Hanife Yolat, Şu Çılgın Türkler'i inceledi.
23 May 23:07 · Kitabı okudu · 22 günde · 10/10 puan

Efsanevii bir baş yapıt. Defalarca kere okunmalı. Çevremizdeki herkeze okutturmalıyız. Kanla ıslanmış bu vatan topraklarını o yoksulluğun içinde nasıl koruduğumuzu çok iyi bilmeliyiz. 700 sayfalık romanın her sayfasında gözleriniz dolabilir.

Songül D., Hazret-i Yûsuf (Aleyhi's-Selâm)'i inceledi.
 06 May 21:36 · Kitabı okudu · 1 günde · 10/10 puan

Hz. Yusuf kıssası defalarca dinlememe, okumama, izlememe rağmen çok sevdiğim ve hep ilk defaki duyguları yaşatan bir kıssa. Hadislerle ve rivayetlerle desteklenmiş, bağlantılı başka surelerden ayetlere yer verilmiş, üslubu güzel. İhtiyacım olan bir zamanda okuduğumu düşünüyorum, kalben çok iyi geldi. Okunmalı

Suzan Koçaklı, Hacı Aga'yı inceledi.
12 Mar 01:35 · Beğendi · 10/10 puan

BU MEMLEKETİN İŞİ DÜZELMEZ.HELVASI YENMİŞ BİR KERE!!!

“Bir gün ,atomun enerjisini serbest bırakacağız .Gezegenler arası yolculukları gerçekleştireceğiz.Ömrü uzatıp ,Tüberküloz ve Kanseri yeneceğiz ama ;En düşük seviyeli kişiler tarafından yönetilmiş olmanın sırrını asla çözemeyeceğiz .” demiş Jean Rostand vakti zamanında.Ne güzel özetlemiş durumu.

Hacı aga Sadık Hidayet’in taşlama sanatını konuşturduğu ve bana göre şu ana kadar okuduklarım arasında en çarpıcı ve anlamlı olanıydı .Bana soracak olursanız bu kitap okullarda ders kitabı olarak verilmeli .Verilmeli ki uyandırılmalı bir millet .

Kitap 1940 ‘lı yılların İran’ını,Kodamanlarını ,kodamancılarını konu ediniyor .Hacı Aga’lar bitmez cahil insanların memleketlerinde .Şekil değiştirir ,makam ,mevki ,inanç,cinsiyet değiştir de ,yine de Hacı Aga’lıkları hüküm sürer.
Diyeceksiniz ki kimdir bu Hacı Aga?
Fakirden alıp zengine veren,kendi hakkından başka hak tanımayan,asan ,kesen ,karnım doysun,cebim dolsun .. diyenler ,diyenler.
Bu Hacı Aga’lar öyle kurnazdırlar ki ,cahilin cahilliğini bile parayla satarlar kendilerine .Her türlü dinsizlikte bir numaradırlar da başkalarını dinsizlikle itham ederler .Kadın’a mal gözüyle bakarlar soyları tükenesiceler.

Kitapta o kadar çok günümüz özetlemeleri var ki ;ümitsizliğim daha da perçinlendi .Anladım ki başını kuma gömen ,hakkını aramayı bilmeyen,Hacı agaları besleyen ,savunan bir millet var oldukça Hacı Aga’lar bitmez şu yer yüzünde .

Bu kitap yazılalı tam 78 yıl geçmiş .Dile kolay.Bu kadar zaman zarfında insanlık bir dirhem yol almamış .Ne büyük utanç..

O kadar çarpıcı alıntılar var ki ,şu günümüz Türkiye’sinin özeti gibi :”
Bir eşşek kadar bile kafamız çalışmıyor,hep kazığı yiyen biz oluyoruz.Ama kendimizi en akıllı varlık sanıyoruz .Mucizevi bir şekilde ortaya çıkacak ve canımızı okuyacak bir diktatör bekliyoruz.”diyor.Ardından “Bu insanlar yıllardır aynı yalanları yutuyorlar .İşin matrak tarafı ,kendilerini dünyanın en akıllı insanları sanıyorlar.Bu da yerimizde saymamız için yapılan bir nevi siyasi propagandadır.” diye sürdürüyor.

Mademki taşlama yapıyor yazar ,devam ediyor sözlerine;
“Demek ki insanların bize itaat etmeleri için aç,muhtaç ,cahil ve batıl inançlı kalması lazım .”
Öyle bir şey yapmalı ki çiftçisi,köylüsü kendisini bana ,sana muhtaç görmeli,minnet borcu olmalı.Maksadımıza ulaşabilmek için onlar hasta,cahil,kör ve sağır kalmalı;kendi hakkını bizden dilenmeli.”

Söyleyecek ,konuşacak çok şey var bu kitaba dair .Ben bu kitaba geç kaldığım için çok utandım açıkçası .Kesinlikle okunmalı,hatta defalarca ,tâki uyanana dek..


“Burada insanlar hırsız,hamal,eli bıçaklı oldularsa ,yöneticilerin sayesinde oldular .İşte o kadar. Halka hükmedenlerin halktan üstün hiç bir yanı yok.Ya şimdi kıpırdamak lazım .Ya da hiçbir zaman.”
Sadık Hidayet

Stefania Giorgio, Dido'yu inceledi.
 10 Mar 13:01 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Nasıl yorum yapabilirim,ya da bu yaşananlar hakkında gerçekten yorum yapma hakkım var mı diye düşünüyorum geceden beri.
Kitabı gece bitirdim ve usulca yanıma bırakıp ,gözlerim kapalı bir süre kendime gelmeye çalıştım.Nefesimi kontrol etmeye çalışırken dedim ki içimden "insanoğlu bunları kendine nasıl yapabiliyor??" "nasıl en vahşi hayvandan bile daha acımasız olabiliyor??" sadece "nasıl??" evet sadece bu soru yanıt bulamıyordu beynimin içinde !
Bir aşk romanı değildi bu kitap sevgili kitap okurları.İnsanın iliklerine işleyen,içini sızlatan,her bir sayfasında "nasıl " ı defalarca sorduran,imkansızlıklar içinde imkanı bulan hazin bir hikaye idi.Şu an aklımdaki tek şey insanlığın tek düşmanı yine kendisiydi!
Kitap normal akışında giderken sonunda yürek burkan bir gerçekle sizi baş başa bırakıyor yazar.
Bu kitap okunmalı,okutulmalı ve gerçekten büyük dersler çıkarılmalı!!!
Yaşanan bu acı olayların önünde saygıyla eğiliyor ve bir kez daha İYİ Kİ OKUMUŞUM dediğim kitaplar arasına birini daha ekliyorum!!!
Naçizane yorumum budur...
İyi okumalar ...

Levent Kılıç, Grapon Kağıtları'ı inceledi.
09 Mar 11:07 · Kitabı okudu · 2 günde · Puan vermedi

Bazı şiir kitapları okunurken elinde ölüm gibi durur..Didem Madak şahsen tanıştığım ve ölümünden sonra şiirlerini okumayacağım dedim ..uzun süre görmemezlikten geldim ..Neden mi? Çünkü okursam yüzü gelecekti ölüm taze kalacaktı aklımda hep ..Ama olmadı aldım elim titredi,kalbim titredi ..okurken dünden bügüne rüyamada girdi ..her mısrası ölüm gibi keskin,aşk gibi arzulu sözcüklerle dolu Şiirler ..defalarca okunmalı defalarca gencecik aramızdan göçüp giden kadını..

emre saydam, Küçük Prens'i inceledi.
05 Mar 20:24 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Bazı kitapları vardır. Yıllar geçer, yayıncılar değişir ama o kitaplar hiç değişmez. Çocukluk döneminizde okumuşsunuzdur. Hem de birçok defa okumuşsunuzdur. Yetişkinlikte de okumuşsunuzdur. Sonra belki çocuklarınıza da okutmuşsunuzdur. Bazı kitaplar böyledir işte, hiç eskimezler. Ve o kitaplardan biri hatta birincisi Exupery’nin Küçük Prens’idir. Her dönemde ve her defasında başka bir tat bırakır okurunda. Her defasında başka bir görünmeyeni gösterir.
Hikâyeyi bilenler bilir. Bu kitapta yazar kendi yaşadığı bir olayı anlatır. Aynı zamanda bir pilot olan yazar, Afrika üzerinde uçarken uçağının motoru bozulur ve zorunlu iniş yapar. Çölün üzerinde yalnız başına kalmıştır. Gün doğarken uykusunun arasında garip, incecik bir ses duyar. Karşısındaki göz alıcı bir güzellikte olan Küçük Prens’tir. Gezegeninde tek başına yaşamaktadır. Ve eşsiz güzellikte bir tek çiçeği vardır. Bundan sonrasında yazar ile Küçük Prens arasında müthiş bir felsefe, derinlikli, anlam yüklü konuşmalar geçer.
Küçük Prens’in, “Bana bir koyun çizer misin?” sorusuna, pilot/yazar şöyle yanıt verir: “Şimdiye kadar yalnız tarih, coğrafya, aritmetik ve dilbilgisiyle uğraştığım için resim yapmayı beceremiyorum.” Büyüklerin küçükken söyledikleri sözler yüzünden kendisini resim konusunda geliştirememiş ve bunu da Küçük Prens’e itiraf etmiştir. Bu itirafta ve daha birçok bölümde, çocuğundan kendisi gibi bir tane daha yaratmaya çalışan, çocuğun başka bir birey olduğunu unutan ebeveynlere sıkı bir eleştiri var aslında. Bununla birlikte çok farklı bir yerde yazılmış olsa da bugünkü eğitim sistemimize de bir eleştiri getiriyor bu kitap. Büyük bir eksiği/hatayı gözler önüne seriyor. Malum sınav başarılarına odaklı eğitim sistemimizde, yetenek ve sanat dersleri programdan ya çıkarıldı ya da en aza indirgendi!
Küçük Prens bir çocuk kitabı olarak bilinse de klasik çocuk kitabı tanımından çok daha fazlasını içeriyor. Derin bir felsefesi var bu kitabın. Küçük bir çocuğun gözünden büyüklerin tuhaflıklarını gösteriyor her yaştan okuruna. Yetişkinlerin sorgulanması da diyebiliriz! Bu sorgulama esnasında çocuk dünyasına, o dünyanın kendine özgülüğüne, saflığına, temizliğine de bir övgü var. Her okuyuşta farklı bir anlam kazanıyor kitap. Bundan dolayı defalarca okunmalı, okutulmalı.
Son bölümde ise Küçük Prens’siz bir resim var. Küçük Prens’in yeryüzüne indiği yerin resmi. Hikâyenin hüzünlü sonunun ardından bu resmi görmek okuru daha da hüzünlendiriyor, ötesinde kedere sürüklüyor. Anlatıma öyle kapılıyorsunuz ki bunu yaşamamak elde değil. Anlatım demişken, Cemal Süreya ve Tomris Uyar çevirmiş kitabı. Ustaların çevirisi için söz söylenemez, önünde saygıyla eğilinir sadece. Su gibi akıp giden bir anlatımdan söz ediyoruz ne de olsa.
Böylesi bir anlatıma da yazarın kendi resimlerinin eşlik etmesi büyük zenginlik. Çünkü Küçük Prens bir tane ve kitapta onu görmek, görebilmek okurunu mutlu ediyor.

Mr.Law, Ebuzer'i inceledi.
21 Şub 16:23 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

İncelememe yayınevinin sözüyle başlamak istiyorum. "Müslüman olmanın özelde Şeriati okuru olmanın, okuduğu herşeyi kabullenen değil, eleştiren bir seviye gerektirdiğini düşünüyoruz."
Gerçekten de Ali Şeriati'nin bu düsünceyle tüm kitapları okunmalı. Yazdığı Ebuzer'de sahabelere bakış açısıyla benim bakış açım çok farklı. Neyse konumuza dönelim.
Ebuzerin kendisini şu ifadeleriyle tanıyabiliriz::”Allah Resulüyle görüşmeden üç yıl önce namaz kılmaya başladım." dedi. "Kimin için ?" diye sordum. "Allah için" dedi. "Yüzünü nereye çeviriyordun?" dedi "Onun beni yönelttiği yere." dedi. Bir bakıma Hz.İbrahim gibi kendisi araştırarak asıl tanrıyı bulmuş. Yani akılla Tanrı bulunur mu ? Bulan kişiler sadece peygamberler mi ? gibi soruların cevabını vermiştir bence. Hayatını Peygamberimiz'in yanında mescitte geçirmiştir. Bir arpa ekmekle öğünlerini gecirmis. Peygamberi her haliyle örnek almıştır. Ebuzer bir çok haksizliga karşı gelmiş ve onları önceki halifeler gibi olmadıklarını (Hz.Ömer’in bir hac yolculugu icin harcadığı 10 dinarı bile kendisine fazla görmesi) peygambere uymadıklarını defalarca dile getirmistir. Peygamber bir arpa ekmekle geçinirken siz ne yüzle bu zenginliği kendinizde hak görüyorsunuz demek istemistir. Zekat vermek yetmez geri kalan sermayede de halkın hakkı vardır gibi ifadeler kullanmıştır. Şamda Hz.Muavviye’nin saray yaptırırken eğer bunu kendi paranla yaptırıyorsan israf halķın parasıyla yaptırıyorsan ihanettir sözleri ve başka bir çok nedenle Medine'ye sürülmüş Medinede de yine benzer ifadelerde bulununca çöle sürülmüstür. Peygamber (s.a.v)’in Hz. Hüseyinin ve Hz.Hasanin önceden nasil vefat edeceklerini ögrendiği gibi ona da yalnız yaşadın, yalnız öleceksin ve yalnız haşrolucaksın demiş. Ve gerçekten de Hz.Osman'ın çöle sürgün etmesi ile çölde tek başına vefat etmiştir.

Elzem Çelik, Kafkas Kartalı'ı inceledi.
13 Şub 00:53 · Kitabı okudu · 4 günde · Puan vermedi

Kitap çocukluğumda radyo tiyatrosunu defalarca dinlediğim Şeyh Şamilin direnişini anlatıp hem beni o yıllara götürdü hem de onun feraset ve diryetinden nasipdar etti beni.. Ne büyük insanlar imiş dedirtti.. Okunmalı mutlaka..

Elif Coşkun, Yedi Güzel Adam'ı inceledi.
12 Şub 20:54 · Kitabı okudu · 4 günde · Puan vermedi

Standart bir Şiir kitabı güzel noktaları elbette ki var denk geldikçe , baktıkça paylaşılabilecek bir kitap. Sindirilmesi içinde belki de defalarca okunmalı hatta ilgilendiğimiz beğendiğimiz yerler ezberlenmeli

Arzuhalci, Satranç'ı inceledi.
 08 Şub 00:42 · Kitabı okudu · 9/10 puan

SATRANÇ vs ÇNARTAS
Maddesellik(Czentoviç) ve tinselliğin (Dr B.)veya kaba kuvvet ile fikrin, sayısız olasılığın bulunduğu dünyada tekrar kapışmasını anlatıyor.
Yazar, Czentoviç'i anlatırken maddeselliğin, robotluğun insanlıkta nasıl heykelleştiğini gösteriyor. (Bakınız ilk sayfalar)
Dr B.yi anlatırken ise onun Kilise' nin maddeciliğini ve yalancı ruhaniliğini(bunu Kilisenin para biriktirmesinden, mal varlığından anlıyoruz) nasıl üzerinden attığını, yalıtılmış bir odada ayna metaforu(simetrik gerçeklik-sonsuzluk) üzerinden yansıtıyor.

Hikayenin sonunda Dr. B. nin özür dilemesinden ve Czentoviç'in önünde eğilmesinden şunu anlıyoruz: Maddesel alana tinsellik ayak uyduramıyor. İki zıt kutbun birbirini itmesi gibi. Fakat aradaki fark şu: tinsellik her zaman daha naiftir. Çünkü o görünemez. Kendi alanına dönmeye mahkum olur. Bunu Dr. B. nin defalarca, kendisinden çok bir şey beklenilmemesi gerektiği zira çok uzun bir zamandan sonra tinsel alandan çıkıp gerçek alana geçeceğini, bu alana ayak uydurma korkusunun olduğunu söylemesinden anlıyoruz.

Kitapta önemli bir nokta ise anlatıcının Czentoviç'i ilgi çekici bulup, Dr. B' nin hikayesini dinledikten sonra hiç heyecan duymamasıdır. Aklı hala yapılacak olan karşılaşmadadır. (Oysa okuyucu hikayeyi çok ilgi çekici bulmuştur.) Czentoviç'in yenilme olasılığı anlatıcıyı daha çok ilgilendirmiştir. Burada yazar/anlatıcı farkındalığı temsil etmektedir. Çünkü Czentoviç' in yenildiğini bilen tek kişi odur.(bkz.sayfa 77)

Bu eser, yazarın yenilip(gerçekte ayak uyduramayıp) intihar etmesinin ayak sesidir. Zira kendini tinsellikle eşitlemiştir. (Sayfa 77 de Dr B :"Bu, satrançta kendimi son deneyişim oldu. ")

Kitaptaki kahramanları/ varlıkları/savaşları şöyle sembolize edebiliriz:
Dr.B =tinsellik - yalıtılmışlık- el çekme veya çektirilme
Czentoviç = Maddesellik-robotiklik
Kilise = para ve yalancı tinsellik (ruhanilik)
Gestapo ve diğer sorgulayıcılar = Akıl(sorgulayıcılık yönü) -pozitivizm sonucunda oluşan savaşlar.

Notlar:
1. Bütün savaşlar gibi 2.Dünya savaşı madde peşinde koşma nedeniyle ortaya çıkmıştır.
2.Bilimle (pozitivizm) Kilise arasındaki savaş bilimin lehine sonuçlanmış ve ortaya robotik, küstah, maddeci bir insan (Czentoviç) ortaya çıkmıştır. Czentoviç bir üründür.
3 Yazar Hazreti Muhammed'in tabutunun(, bkz.sayfa 12). tinsel(sema) ile Maddesel(yeryüzü) olanın arasında yer aldığını söyleyerek tabutun yani ölümün bu iki dünyayı birleştirmediği aksine sadece keskin bir sınır koyduğunu ifade etmiştir. (Bunu tam tersi olarak da yorumlayabiliriz. Bakınız İslam dinindeki ölçülü olma vurgusu)

Çok dağınık oldu farkındayım Ve çok fazla parantez kullandığımın da. Yazılacak çok şey var tabi ama bunlar aklımda oluşan ilklerdi. Kitap bir daha okunmalı belki bir kaç kere daha....