Dimek ki cûş u hurûş ebr ü nev-bahâra gerek Benüm gibi dil-i şûrîde bî-karâra gerek
Süleyman Nazif gibi büyük bir şair ve edibin 1926 baharındaki ifadelerine de bu şahitlikler meyanında bakmak doğru olur: "Kur'an'ın Türkçeye tercümesi hükümetimiz canibinden Safahat şairine havale edildiğini memnuniyetle haber aldık. Bundaki isabeti takdir etmeyecek bir adam yoktur. Böyle bir emr-i muazzam [devasa iş] ilim ister, aşk ister, iman ister. Mehmet Âkif'te bunların hepsi cûş u hurûş [fevkalâde bir coşkunluk] halinde mevcuttur. Kur'an'ı Cenabı Hak Türk lisanıyla inzâl etmeyi [indirmeyi] murad etseydi Cebrail’i bî-şüphe [şüphesiz] Safahat şairi olurdu”."s.25
Sayfa 25 - Dergâh Yayınları·Kitabı okuyor
Reklam
Tevfik Fikret’in Nef’i için yazdığı mersiyede;
Öyle bir nehr-i muazzam gibi cûş etmişsin Fakat, eyvah, çorak yerde akıp gitmişsin!
Sayfa 27
𝖦ü𝗇𝖾ş ç𝗈𝗄𝗍𝖺𝗇 𝗍𝖺𝗌ı𝗇ı 𝗍𝖺𝗋𝖺ğı𝗇ı 𝗍𝗈𝗉𝗅𝖺𝗒ı𝗉 𝗀𝖾𝗓𝖾𝗀𝖾𝗇𝗂𝗇 𝗁𝗎𝗓𝗎𝗋𝗎𝗇𝖽𝖺𝗇 ç𝖾𝗄𝗂𝗅𝗆𝗂ş𝗍𝗂; 𝖺𝗆𝖺 𝖻𝗎𝗋𝖺𝗅𝖺𝗋ı𝗇 𝖺𝗌ı𝗅 𝖾𝖼𝖾𝗌𝗂𝗇𝗂𝗇 𝗄𝖾𝗇𝖽𝗂𝗌𝗂 𝗈𝗅𝖽𝗎ğ𝗎𝗇𝗎 𝗎𝗇𝗎𝗍𝗍𝗎𝗋𝗆𝖺𝗆𝖺𝗄 𝗂𝗌𝗍𝖾𝗋𝖼𝖾𝗌𝗂𝗇𝖾, 𝗒𝖺𝖽𝗂𝗀â𝗋 𝖻ı𝗋𝖺𝗄𝗍ığı 𝗍𝗎𝗋𝗎𝗇𝖼𝗎 𝖻𝗂𝗋 𝖻𝗎𝗅𝗎𝗍 𝗅𝖾𝗄𝖾𝗌𝗂𝗇𝗂 𝗎𝖿𝗎𝗄 ç𝗂𝗓𝗀𝗂𝗌𝗂𝗇𝖾 𝗂ğ𝗇𝖾𝗅𝖾𝗆𝖾𝗒𝗂 𝖽𝖾 𝗂𝗁𝗆𝖺𝗅 𝖾𝗍𝗆𝖾𝗆𝗂ş𝗍𝗂.
Sayfa 186·Kitabı okudu
Abdülhak Hamit Tarhan
Bahr-i muhîtten dâimî bir rüzgâr eser ki bana vatanımın toprağını getiriyor sanırım. Dalgalar dâimâ müteheyyic, ağaçlar dâimâ mütemevvic, şeb-i mehtâbda bütün kâinatın zikir ve tevhid ile cûş u hurûşunu görüyorum ki târifi dâire-i imkândan hâricdir. Beht ü hayretle yâd-ı ebediyyet bir dakika gönlümden çıkmıyor. Hâtıra Allah geliyor, yine Allah geliyor!..
Sayfa 332
𝖹𝖺𝗆𝖺𝗇ı𝗆ı𝗓𝖽𝖺𝗄𝗂𝗅𝖾𝗋 𝗋ü𝗒𝖺𝗒𝖺 𝖽𝖺𝗂𝗋 𝖻𝗂𝗋 ş𝖾𝗒 𝖽𝗎𝗒𝖽𝗎𝗄𝗅𝖺𝗋ı𝗇𝖽𝖺 𝗋ü𝗒𝖺𝗇ı𝗇 𝗆𝖾𝗋𝗍𝖾𝖻𝖾𝗌𝗂 𝗄𝗈𝗇𝗎𝗌𝗎𝗇𝖽𝖺 𝗌𝗈𝗇 𝖽𝖾𝗋𝖾𝖼𝖾 𝖻𝗂𝗅𝗀𝗂𝗌𝗂𝗓 𝗈𝗅𝖽𝗎𝗄𝗅𝖺𝗋ı𝗇𝖽𝖺𝗇 𝗍ü𝗆𝖽𝖾𝗇 𝗋𝖾𝖽𝖽𝖾𝗍𝗆𝖾𝗌𝖾𝗅𝖾𝗋 𝖽𝖾 𝖻𝗎𝗇𝗅𝖺𝗋ı𝗇 𝗎𝗒𝗄𝗎𝖽𝖺 𝗀𝖾𝗋ç𝖾𝗄𝗅𝖾ş𝖾𝗇 𝗁𝖺𝗒𝖺𝗅𝗅𝖾𝗋 𝗈𝗅𝖽𝗎ğ𝗎𝗇𝗎 𝗌ö𝗒𝗅𝖾𝗋𝗅𝖾𝗋. 𝖧𝖺𝗅𝖻𝗎𝗄𝗂 𝗋ü𝗒𝖺𝗌ı𝗇ı 𝗍𝖺'𝖻𝗂𝗋 𝖾𝖽𝖾𝖻𝗂𝗅𝖾𝗇 𝗄𝗂ş𝗂, 𝖻𝗎 𝗒𝗈𝗅𝗅𝖺 𝖾𝗅𝖽𝖾 𝖾𝗍𝗍𝗂ğ𝗂 𝖻𝗂𝗅𝗀𝗂𝗒𝗂 𝖻𝖺ş𝗄𝖺 𝗁𝗂ç𝖻𝗂𝗋ş𝖾𝗒𝗅𝖾 𝗂𝖽𝗋𝖺𝗄 𝖾𝖽𝖾𝗆𝖾𝗓. Çü𝗇𝗄ü 𝗋ü𝗒𝖺 𝗇ü𝖻ü𝗏𝗏𝖾𝗍𝗂𝗇 𝖻𝗂𝗋 𝖼ü𝗓'ü𝖽ü𝗋. 𝖡𝗎 𝗒ü𝗓𝖽𝖾𝗇 𝖱𝖾𝗌û𝗅𝗎𝗅𝗅𝖺𝗁 (𝗌.𝖺.𝗌) 𝖺𝗌𝗁â𝖻ı𝗇𝖺, "𝖠𝗋𝖺𝗇ı𝗓𝖽𝖺 𝗋ü𝗒𝖺 𝗀ö𝗋𝖾𝗇 𝗏𝖺𝗋 𝗆ı?" 𝖽𝗂𝗒𝖾 𝗌𝗈𝗋𝖺𝗋𝖽ı. 𝖪𝗎𝗍𝖻-ı 𝗂𝗋𝖿â𝗇 𝖬𝗎𝗁𝗒𝗂𝖽𝖽𝗂𝗇 (𝖥ü𝗍û𝗁â𝗍)
Sayfa 14
Reklam
Reklam