"Proust'ta müziğin önemi üzerine bir kitap yazılabilir, özellikle de Vinteuil'ün müziğinin (Sonat ve Septet). Proust'gil tanıtlamanın bu yönü üzerinde Schopenhauer'in tartışma götürmez bir etkisi vardır. Schopenhauer, Leibniz'in müziği 'okült aritmetik' olarak tanımlayışına karşı çıkar ve kendi estetiğinde onu başka sanatlardan ayırır: Başka bütün sanatlar İdea'yı ancak peşinden sürüklediği birtakım görüngülerle birlikte üretebilirken, müzik İdea'nın kendisidir, görüngüler dünyasından habersizdir, ideal biçimiyle varlığını evrenin dışında sürdürür, Mekân'da değil Zaman'da kavranır ve dolayısıyla teleolojik hipotezden münezzehtir. Müziğin bu özsel niteliği, dinleyici tarafından çarpıtılır: Dinleyici, katışıklı bir özne olduğu için, ideal ve görünmez olana bir figür yakıştırmakta ısrar eder, İdea'yı aklınca uygun bir örnekle cisimleştirmeye çalışır. Bu yüzden opera da, tanım gereği, sanatların bu en maddesizinin iğrenç bir yozlaştırılmasıdır: Bir libretto ile tikelleştirdiği müzik pasajının ilişkisi, sözgelimi Vendöme Sütunuyla ideal bir düşeyin ilişkisinden farksızdır. Bu açıdan, vodvile göre daha eksik bir sanattır opera: Vodvil, hiç değilse, tamamlanmış bir numaralandırma komedisini başlatıyordun Bu açıdan, 'da capo' [başa (dön)] adlı o güzel konvansiyonu da kesinlikle kavranabilen ve kesinlikle açıklanamayan bir sanatın mahrem ve dile gelmez doğasının tanığı olarak görebiliriz."