Deniz Sinanoğlu

9/10
·256 syf.··
Beğendi
·
2020 8. kitabı
En sevdiğim yazarlardan José Saramago’nun ölüm yıldönümü anısına... İyi bilinir ki insan ruhu, çoğu kez, nedenini bilmediğini söylediği kararlar alır, bunu aklın yollarında öylesine bir hızla koşarak yapar ki sonradan bunları tanımayı, hele yeniden bulmayı hiç beceremez! Kitabın ana karakteri Don Jose Nüfus Kayıt Arşivi’nde çalışan sıradan bir memurdur. Hiyerarşiye dayalı bir sistemin içindeki bir çark olarak kendini tanıtır bize. Sıradan olan hayatı tesadüfen karşılaştığı bir kayıt fişiyle tamamen değişir. Kitabın bölümlerinde Don Jose’nin yoğun merakını, aldığı kararları, sistemi ve benliğini sorgulayışını, kendisini keşfetme çabasını, arzularını ve korkularını görüyoruz. Saramago bize sıradan bir hayatın merak uyandırıcı hale nasıl büründüğünü gösteriyor Bütün İsimler’de. Ve karakterin kendi kendine yaşadığı konuşmalar, fikir uçuşmalarıyla hayatını sorgulayışına tanık ediyor bizleri.
Bütün İsimlerJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınevi · 20211,047 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
10/10
·112 syf.··
2013 4. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 26 Ocak 2013 00:26
Marquez’in en sevdiğim kitabı Santiago Nasar’ın başına gelenler kitabın en başından biliniyor. Ve ‘sonunu bildiğimiz bir olay nasıl bu kadar merak uyandırır’ ın ayaklı örneği bu kitap. “Bazen kaderimiz bizi görünmez kılar” kitabı anlatan çok çarpıcı bir söz. Bir cinayetin işlenişi altında yatanlar ortaya çıkarılırken toplumsal gerçekler didik didik ediliyor. Kadın erkek rolleri, ekonomik statüler, kültürel ve toplumsal baskı ince ince eleştiriliyor. Biz de cinayeti işleyeni değil, nasıl olur da buna kimsenin dur diyemediğini öğrenmek istiyoruz zaten. Bir namus cinayeti adı altında görünen bu olay toplumun tüm çarpıklığını, insanların merhametsizliğini, umursamazlığını gözler önüne seriyor. Sonra duruyoruz ve düşünüyoruz Ülkemizde kaç kırmızı pazartesi atlattık? Kaç kişi gözlerini yumdu, kulaklarını kapattı yaşananlara? Neden ve nasıl yaşandı tüm bu olaylar? Her gün daha yüzlerce pazartesiyi kırmızıya boyuyoruz ve dur demiyoruz!! Belki de bu yüzden beni çok etkiledi Marquez’in bu eseri. Çok gerçekçi, çok samimi ve ne yazık ki çok doğru... Ölmeden önce okunması gerekenler listenize bir kitap eklemeye hazır mısınız?
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202595,3bin okunma
7/10
·170 syf.··
2020 58. kitabı
“Çocuk konuşmaya başlamadan önce bakıp tanımayı öğrenir.” John Berger, Görme Biçimleri’nde sanat eserleri üzerinden toplumsal gerçeklerle yüzleştiriyor bizleri. Bir bölümde, rönesans tablolarından yola çıkarak kadının toplumdaki yerini sorguluyor. Ona göre; kadının böylesine sınırlandırılmış, müdahale edilmiş olan yaşamı şekillendiriyor benliğini. Hep kendini gözlemlemek zorunda kalan bir kimlik oluşturuyor zamanla. Onun deyimiyle; Erkekler kadınları seyrediyorlar, kadınlarsa kendi seyredilişlerini seyrediyorlar. Tablolardaki kadınları inceliyoruz birlikte. Diğer bölümde, “sahip olma” arzusunun yağlı boya tablolarda bizlere nasıl yansıdığını görüyoruz. Mülkiyet kavramı, kapitalizmin etkileri, toplumsal eşitsizliğe tanık oluyoruz bu eserlerde. Ve tüm bu eserlerde, müzelerde sergilendiği gibi, içinde kimin bulunduğundan ziyade o kişinin bize nelerini göstermek istediğiyle ilgileniyoruz. Bakış açımızla biraz oynuyor yani Berger. Diğer bölümse, reklamların ve orada kullanılan imgelerin insanları nasıl etkilediğini anlatıyor.’Aldığınız her yeni nesne, der reklam, sizi bir bakıma daha da zenginleştirecektir. Aslında o nesneyi almak için para harcayarak biraz daha yoksullaşacak olsanız bile!’ John Berger benim hayata ve nesnelere bakış açımla oynamayı başardı. Bence kitabı okuduğunuzda sizde de aynı etkiyi bırakacaktır. Ya da şöyle diyebiliriz: Var olanın ardındakini görmeye başlayacaksınız. Fotoğrafçılık alanında çokça okunan bu kitabın, bir terapist olarak da okunması gerektiğini düşünüyorum. Terapi odasında ortaya çıkanlar, danışanın göstermek istedikleri, bizim görmemiz gerekenler... Hepsine bir parça dokunan bir kitap Görme Biçimleri.
Görme BiçimleriJohn Berger · Metis Yayıncılık · 20207,6bin okunma
10/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2020 27. kitabı
Son dönemde okuduğum ve “En”lerim arasına giren bir kitap oldu️ Ölümden sonraki hayatlara bir kapı aralıyor Eagleman. Hayatlar diyorum çünkü onun hayal gücüyle kitap boyunca 40 farklı senaryoyu yaşıyoruz. “Ya .... olursa?” diye başlayan alternatif dünyaları ve bunların sonuçlarını, eğlenceli ve eleştirel bir dille ele alıyor kitabında. İlk alternatifte; ölümden sonra aynı deneyimleri tekrar yaşarsınız fakat hepsi art ardadır. Yani 2 ayınızı araba sürerek, otuz yılınızı uyuyarak, 27 saatinizi acı çekerek.. yaşarsınız. Bir başkasında ise; uyandığınız anda her şey aynıdır, fakat dünya sadece hatırladığınız insanlardan oluşmaktadır. Yani hatırlamadığınız ya da daha önce tanımladığınız kimse yoktur. Bu yüzden üretimde çalışması gerekenler, parktaki yabancılar ortadan kaybolmuştur. Bir başkasında ise; kocaman bir bekleme salonunda dünyanın gidişatını bir TV’den izlemeye davet edilirsiniz. Yani artık dünyadaki yaşamın bir parçası değilsiniz fakat kumandayla istediğiniz anını izleyebilirsiniz. Tüm bu alternatifler bize, neyin doğru neyin yanlış olduğunu sorgulatmak için kurgulanmış gibi. Hangisinin iyi, hangisinin kötü olduğuna karar vermek zaman zaman zorluyor. Örneğin; ölüm sonrası yaşamda dev bir ekranda sevdiklerimizi izlemek ne kadar iyi️Fakat bir zaman sonra üyeliği bitenler dışarıya çıkarılıyor. Çıkarılanlar istan ediyor, öfkeleniyor. Niye? Üyeliği bitmeyecek olanlara imreniyorlar. Fakat imrenmeliler mi? Sevdiklerinin acı çektiğini görmek, öldüğünü izlemek, dünyadaki kötülükleri görmek ve müdahale edememek... Eagleman’ın bu 40 farklı senaryodan oluşan kitabını okurken içinde bulunduğumuz hayatı düşünüyoruz. Her alternatif dünyadaki bir gerçekliğe ya da arzuya gönderme
Ve... Sonraki Hayattan Kırk ÖyküDavid Eagleman · Domingo Yayınevi · 2010934 okunma
10/10
·352 syf.··
2020 62. kitabı
Ne zamandır listemde olan ama okumayı geciktirdiğini bir kitap 1984.Okumak için doğru zaman belki de şu anmış benim için. Kitabı elimden bıraktığımda tek bir yorum yaptım “ileri görüşlülüğün yazıya dökülmüş hali!” . Orwell, kimilerince belli bir dünya görüşünü eleştirmiş, kimilerince ise bir dünya görüşünü savunmuş. Ama aslında 1984’ü okuduğumuzda görüyoruz ki bir insanlık gerçeğiyle baş başa bırakmış bizi. Çünkü ne geçmişte, ne yaşadığımız dönemde, ne de gelecekte olm ve olacak olan hiçbir şey insandan bağımsız olamaz. Ve aynı güdüler, aynı arzular ve istekler kendini tekrar eder biçimde yer alacak hayat sahnesinde. İster Orwell’in distopyasında olduğu gibi yaratılan “yeni söylem” diliyle düşünceler kısıtlansın, yönetenler tarafından her alana korku salınsın, en büyük suç düşünce suçu haline gelsin ve her an izleyen bir göz yaratılsın; isterse de demokrasi söylemi altında, halkın iyiliği için ama halka rağmen ilkesiyle düşünceler sansürlensin, ahlak, din gibi kavramlar kullanılarak insanlar yönlendirilmeye çalışılsın... Yapılanlar, bunu gerçekleştirenler hep aynı ve hep aynı olacak. Erich Fromm’un bahsettiği gibi: Bu roman bir uyarı niteliğinde. Ve tarihin akışı değişmediği sürece, dünyanın dört bir yanındaki insanların en insani niteliklerini yitirecekleri, ruhsuz otomatlara dönüşecekleri, üstelik bunun farkına bile varmayacaklarıdır. (çevirmenin notu) Karakterimiz Winston’un çalıştığı Gerçek Bakanlığı’nda yapılanlar gibi her şeyin farkında olsanız bile tüm kayıtlar değiştiriliyorsa, geçmiş değiştiriliyorsa aklınıza mı inanırsınız var olan kayıtlara mı? İşte farkına varmamaktan kastedilen belki de budur. 1984’te yer alan üç süper-devletin
Edebiyat
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023200bin okunma