"... Kişilik ve bireysellik nasıl da aykırı geliyor bu insanlara, aramaktan, düşlemekten vazgeçmeyenleri nasıl da kuşkuyla karşılıyorlar, biriciklik özlemini nasıl tiksinç buluyorlar, yaşamla ölümün birbirini tamamlayışını nasıl da görmezden geliyorlar; nasıl bu kadar korkaklar, bu iç açılarının toplamı sonsuz darbe derecesi göt-beyin-phallus (fallus) üçgenindeki yer değiştirmelerle böyle neyi koruyorlar savunuyorlar? Peki bizim hayatı algılayışımız bu kadar cerebral (düşünsel) ise, doğaldan böyle uzaklaşmışsak onlar mı doğal yaşıyor dersin, bana kalırsa bizim yabancılaştığımız doğa ve doğallık değil yaşadıkları olsa olsa yanlışlarla yaratılan, üretilen ve katlanan bir atmosferde doğadan olabildiğince uzak en uç noktada can çekişiyor hayvanlar. Evet, Nietzsche'ye göre “insan hasta hayvandır” ama bence insan can çekişme durumundan kendini kurtarmaya çalıştıkça, sağaltabildiği ölçüde insan (ve belki de olması gereken gerçek hayvan!) olabilir çünkü yaşamın şen döngüsü böyle olmasını dilemektedir ya da ben bu dileği bir buyruk bilmek istiyorum. Görmek-görebilmek-bilmek aşamaları böylece gerçekleştirilir; sayrılıktan, bu genel geçer bu ezici bu kalık, tuhaf çoğunluğun sürücül toprağından bir mavi kan yaratarak ve onunla beslenerek, besleyerek -çok mu baş edilir olumlanır bir karmaşadır bu mavi kanın yaratılma süreci. Bu çır çır çırpınma, gül dikenleri arasındaki dans, aklın zamanla tutuştuğu bu güreş? Değil belki, ne var ki, insan dönüştürerek oynayan, oynayarak dönüştüren varlıksa, değerler yeniden yaratılabilirliğini korur en azından, yaşamın önerdiği ve geri bıraktırdığı zenginliğin içinden seçimler yapmada özgürdür artık, seçilmesi gereken kimi zaman bitimsiz bir acı da olsa...
O zaman acı sonsuzca boyutlanır, çok katlı sevinç paylarını içerir avaz avaz haykırmalar ve