"Her hakikat herkese söylenmez. İnsanın adını deliye çıkarıverirler sonra. Mana ehli dışında kimse anlamaz hakikati.”
Sayfa 129·Kitabı okuyor
Hugo kızını denizde kaybettikten sonra
O ilk anda dünyam yıkıldı, deliye döndüm Ah, üç gün üç gece ben ne gözyaşları döktüm. Sizler, umutları ellerinden alınanlar. Yüreğine acı düşen anneler, babalar Benim yaşadığımı siz de yaşadınız mı? Taşlara vurmak istediniz mi başınızı? Bir zaman isyan ettim, o korkunç saatlerde. Boşluğa saplandı gözlerim, o berbat şeye 'olamaz' sözcüğüyle doldurdum defterleri. Yüreklere acı salan bu kötülükleri Hiç karşılıksız,cezasız bırakır mı tanrı. Keşke bütün bunlar bir karabasan olsaydı. Keşke beni bir başıma koymasaydı böyle. Yan odadan gülüşünü işitseydim yine. Ah keşke ölmeseydi, yaşasaydı bugün de. Kapı açılsa şimdi ve o içeri girse Kaç kez 'sus' dedim ona, sözümü dinlemezdi. Duyuyorum işte kapıyı açıyor eli. Bakın işte geliyor, bırakın dinleyeyim Biliyorum o şu an bir yerlerinde evin.
Sayfa 72
Şiir
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bir yerde yemek yiyip tekrar dışarı çıktıklarında Aziz kendini şimdi bu tok ama tedirgin hâli ile ölçüp biçiyor, zihni sürekli yol aramakla meşgul dönüp duruyordu. Bir başka zihne hitap etmek ve onu olmasını uygun bulduğun yere nakletmek müthiş zor görünüyordu gözüne. Anlar gibi oluyordu ki bu imkânsızdır, sadece yol arayan bir zihni kendine çevirmek vardır ya da yolunu kaybetmiş bir benliğe yeni bir ev bulmak, yapmak ve onu oraya yeni bir eğreti benlik ile oturtmak vardır. Anlar gibi oluyordu ki hiçbir doktor gerçek bir deliye bir şey yapamaz. O da ancak bir şaşırmışı kendi şaşkınlığına, bir sapkını kendi sapkınlığına yöneltir. Kendininkini tercihe şayan, hatta yekta gösterebilir ve zavallı şaşkın buraya kümese girer gibi girebilir.
2022, 46.·Kitabı okudu
“Rüyaların önemine ve onların ülkelerin, hükümdarların kaderindeki yerine tüm dünya uzun zamanlardan beri tanıklık ediyor. Antik Yunan'daki Delphi Kâhini'ni; Romalı, Asurlu, Acem, Moğol ve diğer ünlü rüya tabircilerini belki duymuşsundur. Eski kitaplarda sırasıyla felaketleri önlemeleri; onlara inanılmadığı ya da inanmakta geç kalındığı takdirde felaketleri önleyememeleri anlatılır. Özetle, olayların gidişatı onlara gönderilen alametlerin ciddiye alınıp alınmamasına göre değişmiştir. Kuşkusuz bu gelenek oldukça önemliydi, ancak Tabir Sarayı'nın muhteşem yükselişinin yanında sönük kalıyor. Çünkü imparatorluğumuz dünya tarihinde ilk defa rüya tabirini kurumsallaştırarak bir üst düzeye çıkardı."
Sayfa 17·Kitabı okudu
Deli deliyi alırsa:))
Her gece işten eve döndüğümde aynı soruyu soruyordu. “iki yanını da yumrukladın mı bugün?” “Hem de nasıl!” “Kaç kere?” “Dört yüzer kere, sert.” Sokakta yürürken kendimi yumrukluyordum. Yanımdan geçenler tuhaf tuhaf bakıyorlardı ama umursamıyordum, çünkü bir amacım vardı
“Yavrucuğum neyin var? Aybaşın mı geldi?” “Kes! Yanlarından sarkan şu yağlara bak!” Haklıydı. Belim hayli yağlanmıştı. Sonra yumruklarını sıkıp iki yanımı yumruklamaya başladı.·Kitabı okuyor
Kitap Alıntısı
Benim gözümden kadınlar :)
Kızlar en şık giysileriyle ışıldıyorlardı. Masayı donatmakla meşgul iki huri gibiydiler. Sıra dışı giyinmek sıradan bir yaşamı değiştiremez elbette, fakat kadınlar gösterişli olmayı severler, özellikle de hemcinslerine karşı. Bulundukları mekânda en gözde kişi kendileri olmak isterler, kısık gözlerle etrafı seyredip bakışların kendi üzerlerine çevrilip çevrilmediğini kontrol ederler; tüm bakışlar kendi üzerlerinde toplanınca gururları okşanır. Eğer kendilerinden başka bir kadına coşkulu bir meyil varsa öfkeden deliye dönerler, şeytani hisleri kabarır ve hemen o havayı kırmak için karalama fiskoslarına başlarlar. Böyle ortamlarda hem doyumsuz hem uyumsuzdurlar. Zaten insan, hoşlanmadığı birine kötülük edecek imkânı bulamadığında diğer insanların o kişiye olan iyi düşüncelerini değiştirmeye çalışır. Merve ile Neslihan görünürde iyi anlaşıyorlardı, fakat dünyanın hiçbir mutfağı iki kadını sığdıracak kadar geniş değildi. Neslihan’ın emelini öğrendiği zaman Merve’nin cana yakın tavırları devam edecek miydi acaba?
Sayfa 63·Kitabı okudu
Alıntı