"Seni duydum!" dedi yaklaşırken. "Seni ta Hoplar'ın oradan duydum!"
"Birisi için," dedim ağır ağır, "lavta çalacağımı hatırlar gibiyim."
"O benim!" Sırıtarak ellerini göğsüne yaklaştırdı. O hevesle dans eder gibi ağırlığını bir ayağından ötekine aktarıp duruyordu. "Benim için çal! Bir değil iki taş kadar sabrettim," dedi. "Tam zamanında geldim, çünkü üç taş kadar sabredemezdim."
Bana enerji gerek. Bedenime yeni bir yaşam enerjisi kaynağı gerek. Hiç durmadan dans edebileceğim, yağmur yağsa da rüzgar esse de tepelerde tarlalarda koşabileceğim yeni bir yaşam enerjisi gerek bana.
Hayallerin hayali bu değil miydi yoksa? Yeryüzünde kimseye bilme hakkı tanınmamış olan bu bilgiye nihayet ulaşabilmek değil miydi? Nerede, nasıl ve ne zaman? Doğumdan ölüme kadar iyilik perisinin mavi ışığına sarınmış olan yapaylık hayatımızın her alanına el atıyor. Hayatta ne kadar az belirsizlik varsa o kadar iyidir düşüncesine bizi ikna etmeye çalışıyorlar; beklenmedik olana -tabii en başta ölümün huzursuzluk verici gizemine- egemen olabilme becerisi, yeryüzünde cenneti yaşamanın anahtarıdır deniyor. Program ilerlemeye başladığına göre bu olağanüstü indirgemeci devrimin işaretlerini fark etmeye başlamamız gerekir. Mükemmel olmayan ama giderek mükemmelleştirilen makineleriz: Yollar, evler gülümsemelerle, kahkahalarla, dans adımlarıyla doldurulmalıdır.