Adam yetiştirmenin çilesini çekmemiş insanların, adam harcamakta çok cömert olduklarını bilen Fatma Hoca’nın gerginliği gün geçtikçe artsa da bu küçük şerlerin büyük hayırlar doğuracağını bildiğinden duruşunu bozmadan hak bildiği yolda yürümeye devam etti.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Hamile bir kadın doğum yapar yapmaz, ebe hanım bebeği okulun başpapazına götürür ve tam bir yıl sonra bilirkişiler toplanırlar. Eğer çocuğun burnu Baş Yargıcın kabul ettiği ölçüye göre daha küçük bulunursa, yassı burun, ebleh varsayılır ve iğdiş etmeleri için papazlara teslim edilir. Muhtemelen bana bu barbarlığın sebebini ve bakireliğin suç sayıldığı bizim ülkemizde, nasıl olur da zor gücüyle iktidarsız adamlar yarattığımızı soracaksınız. Bilmelisiniz ki bunu, otuz yüzyıldan beri sürdürdüğümüz, kapımızın üstünde asılı duran bir koca burun görünümlü tabelada şu yazılanlara göre yapıyoruz: Burada, bilge, ihtiyatlı, kibar, hoşsohbet, cömert ve açık görüşlü bir adam yaşar, küçük burunlular da bunlara zıt niteliksizliklerin sürüsüdür. İşte bu nedenle yassı burunlular hadım edilir çünkü devlet, onların kendilerine benzer çocukları olacağına hiç olmamasını daha çok tercih eder.
Necit seyahatini birlikte yaptıkları, Teşkilat-ı Mahsusa'nın kurucularından Eşref Sencer Kuşçubaşı ile dönüş yolunda, el-Muazzam tren istasyonunda konaklıyorlar. Akılları Çanakkale'de, başbaşa kaldıklarında binbir tedirginlik içinde onu konuşuyorlar... Uzun bekleyişlerden sonra nihayet Enver Paşa'dan Kuşçubaşı'na Çanakkale Savaşı'nın kazanıldığına dair şifreli mesaj bu istasyonda iken geliyor ve hemen Akif'e de iletiliyor. Kuşçubaşı'nın hatıralarından aktarılan bilgilere göre;
"[Çanakkale zaferi haberi] heykelleşmiş duran Mehmet Akif'i birden coşturdu. Dostunun [Kuşçubaşı'nın] boynuna atıldı. O sakin, o gayrının heyecan ve feverandan ayaklanacağı hadiseler karşısında sükun ve vakarını bozmayan o tevekkül ve kadere rızanın nesli içinde örneği, (...) koca adam, şimdi başı Eşref Bey'in kendisi için vefa ve kadirşinaslık duygusu dolu omzunda, masum bir çocuk gibi hıçkıra hıçkıra, sarsıla sarsıla ağlıyordu. Bu gözyaşları Çanakkale'de Mehmetçiğin oluk gibi döktüğü kan kadar cömert ve temizdi (...).
(...) Çok az konuşan bu büyük şair şimdi bir çağlayan halinde idi. Benimle değil âdeta kendi kendisine konuşuyordu. (...) Akif o gece o neslin maddi mânevi terkibini gelecek nesillere anlatmadan canını almaması için Allah'a yalvardı. Hem nasıl yalvarış!... (...):
Ya Rabbi! Bana bu destanı bir aciz kulunun ifadesinin azamisi içinde yad edebilmemin saadetini ve imkânını bahşet. Bu ulvî vazifeyi bana nasip et, sonra emanetini al. Ya Rabbi! Bana bu lutfu çok görme. İn'âm ve ikramının nâmütenahi hazinesinden bu aciz kulunun şu duasını bârigâh-ı ulûhiyetinde kabul eyle...
(...) Sabahı böylece bulduk. Onu teskin etmek ne mümkündü ne de aklıma böyle bir müdahale geliyordu. Bu bir heyecan ve ilham manzarası idi ve ben onu görebilmiş olmakla mübahi mahdut fanilerden idim.