Takındığımın farkında bile olmadığım ilahi vakarımla nasıl da kaskatıydım. Ona gelince, benden beter kasılmıştı. Kolum onunkine sürününce titriyordu. Bu tür hareketleri tanıdığımı sarsılarak fark ettim. Binlerce kere yapmışım hepsini. Babama, dedeme ve günlerimin içinden gelip geçen bütün o kudretli tanrılara karşı. Upuzun bir korku zinciri.
1000Kitap
Dedem ölünce küsmüş babaannem dedeme. Ölüye küsülür mü? Ama küsmüş. Sen benimle kalmadın da, Dudu‘nun peşinden gittin diye sırt çevirmiş rahmetliye.
Sayfa 72·Kitabı okuyor
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Babaannem, dışarıdan eve her girdiğimizde "Evceğizim evceğizim sen saklarsın halceğizim" der, sonra dedeme döner "adamcağızım adamcağızım sen anlarsın halcağızım” diye eklerdi.
Alıntı
Babaannem, dışarıdan eve her girdiğimizde "Evceğizim evceğizim sen saklarsın halceğizim" der, sonra dedeme döner "adamcağızım adamcağızım sen anlarsın halcağızım" diye eklerdi. Ben bunu gerçek sanıyordum, bu ev benim de halimi saklamalı, kocam her halimden anlamalıydı. :(
Sayfa 44·Kitabı okuyor
Abdülhamid'in torunuyum diye ortaya çıkan biri vardı mesela, Nilhan Osmanoğlu, tapusu dedeme ait diyerek Galatasaray Adası'nda hak iddia ediyordu...bu arkadaş televizyona çıktı, "Napolyon'un Abdülhamid Han hakkında meşhur sözü vardır" dedi, Napolyon'un Abdülhamid Han benden sonra ikinci zengindir" dediğini anlattı. Halbuki.. Napolyon öldüğünde Abdülhamid hâlâ dünyaya gelmemişti. İkinci Napolyon öldüğünde Abdülhamid hâlâ dünyaya gelmemişti. Üçüncü Napolyon öldüğünde Abdülhamid henüz tahta bile çıkmamıştı, Dördüncü Napolyon zaten yoktu. "Torunuyum" diyenin bile Abdülhamid bilgisi bu kadarken, gerisini düşünün gari!
Sayfa 139 - Kırmızı Kedi Yayınevi 3. Basım Aralık 2017·Kitabı okudu
Alıntı
Mavi Pelerinli Adam
Bazı oğlan çocukları vardır, oyuncaklarını kırdıkları için değil, hayat onları erken kırdığı için büyürler. Daha bıyıkları terlemeden, sesleri kalınlaşmadan, omuzlarına yaşlarından büyük mevsimler yüklenir. . Hayatı ve dünyayı, rüzgârlar kasırgalar yiyerek öğrenir. Dört duvarın soğuk kuytusunda üşüyen küçük eller, ihtiyacı olan o en sıcak güneşi ancak kendi ceplerinde bulur. . Zemheri ayında hırkasız kalan o omuzlar, gün gelir, koca bir gökyüzünü taşır. (Çünkü yeryüzünün sarayları dardır onlara.) Ben de onlardan biriydim. . Bir gün anladım ki yeryüzü herkese aynı anahtarı vermiyor. Bazıları kapıları açıyor, bazılarıysa Kaf Dağının arkasına kaçıyor. . İnsanlardan umudu kesince, başımı göğe kaldırdım. Çünkü yeryüzü bana yer açmadığında, gökyüzü hiç değilse beni kovmuyordu. Dinliyordu. Samanyolu,