Gulca, Kaşgar ve Artuş'taki atmosferi gördükten sonra, zihnimde şu nokta berrak hale geldi: Çin'in Doğu Türkistan'da uyguladığı yıkımın derinliğini kavrayabilmek için, kesinlikle beş vakit namaz kılan, İslam'ı bütün emir ve yasaklarıyla bir bütün olarak algılayan, dindar bir Müslüman olmak gerekiyor. Namaz diye bir gündeminiz ve derdiniz yoksa, ziyaret ettiğiniz bir şehirde namaz kılacak yer bulamamanın ne anlama geldiğini asla kavrayamazsınız çünkü. Veya ezana normalde kulak vermiyorsanız, ezanı işitmemek ne demektir, bilemezsiniz. Başörtüsünün Müslüman bir kadının inanç dünyasındaki yerini anlamadan, sokaklarda uygulanan tesettür yasağını doğru bir bağlama oturtamazsınız. Belki biraz empati yapabilirsiniz, o kadar.
Tanrı şeytanı yaratmasa da onu kendi parçası olarak sunsaydı,dindar olmak ne kadar kolay olurdu değil mi? Ama öyle olmuyor işte… Tanrı şeytanın kötülüklerine sahip olarak Tanrı olmazdı,ben Haluk’a benzeyerek ben olamazdım, Haluk bana benzeyerek Haluk olamazdı. Hepimiz çekiciliğimizi bize benzemeyen insanların varlığına borçluyuz biraz.
Fikret, iddia edildiği gibi, mülhit de olsa faziletli bir adamdı. Fazilet sahibi olmak için mutlaka dindar olmak gerekmez. Bazı dindarlar faziletli olur, bazıları olmaz. Fazileti inançta değil, amellerde aramalıyız. İtikat halis ise amelde tezahür eder.
Bütün dinler beden ve ruhun ayrı olduğu inancına dayanıyorsa,” diye düşündü Selim, “keşke tam bir dindar olsaydım da buna katıksız inanabilseydim.” Ruh ve beden ayrıdır, beden toprakta çürür, ruh göğe yükselir; bu inanç, milyarlarca kişiyi kendine bağlamıştı. “Ölenlere üzülmeyin, çünkü o cennete gitti,” derlerdi; hele çocuklara... “İyi ama,” diye geçiriyordu içinden, “o çocuğun ya da sevgilinin bedeni de kıymetli değil miydi? Eline diken batsa, bir yerini kesse üzüldüğün o beden, birdenbire nasıl önemsizleşir? İnsan zihni bunu nasıl kavrayabilir? Bir sevdiğinin mezarını ziyaret ettiğinde, ikilem içinde kalmaz mıydın? Acaba o burada mı, yoksa başka yerde mi? Buradaysa kötü, dilerim başka yerdedir. Ama burada değilse, ben burada ne yapıyorum? Bu çiçekler kimin için, onlar için mi, yoksa sadece bizim gözümüz için mi?”
"Onurlu rahipler, kilisenin papazları. Düşmanınız değil, kilisenin oğlu ve dindar ruhlu bir adam olarak size yalvarıyorum. Halkınıza önderlik edin. Papazlar memur değildir. Göreviniz sadece törenleri gerçekleştirmekten ibaret değildir. Isa Mesih her şeyden önce insanlara temiz, iyi ve dürüst bir hayat öğretti, insanların vicdanını uyandırdı, bir-birlerine sevgi duymalarını öğütledi. Onlara iyilik yapmayı öğretti. İnsanların Tanrı'nın oğullarına nasıl dönüşebileceklerini gösterdi. Halkın içine, doğrulukla ve hakiki vaazlarla karışın. Edebi dille, onları uyutacak şekilde konuşmayın Suomi'ye gelmiş olsaydı İsa Mesih insanlarımıza nasıl seslenecekse onlarla öyle konuşun.
"Rahipler, Mesih'in sürüsünün çobanları, gözlerimde yaşla iki milyonluk Fin halkı adına size yalvanıyorum. Ölü skolastiğin kalın katmanlarını yaşayan Mesih'le yakın ve insanlara Mesih'in doğruluğu hakkında açık ve canlı bir anlayış sunun. Gençlere ve yaşlılara kutsal kitapta yazılanları yaşamalarını öğütleyin."
Sayfa 16 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor