Modernite öncesi zamanlarda “çocuk” diye bir şey olmadığı, yani çocuğun ayrı bir varlık teşkil etmediği gayet iyi bilinir. Resimlerde çocukların küçük yetişkinler, çocuk-insanlar olarak resmedilmesini buna örmek gösterebiliriz. Modernitenin ortaya çıkışına kadar çocukluk, bireyin kronolojisinde istisnai bir dönem olarak ele alınmamıştır; çocukluk normalleştirilecek, disipline edilecek bir özne olarak ortaya çıkmıştır: Çocuk-insan sosyalleşmemiş bir varlık olarak tanımlanır. Dolayısıyla modernitenin en önemli panoptik kurumlarından bazıları, örneğin kreş ve okul, çocukla insan arasındaki ayrımı ortaya koyar. Düzgün bir “insan” olmak için önce düzgün bir “çocuk” olmak, yanı kapatılmış bir mekanda disipline edilmek ve normalleştirilmek gerekir. Bunun ardından, kişi diğer kurumlara, fabrikalara, üniversitelere, evliliğe ve en sonunda da yaşlı bakım evlerine ilerleyebilir; hepsi bir içeri-dışarı ayrımıyla belirlenen, “hepsi ayrı kanunlara sahip bir kapalı alandan diğerine” hareket ederek bir yaşam sürer.
asıl düşman, stratejik düşman faşizmdir... Burada söz konusu olan yalnızca tarihsel bir faşizm, yani sadece Hitler’in veya Mussolini’nin faşizmi değildir... aynı zamanda iktidarı sevmemize, tam da bizi hakimiyet altına alan ve sömüren şeyi arzulamamıza neden olan içimizdeki faşizmdir
Abartıyorsun Orhancığım.
(İç Ses: ver gazı, yerim seni Orhan)
İpek Demirer
@ipekkamuran
·
“Celâl anlatırdı; Celâl anlattıkça dünya anlamlanır, burnumuzun ta dibindeki ‘gizli’ gerçekler daha önce bildiğimiz, ama bildiğimizi bilmediğimiz zengin zengin bir hikayenin şaşırtıcı parçaları haline dönüşür, böylece, hayat da, daha bir katlanılabilir olurdu.”