Ütopya maskesi takan distopya
9/10
·40 syf.··
Beğendi
·
2026 71. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 16:42
Bir kasaba düşünün; çocuğundan yaşlısına, erkeğinden kadınına, içinde ne kadar insan barındırıyorsa herkes mutlu. Geçim derdi, eğitim, yaşama sancısı gibi olgular yok. Savaş yok, herkes barış içinde. Herkes müthiş mutlu, bahçelerdeki otlar bile daha bir yeşil, gökyüzü daha bir mavi, güneş daha bir kızıl. Şehri oluşturan her detay kusursuz bir güzellikte. Rüyalarımızda görebileceğimiz türden, fazla ütopik. Böyle bir kasaba anlatıyor bize Ursula. Ve o kadar ballandıra ballandıra anlatıyor ki o kasabaya gitmek istiyoruz okurlar olarak. O şehirde ağaçlara konan kuşları bile merak ediyorum, ötüşlerinin, renklerinin güzelliğini. Birbirinden coşkulu çocukları, huzur dolu insanları. Bu kasabada gerçekleşecek bir festivalle başlıyor kitabımız. Festival hazırlıkları ve detaylar öyle güzel ki, ömrümüzde tek bir an yaşama hakkımız olsa, o festivale katılma hakkı isterdik, o derece. Her yerde cümbüş, alan; festivali bekleyen, birbirinden farklı özellikleri olan insanlarla dolu. Ancak Ursula severler bilirler ki, bu kadar mükemmellik, bu derece ütopik detaylar onun kalemine aykırı. Okurken her an kötü bir şeyle karşılaşacağımı, karanlık bir detayın bütün bu güzel sahneleri def edeceğini tam düşündüğüm sırada; Ursula bir çocuktan bahsetmeye başlıyor. Bu çocuk bir apartmanın kilitli bir odasında kalıyor. Odası üç adımlık boyutta, yani kafeslerde bekletilen hayvanlar gibi, hareketi korkunç kısıtlı. Bu çocuğun detayları daha da korkunç, o pis odada pencere yok, gün ışığı yok, yaşam şartları berbat. Kendisiyle konuşulması yasak, iyi davranılması yasak. Alan darlığından dolayı dışkısının üzerine oturuyor ve pislikte oturmaktan bacakları yara bere içinde. Bu güzel kasabayı tasvire devam ederken yazarımız, kasabadaki refahın bu çocuğun kilitli kalmasına bağlı olduğunu söylüyor ve hikaye
Omelas'ı Bırakıp GidenlerUrsula K. Le Guin · İnka Kitap · 2026253 okunma
Akıp geçen öyküleri özlemişiz
Puan vermedi·126 syf.··
2026 28. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 00:00
Def ve mendil öyküsü son kısımda adeta ışık gibi parlıyor. Her öykü, ortalamanın üstünde tat bırakıyor gerisinde. Naif ve güzel işlenmiş cümleler ile kâh oraya kâh başka yerlere savruluyor gönlünüz.. Alıntı: * O, evdeki herkesin yükselen alçalan duygularının çarptığı bir iskele, günün ilk öfkelerinin, ilk telaş kabartılarının ve yolunu kaybetmiş serseri mayın lafların yapıştırıldığı bir hınç duvarıydı adeta. *
Edebiyat
Def ve MendilAyşe İlker · Ötüken Neşriyat · 202215 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi
... ___ "Biz insanlar hepi topu yetmiş yıllık bir ömrü, tutunacak dal, sığınacak liman, boğulacak deniz aramaya harcayan zavallıcıklar, türlü hatalarla diyet niyetine ömrümüzü eritiyor, labirentteki fareler misali çıkış yolları ararken kaybolmanın ve kaybetmenin kederinden, bulmanın neşesine daireler çiziyor olabilir miydik?" Dokunmadan & Nermin Yıldırım __ Adalet yirmidokuz yaşında genç bir kadın, ne hayata, ne insanlara dokunmuş bu yaşa kadar, ne mutlu, ne mutsuz öylesine yaşamış işte hayatı...Doktoru ölümcül bir hastalığı olduğunu söyleyene dek, öğrendiği andan itibaren hayatını didik didik ederek masumiyetini kaybettiği, ilk günahını, ilk suçunu bulmaya çalışır. Bu uğurda çıktığı yolculuk, hayatı sorguladığı, değişimi ve dönüşümü yaşadığı bir anlamda kendine yaptığı yolculuktur. Kalemine hayran oldugum yazarımın yer yer mizâhi yer yer ironık anlatımıyla altını çokça çizdığim çümleleriyle de okuyun, asla pişman olmayacaksınız dediğim bir kitap oldu. 🪈 Bir çocuk acıyınca çünkü, her şey, herkes kırılmalı. 🪈 Kendine iyi bak dediler, kendimden geçtim. 🪈 Gecmiş dediğin unutunca değil, yüzleşince kapanıyor. 🪈 Bazen en büyük yalnızlık kalabalık yerlerde başlar. 🪈 Kırıldığını yerde kalıyorsun, bazen hayat ilerlese bile. 🪈 Herkesin bir suskunluğu vardır, adı geçmiş. 🪈 Ruhu kanatan bazı sesler bir kulaktan girince , öbüründen hızla def ediliyordu. 🪈 Bir insan kendini sevmiyorsa, kimsenin de onu sevemeyeceğini düşünür.
DokunmadanNermin Yıldırım · Hep Kitap · 201711,4bin okunma
Bir psikanalist olarak Medea
10/10
·192 syf.··
2026 6. kitabı
… Bilmiyorum uzun süre sonra bir kitabı zorunluluk olmadan tek oturuşta bitirebildiğim için mi yoksa yeniden anlatıları hep çok sevdiğim için mi medea beni büyülediği için mi kitaptan çok etkilendim. Böyle her karakter olması gereken sonuna puzzle parçası gibi yerleşmiş gibi hissediyorum. Evet İason başından beri küçümsediği yol arkadaşlarından daha beter bir hale düşmeliydi, Agamedea nefreti yüzünden çok istediği saygın konumundan def edilmeliydi, Glauke yaşadığı travmayla yüzleşmeyi reddedip babasının tarafını tuttuğu için kuyuya atlamalıydı, Leukon sevdiği herkes ya ölmüş ya sürgün edilmiş ya yas içinde boğulurken kendini kulesine kapatıp yıldızlarına bakmalıydı, Akamas tüm o ince hesaplamalarıyla kralın bile etkisinin üzerinde kalarak yozlaşmış ülkeyi yöneten kişi olmalıydı. En kötü son Medea’nın payına düştü. Hem memleketinden hem şehrinden hem çocuklarından oldu ve tüm bunları kaybetmesinin sorumlusu olarak yazıldı. OFFFF bilemiyorum. Ne olacak bu insanlığın hali ya
Medea. SeslerChrista Wolf · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2021293 okunma
"Soytarıya tacı verirsen, sarayı sirke çevirir"
6/10
·290 syf.·
2026 17. kitabı
Adını bile doğru düzgün söylettirmeyen, Dosto'nun nispeten az bilindik romanı Stepançikovo Köyü, bende pek hoşa gidecek bir okuma deneyimi yaratamadı maalesef. Okuması da uzun sürdü, üzerine birkaç kelam etmesi de yine zaman aldı bitiminden sonra ama yine de birkaç şeyden bahsedelim, en azından kendimize notlar kalsın dimi ama ;) Kitabın adında her ne kadar köy geçiyor olsa da, öyle aman aman köy hayatına dair şeyler veya ne bileyim, pastoral bir kurgunun içine düşeceğinizi hayal etmeyin. Yani olay bir köyde geçmiyor olsa, pekala bir "salon komedisi" ismi de alabilirdi. Hatta ve hatta, birkaç detayı çıkarsak, olay sadece Dayı'nın evinde geçer, Foma'nın sinir bozucu hallerinden de kendimizi duvarlara duvarlara vururduk. Neyse ki Dostocuğum okura kıyak geçmiş de, bunaltılarımızı kapı dışarıda yaşamamız için kurguya fazladan birkaç mekan daha eklemiş. Yoksa Foma'yı pencereden fırlatmamak namümkün ;) Peki kim bu Foma denen dallama? Dayı'mızın yeğeni, aynı zamanda hikayemizin de anlatıcısı ve de bu nümayişten nasibini alan arkadaş, kurgunun başında bu Foma'nın nasıl ortaya çıktığını anlatıyor. Öyle bir kıymetleniş ki, yani hastaneye İşkur üzerinden geçici süreliğine alınıp, bir süre sonra hastanenin baş hekimi olmayı başaran (!?) (yok öyle bir şey, sakin olun) arkadaşlar dahi kıskanırlar kendisini. O derece... Dayı'nın babasının -amiyane tabirle- "soytarısı", öyle bir kıymete biniyor ki, bir süre sonra ailenin akil adamı haline gelip çıkıyor. Kadınların ona bayılmasının da bunda payı büyük. Zira büyük hanım, bu arkadaşı kendinden bile çok seviyor gibi duruyor. Onsuz hiçbir şey yapılmıyor, her türlü nazı niyazı çekiliyor, koca koca adamlar önünde el pençe divan duracak hale geliyor, ne derse yapılıyor, hatta yapılması mümkün olmayan şeyler dahi, o isteyince, biraz direnişe
Edebiyat
Stepançikovo KöyüFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20194,901 okunma
6/10
·128 syf.··
2025 47. kitabı
Marie Aubert,'i ilk kez okudum ve sanırım son kez. Malum İskandinav sineması, edebiyatı ve kültürü, şu sıralar inanılmaz revaçta ve alıcısı var. Açıkçası popüler kültürü def edip bu kültürü sevdiğim içn okuyorum desem, gayet de doğruyu söylemiş olurum; çünkü öyle. Yetişkinler'e gelirsek; 40 yaşındaki bekar Ida, annesinin 65. doğum gününü kutlarken geniş ailesiyle tatil yapıyor. Onlarla birlikte kalan annesinin erkek arkadaşı, kız kardeşi, kayınbiraderi ve kızı. Tatil, Ida gibi narsist bir karakter yüzünden cehenneme dönecektir. Öncelikle, Yetişkinler, ana karakteri Ida'ya asla sempati besleyip, empati yapamadığınız için, roman bilmem kaç sıfır geride başlıyor ve kötü bir giriş yapıyor okur. Kitabın bir kısmını sindirmek zordu itiraf etmeliyim. Kurgu olduğunu bilmek bile insanın sinirini zıplatmaya engel teşkil etmiyor, inanın bana. Bu kitabı öne çıkaran şey, buram buram doğa kokuyor oluşu. Norveç'in o eşsiz doğası kare kare gözümde canlandı resmen. Çk işlevsiz benmerkezci bir ailenin hikayesine de bir yere kadar katlanabiliyorsunuz açıkçası. KArarı sizlere bırakıyorum, ama 160 sayfalık kısa bir kabus olduğu için de şükür ediyorum bir yandan. Uzak durulmasını tavsiye ediyorum.
YetişkinlerMarie Aubert · Yan Pasaj · 2024283 okunma