Genç Osman'ın katli
"... Hünkar Hocası Hoca Ömer Efendi padişahın Anadolu'ya geçmesini istemekteydi. Ömer Efendi kardeşini Mekke'ye kadı tayin ettirmiş, fakat Mekke şerifi engellemişti. Hoca Ömer işte bu sebeple öç almak için padişahın Mekke'ye kadar gitmesini sağlamaya çalışıyordu. "Hacı ve Gazi olmalısın" diye o günlerde henüz 19 yaşında olan genç padişahı sefere kışkırtmaktaydı." "... padişah kılık değiştirip çıktığı pazar teftişlerinde meyhane ve yasakçı odalarında buldukları sipahi ve yeniçerileri dövdürüp taş gemilerine koydurmuştu. Bundan dolayı kullar padişaha düşman olmuştu. Hotin Seferinde dağıtılan akçelerin sonradan gelen yeniçerilere vermemesi, onları padişah aleyhine çevirmişti. Bu yüzden yeniçeriler savaşta gevşek davranmışlardı. İşte 2. Osman'ın Anadolu'da yeni bir ordunun başına geçme kararı bu nedenlerden ileri geliyordu. Anadolu'da tüfekçi sekban toplama haberi etrafa yayıldı. Padişah, tahtı ve tüm hazinelerini Üsküdar'a geçirmeye başladı. Saray iç halkından bazıları padişahın bu kararını yeniçeri ve sipahilere bildirdi. Bunu duyan kullar Atmeydanına (Sultanahmet Meydanı) geldiler, vezirazamın gönderdiği görevliyi taşladılar. Sonra her zaman yaptıkları gibi işi şeriatla desteklemek için Şeyhülislam Esad Efendi'ye gidip fetva aldılar. Fetvada: "İslam padişahını azdırıp beytülmalın itlafına sebep olup padişahın hacca gitmek lazım değilken böyle fetret ve fıtneye sebep olanlara ne lazım gelir, katl lazım gelir yazıp ellerini verdi. "Şeyhülislam Padişahların Kabe'ye gitmesi farz değildir, adalet üzerine ahalinin ahvalini görmek evladır diyerek padişahı kararından vazgeçirmek istedi." "...Asiler padişahtan defterdarın maaşlarda kesinti yaptığını düşünerek idamını istediler. Padişah isteği reddedip aksine emekli çerilerin maaşını kesilmesini emretti." "...Sultan Osman
Sayfa 162 - Kronik
Alıntı
"Para, para, daha çok para”, hem de nasıl. İngiltere yönetimi 1691'de 3 milyon sterlin askerî harcama yaptı. Dört yılda bu rakam 8 milyon sterline yükseldi. Oysaki o yıllarda vergi gelirleri ortalama 4,5 milyon sterlinden ibaretti. Her zamanki gibi açığı borçlanarak kapatmak gerekiyordu. Şimdi yeni burjuva kraliyet rejiminde borçlanmaya dayanan yeni bir savaş finansman yapısı ve onunla beraber kapitalist banka sisteminin temelleri ortaya çıkabilecekti. Böylece sahneye Bank of England çıktı. Tek bir amaçla kurulmuştu; Fransa'ya karşı savaşın finansmanı içindi. Başlangıçta bu hükümete yüklü bir kredi açmayı gerektiriyordu. Kurucuları içinde en uzak görüşlülerin bile bu kredinin parasal düzende nasıl bir devrim tetikleyeceğini kavraması mümkün değildi. Savaş 1689'dan itibaren yüz yıl süreğen bir hâle gelince savaşa finansman sağlama ihtiyacı da süreğenleşti. Banka daimi bir savaş finansmanı aracı olarak İngiltere'nin finansal düzenini dönüştürdü. Her şey masum masum başladı. Fransa'ya savaş ilan edilmesinin üzerinden birkaç ay geçmeden hükümet gelecek vergi gelirlerini teminat göstererek devlet borçlanmasında tüm yöntemleri kullanmaya girişti (özellikle Hazine çeteleleri, donanma senetleri ve kumanya senetleri çıkardı; ayrıntıları gerekli değil). Bunların tümünde devlet fatura ödemek için (çoğun kuyumcu sarraflardan) borçlanıyordu ve alacaklılarına Britanya hazinesine vergi gelirleri ulaştığında borçlarını ödemeyi taahhüt ediyordu. Ancak eskiden beri nakit sıkıntısına düşen hükümetlerin borç ödemeyi erteleme, hatta temerrüt etme sabıkaları nedeniyle bu ödeme taahhütleri de riskliydi. Ayrıca yatırımcılar genelde alacaklarını paraya çevirme gereği ihtimaline karşı canlı bir ikinci el piyasası olan finansal varlıkları yeğler; oysaki o devirde devletin borç senetlerini
Sayfa 202·Kitabı okudu
Araştırma-İnceleme
Reklam
NE YAPMALI Ne yapmalı? Bugüne kadar sürdürdüğüm gibi, çevremdeki kişilerin davranış ve tutumlarını bilinçsiz bir aldırmazlıkla benimseyerek bu renksiz, kokusuz varlıkla yetinmeli mi; yoksa, başkalarından farklı olan, başkalarının istediğinden çok farklı, köklü bir eylem isteyen gerçek bir insan gibi bu miskin varlığı kökten değiştirmeli mi? En basit sorunların çözümünde bile bocalayan bu sözde devrimci gölgeyi, hiç düzeltmeden, biraz olsun çekidüzen vermeden, amaç edindiğimiz ülküleri gerçekleştirmek için hemen kavganın ortasına atıverelim mi? Kendini yönetmeyi beceremeyen kişileri, toplumları yönetmek, onlara yeni yollar göstermek için hemen başa geçirelim mi? Yoksa, toplu eylemlerde kütlelerin başına bela olan zayıf kişilikleri önce sert ve sıkı bir sınavdan mı geçirmeli? Ben kendimi yeterli görmüyorum. Ne için yeterli? Her şey için. Topluluğun eylemine engel olabilecek sorunlarımı çözmeden, onu güdebilecek sorunlarımı çözmeden, onu güdebilecek güçte olmadığımı seziyorum. Başkalarına söyleyecek bir sözüm olabilmesi için önce kendime söz geçirmem gerektiğine inanıyorum. Bana bugün, ne yapmalı? diye soracak olurlarsa, ancak, önce kendini düzeltmelisin, diyebilirim. Bir temel ilkeden yola çıkmak gerekirse, bu temel ilke ancak şu olabilir: kendini çözemeyen kişi kendi dışında hiçbir sorunu çözemez. Ne yapmalı? Bu soruya hemen bir karşılık bulmak istenirse, elbette salt aklın verisiyle, ya da oradan buradan derlenmiş bir iki düşüncenin bileşimiyle bazı geçici çareler ortaya atılabilir. İnsan, ilk bakışta bu geçici çarelerin kendi buluşu olduğunu sanabilir. Oysa, örneğin, salt aklın verisi diye nitelendirilen kavramın biraz incelenmesi, bunun çoğunlukla toplumun etkisiyle elde edilen kalıplar olduğunu gösterecektir. Salt aklın verileri, insanı, gevşetmeye fırsat
KİTABIN ÖZETİ
İsraillierin 18. Hanedan’ın sonunda ve 19. Hanedan’ın başlangıcında Mısır’da oldukları biliniyor (17). Dört Amarna kralının (Akhenaton, Smenkare, Tutankamon ve Aye) hepsi Yusuf Peygamberin soyundadır (17). Musa’nın Adı Musa Mısırca bir sözcük olan çocuk anlamına gelen MOS’tan gelmektedir (22). Örneğin Mısır kraliyet annesinin, çocuğa İbranice özel bir isim seçebilecek kadar İbrani dilbilgisine sahip olmasını nasıl bekleyebiliriz? Ayrıca Yusuf Peygamber’in durumunda da görebileceğimiz üzere Firavun onu vezir olarak atadığında ona yeni Mısır kimliğine uygun bir Mısırlı adı vermiştir (99). Freud Musa ve Tektanrıcılık kitabında Musa’nın Akhenaton’un müridi olduğunu belirtiyor (23). ÇOBAN ÇİFTÇİ ÇATIŞMASI ÇOBAN: Harun herkesin altın küpelerini toplamış, metali kalıba dökmüş ve buzağı şeklinde bir put yapmıştır (37). ÇOBAN-ÇİFTÇİ: Yaşlı adam ölçeğin bir tarafına Mısır’ın büyüklerini ve prenslerini, diğer tarafına da bir kuzuyu koymuştur (44). Üç durumda da Mısır’dan Çıkış, Akhenaton’un hükümdarlığıyla bağlantılıdır. Musa’nın eşi olan Mısırlı kraliçenin adı Adonith (Aton-it) olarak verilmiştir ve Akhenaton’un Mısır halkına dayatmaya giriştiği tek Tanrı olan Aton’dan türemiş olduğu açıktır Musa, Mısır hafızasında bir Heliopolis rahibi olan Osarself adıyla da kalmıştır, bu da onu, benim Akhenaton’un anne tarafından büyükbabası Yuya olarak tanımladığım, İsrail kavmini Mısır’a getiren Peygamber vezir Yusuf’la ilişkilendirmektedir (54). Yahudiler Mısırlı tarım uygarlığının hayvanlarına bakmaları için tuttukları çobanları olabilir. Zamanla Mısır’ın dinini öğrendikçe kendilerine Akhenoton ile bir çıkış sağlamış olabilirler. Diğer Samilerle araları bunun için bozulmuş olabilir onları hor görmüşlerdir. Toprağı olan tefeci olabilir. Yahudiler AJAN olarak kabul edilmiş olabilirler.
Alıntılar
ÇÖKÜNTÜ Uzun zamandır sürüp giden harb, Türkiye’nin, insan ve malzeme kay-naklarını insafsızca harcamakta idi. Yukarıda gördüğümüz belgelerdeki sayılara Çanakkale kayıplarını da şöylece ekleyelim : 55.127 Şehit 21.494 Çeşitli hastalıklardan ölen 10.067 Kayıp 100.177 Yaralı ------------------------------- 186.865 . . . . . . . 7 aylık kayıp toplamı (19). Talat Paşa ve Ferit Bey Konuşması İttihatçılar «Bilecik’te sürgün bulunuyordum. Mütarekeden 5-6 ay önce idi. Talat Paşa beni İstanbul’a çağırdı. Gittim, görüştüm. Bana dedi ki: — Yeni bir fırka (parti) kurup, sonra biz çekileceğiz. Ben, Enver ve diğer arkadaşlar İttihat ve Terakkide kalacağız. Cemâl Paşa ile Cavit Bey yeni Partiye geçecekler. Sen bu işleri iyi bilirsin. Yeni partiye ve kurulacak kabineye girmeni istiyoruz. Ben, hem Cemal Paşa ile beraber çalışamıyacağımı, hem de böyle sun'i partilerle hiç bir şeyin halledilemiyeceğini söyleyerek teklifi reddettim (22). Enver Paşanın Doğuda 1918 yazının bir iki ayı içinde çabucak ve kusur-suz olarak kurduğu 4 tümenli 3. Ordu ile 6 tümenli 9. Ordunun, Güney cephe-sindeki bozguna bir faydası olmadı. Fakat bu ordular Millî Mücadelede işe yarayacaktı. Mütarekeden sonra, 3. ve 9. Orduların bazı tümenleri İstanbul’a ve Trakya’ya nakledilmiş ve iki or-dunun geri kalan 4 tümeni birleştirilerek XV. Kolordu kurulmuştur. Milli Müca-delenin başlangıcında Türk ordusunun dayanılacak tek kuvveti, ileride görüle-ceği üzere, Kâzım Karabekir Paşa kumandasındaki bu kolordu olacaktı (24). ASKER KAÇAKLARI: 300 bini aşan asker kaçağının önemli bir kısmı, bütün Anadolu’da eşkiyalık yaparak zaten sarsılmış olan devlet otoritesini hiçe indiriyordu. Anavatanın savunulması başlayınca bunlar ile de uğraşmak gerekecekti (28). VAHDETTİN Sabık Adliye Nazırı İbrahim Beye de şunları söylemiştir : «Aczim
Reklam
Reklam