bu kadar hazırlıksız yakalamamıştı. Geriye dönüp düşündüğümde ipuçlarının aslında gözümün önünde olduğunu fark ettim ama yazar bunları öyle ustaca saklamış ki son ana kadar tabloyu göremedim.
Gerilim, gizem ve aile dramını bir arada okumayı sevenler için Daisy Darker kesinlikle tavsiye
Daisy DarkerAlice Feeney · Yabancı Yayınları · 20241,365 okunma
Kısaca konusundan bahsedeyim. Tessa, babasının ölümünden sonra yıllarca annesiyle yaşamış ve kendi hayalleri doğrultusunda bir hayat kurmaya çalışmıştır. Ancak annesinin emekli bir mafya lideriyle evlenmesiyle hayatı tamamen değişir. Bu evlilik sayesinde Yunan mafyasının başındaki Nikolas Stathoulis onun üvey ağabeyi olur.
Tessa, film yapımcısı olma hayalinin peşinden gitmek isterken Nikolas onu koruma bahanesiyle hayatını kontrol etmeye çalışır. Özgürlüğüne düşkün olan Tessa ise bu duruma boyun eğmez ve ikili sık sık karşı karşıya gelir. Aralarındaki güç savaşı zamanla yerini inkar edemedikleri bir çekime bırakırken, Tessa kendini mafyanın tehlikeli dünyasının tam ortasında bulur.
Sinir krizi geçireceğim. Uzun zamandır bir erkek karaktere bu kadar sinir olduğumu hatırlamıyorum. Kitaba başlamadan önce yorumlardan Nikolas’ın pek sevilen bir karakter olmadığını görmüştüm ama açıkçası bu kadarını beklemiyordum. Okurken gerçekten elim ayağım titredi.
Ben dark romance okuyan biriyim ama bu türü okurken özellikle dikkat ettiğim şeyler var. Güçlü, karanlık ve ahlaken gri karakterleri okuyabilirim fakat kadın karakterin sürekli aşağılandığı, tehdit edildiği ve baskı altında tutulduğu kitapları özellikle okumamaya dikkat ediyorum. Malesef çok araştırmadan okuduğum bir kitaptı o yüzden sevmediğim çoğu şeyle karşılaştım.
Nikolas karakteri baştan sona tam bir red flag. Adamın konuşmalarının büyük kısmı emir vermekten, tehdit etmekten ve insanları kontrol etmeye çalışmaktan oluşuyor. Sürekli karşısındaki insanların hayatı kendi iki dudağının arasındaymış gibi davranıyor. Tamam, mafya liderisin. Tamam, güçlü bir adamsın. Ama ben daha önce onlarca mafya kitabı okudum ve hiçbirinde bu kadar kibirli, bu kadar buyurgan ve bu kadar tahammülsüz bir karakterle karşılaşmadım.
Öyle ki