Zavallılıklarını aşmak. — Kendi onur ve önem duygularını oluşturmak için, öncelikle hükmedebilecekleri ve taciz edebilecekleri kişilere ihtiyaç duyan onurlu arkadaşlar: Yani güçsüzlük ve korkaklıkları nedeniyle birisinin kendilerine kibirli ve kızgın davranışlar göstermesine müsaade edenler! — Öyle ki bir an için kendi iğrençliklerinin üzerine çıkmak için, çevrelerinin iğrençliğine ihtiyaç duyan insanlardır! — Bunun için bazıları bir köpeğe, bir başkası bir dosta, bir üçüncüsü bir kadına, bir dördüncüsü bir partiye ve çok ender kişi de bütün bir çağa ihtiyaç duyar.
Patojenlerin grupları birbirinden uzak tutan tutumlar davranışlar ve inançlar üzerindeki etkileri, patojenler (hepatit gibi) insandan insana bulaşıyorsa, hayvanlardan insanlara bulaşan (sıtma gibi) hastalıklardakine kıyasla daha kuvvetli olur. Başka insanlar bizimkinden farklı kültürel pratikler sergilediklerinde, davranışları sadece bizim kültürel veya dinsel pratiklerimizi tartışmaya açmakla kalmaz, bunların ayrıca hastalıklar için farklı yayılma yolları oluşturmak gibi bir potansiyeli de olur. Farklı yemek pişirme usulleri, farklı erginlenme ritüelleri ve farklı eş bulma sistemleri patojenlere maruz kalmanın yeni yollarını da ortaya çıkarabilir. Davranışsal bağışıklık sistemimiz ise bu tarz yabancı pratikleri sadece farklı bulmamızı değil, yanlış saymamı da sağlayacak şekilde evrimleşmiştir.
"Bir fare de istediği yere gitmekte özgürdür, labirenti içinde kaldığı sürece"
İlk bakışta özgürlükten bahsediyor gibi görünürken, aslında özgürlüğün sınırlarından bahsediyor. Bu cümle bana hep şu soruyu düşündürür: Özgürlük nedir? İstediğimiz seçeneklerden birini seçebilmek mi? Yoksa seçeneklerin kendisini belirleyebilmek mi? Çünkü fare gerçekten özgür değildir. Sağa gider. Sola gider. Durur. Koşar. Ama bütün bunları, başkasının tasarladığı bir düzenin içinde yapar. Labirenti kendisi kurmamıştır. Kurallarını kendisi koymamıştım. Çıkışın nerede olduğuna kendisi karar vermemiştir. Yalnızca mevcut seçenekler arasında hareket etmektedir. İşte burada özgürlük ile tercih hakkı arasındaki fark ortaya çıkar.
Beni düşündüren tarafı şu oldu: Günümüzde çoğumuz özgürlüğü seçenek sayısıyla karıştırıyoruz. Yüzlerce televizyon kanalı. Binlerce kitap. Milyonlarca sosyal medya hesabı. Sonsuz tüketim seçeneği. Ama bunların hiçbiri otomatik olarak özgürlük anlamına gelmiyor. Çünkü asıl soru şu: O seçenekleri kim belirledi?
İşte fare-labirent metaforu burada ürkütücü hale geliyor. Bir de bunu Damızlık Kızın Öyküsü bağlamında düşünürsek daha da sertleşiyor.
Gilead insanlara "özgür değilsiniz" demiyor. Tam tersine. Onlara belirli alanlar tanıyor. Belirli davranışlar. Belirli roller. Belirli görevler. Ve sonra da: "Bakın, seçme hakkınız var." diyor.
Ama seçimin sınırlarını zaten sistem belirlemiş oluyor.
Bu yüzden bu alıntıyı okurken aklıma Orwell'den, Huxley'den ve hatta Beni Asla Bırakma'dan parçalar geldi. Çünkü büyük sistemler insanlara çoğu zaman zincir göstermez. Labirent gösterir. Ve insan, duvarlar görünmez olduğunda kendini daha özgür hisseder. Belki de bu yüzden bu cümle, özgürlük üzerine okuduğum en rahatsız edici cümlelerden biri. Çünkü insanı şu ihtimalle baş başa