Sonunda dostlarına veda etme zamanı geldi. “Elveda, Balin!” dedi, “ve elveda Dwalin, elveda Dori, Nori, Ori, Oin, Gloin, Bifur, Bofur ve Bombur! Sakallarınız hiç seyrelmesin!” Ve Dağ’a doğru dönerek ekledi: “Elveda Thorin Meşekalkan! Ve Fili ile Kili! Hatıranız asla solmasın!”
Ardından cüceler kapının önünde yerlere kadar eğildiler ama sözcükler boğazlarında düğümlendi. “Elveda, nereye gidersen git, şansın açık olsun!” dedi Balin nihayet. “Salonlarımız bir kez daha güzelleştiğinde bizi yeniden ziyaret edecek olursan, işte o zaman şölen muhteşem olacaktır!”
“Sizin de yolunuz benim oralara düşerse,” dedi Bilbo, “kapıyı çalmaktan çekinmeyin! Çay saat dörttedir ama hepiniz istediğiniz zaman gelin, başımın üstünde yeriniz var!”
Sonra arkasını dönüp gitti.
İşte, insanlar küçük psikolojik cüceler haline böyle geldiler…
İnsan bir kez bu alçalma düzeyine indiğinde, ihanet etmekten, suçlamaktan, yakınmaktan, kendine acımaktan ve yalan söylemekten, özellikle de, yaşadığı sorunun önemsiz, takıldığı ayrıntıların değersiz, arada bir karşılaştığı sorunların ufak tefek ya da anlık terslikler olmasının dışında yaşantısının aslında mükemmel olduğuna inanarak, kendine yalan söylemekten başka bir şey yapamaz hale gelmiştir.
iki karış boyunda bir herif! Valla, komiser olduğuna bile inanmadım. Öyle komiser m'olur? Görsen Beyazıt kenefine ibrik yapmazsın... Orta oyunlarında cüceler var ya... İşte onlara benziyor.
Ne gariptir ki, bu devler ve cüceler, ama kıvranan devler ve çırpınan cüceler dünyasında, yine dünyanın beklediği en büyük inkılâp işte bu cücelere düşüyor! Ve biz, böyle bir noktadan harekete memur bulunuyoruz. Yani, öyle bir hasta ki, dünyaya devâyı getirmek zorunda üstelik...
Alaeddin Özdenören – Bütün Şiirleri
Çocuk uykusunda gülüyor
Yılların acı çığlığından habersiz
Elleriyle oynuyor karanlıklar
Sessiz sessiz.
**
Deniz ta ayaklarımızın dibine gelir
Bir baskın verir gibi sessizce gelir
Üstümüze renk renk kuşlar serpilir
Gözlerinin içi güler gece aydınlanır
**
Bir sigara paketi gibi buruşturup attığımız gençlik
Çay bardaklarında eriyen günler
Sizler tanırsınız o şaşmaz yanılmaz şeytanı.
**
Sen geliyorsun ayak seslerinden belli
Ayaklarının yerleri öpüşünden belli
Ki o öpüşler deniz dalgalarına vergi
Ayaklarında menekşelerden bir sergi
Menekşeler mi seni bana getiren.
**
Başım acıların dalgın gölünde
Mümkün mü geçmiş gecelerin birinde
Buluşmak yeniden
Şimdi gelinmez o yerlerdeki sevgiliyle.
**
Biz o zamanlar ağacı gürül
Kanları güneş gibi çocuklardık
Kaderin altın dünyasında yaşardık