Kerem Demir

Kerem Demir
@demir9
..
İSLAMCILIĞIN TANIMI
İslamcılık,XIX-XX.yüzyılda,İslamı bir bütün olarak (inanç,ibadet,ahlak,felsefe,siyaset,hukuk,eğitim...) ''yeniden'' hayata hakim kılmak ve akılcı bir metodla Müslümanları,İslam dünyasını batı sömürgesinden,zalim ve müstebit (baskıcı) yöneticilerden,esaretten,taklitten,hurafelerden...kurtarmak;medenileştirmek,birleştirmek ve kalkındırmak uğruna yapılan aktivist,modernist ve eklektik (seçmecilik:Farklı öğelerin bir araya getirilmesi ve yeni bir tasarım oluşturulmasını ifade eder.) yönleri baskın siyasi,fikri ve ilmi çalışmaların,arayışların,teklif ve çözümlerin bütününü ihtiva eden bir hareket olarak tarif edilebilir.
Denilebilir ki Cumhuriyet devri İslamcıları,uzun müddet Türkçülük değilse de Milliyetçilik çerçevesinde varlık alanı bulabilmişlerdir.Bu genel hüküm,bu çalışmada yer alıp da Cumhuriyet devrine yetişen kimseler için de büyük ölçüde geçerlidir.İkinci önemli sebep ise şudur:Merhum Nurettin Topçu'nun genel olarak İslamcılardan farklı bir şekilde tasavvuf düşüncesi için geliştirdiği bakış açısı ile batı medeniyetine yönelttiği tenkitler dışta tutulursa,İsmet Özel'e gelinceye kadar Cumhuriyet devrinde var olan İslamcılık düşüncesinde önemli ve farklı bir düşünce,bir değerlendirme vücut bulmamıştır.
İslamiyet,siyaset felsefesi açısından bakınca,laik Batı demokrasisinin tam tersine bir anlayışa sahiptir.Batı demokrasisinin felsefi temeli halkın hükümranlığıdır.Batı demokrasisinde bu tip bir mutlak teşrii kuvvet -davranışları düzenleyecek kaide ve kıymetlerin tayin edilmesi- halkın elindedir.Kanun yapmak onların imtiyazıdır,kanunlar onların kanaatlarına ve temayüllerine uygun düşmelidir.Eğer halk kitleleri belli bir kanunun çıkmasını isterlerse,bu kanun dini veya ahlaki açıdan ne kadar kötü olursa olsun,bu konuda harekete geçilmesi ve istenen kanunun çıkarılması gerekir.Eğer halk herhangi bir kanundan hoşlanmaz ve onun lağvını isterse,ne kadar adaletli olursa olsun,o kanunun da kaldırılması icap eder.İslam'da durum böyle değildir.Bu konuda İslam'da batı demokrasisine hiçbir benzerlik bulunamaz.İslam daha evvel açıkladığımız gibi,halkın hakimiyeti prensibini de reddeder ve kendi politikasını Allah'ın hakimiyeti ve insanın halifeliği esası üzerine dayandırır. İslam'ın siyasi yolu hakkında daha iyi bir isim bulunmak istenirse buna,İngiliz dilinde ''teokrasi'' tabiriyle ifade olunduğu şekilde,''Allah'ın hükümdarlığı'' denilebilir.Ama İslam teokrasisi Avrupa'nın acı bir tecrübe geçirdiği tipteki teokrasiden de farklıdır;Avrupa teokrasisinde halkın geri kalan kısmından kesin bir şekilde ayrı olan ruhban sınıfı kontrolsüz bir hakimiyet sürüyordu ve kendi yaptığı kanunları Allah'ın kanunu diye kabul ettiriyor,böylece aslında halk üzerinde uluhiyet ve Allahlık rolü oynamış oluyordu.Böyle bir hükümet sistemi ilahi değil şeytanidir.İslam'daki teokrasi,bunun aksine,belli bir dini sınıf tarafından değil,içine en alt tabakadan insanları da alan bütün İslam cemaatı tarafından yürütülür.Bütün Müslüman halk devleti Allah'ın kitabına ve Peygamberin sünnetine göre idare eder.Eğer
''Nice işaretler vardır yeryüzünde Kesin inanacaklar için Ve nice işaretler kendi varlığınızda Hiç görmüyor musunuz?'' (Kur'an,51:20,21) ve yine, ''Biz onlara ayetlerimizi göstereceğiz Ufuklara ve kendi vücutlarında Hakikat onlara açıkça belli olana kadar'' (Kur'an,41:53) Şu halde insan Allah'ın bir işareti (ayeti) ise,bu demektir ki insan kendi varlığında ilahi mevcudiyetin delilini taşımaktadır.O,görünmeyen varlığın görülebilir sembolüdür.
Sayfa 187·Kitabı okudu