Ortak Alanın Trajedisi. İktisatçı Garrett Hardin tarafından ortaya atılan 'Ortak Alanların Trajedisi' tezi, insanların ortak paylaşılan kaynakları (otlaklar, nehirler, ormanlar) kuralsız ve bencilce tüketerek kaçınılmaz olarak bir yıkıma sürükleyeceğini iddia eder. Bu tez, özel mülkiyetin ve çitle çevirmenin insanlığı kıtlıktan kurtaran yegane rasyonel kurtuluş yolu olduğunu savunmak için bir bayrak gibi sallanır. Oysa antropolojik kayıtlar, tarım öncesi avcı-toplayıcı toplulukların binyıllar boyunca tüm kaynakları ortaklaşa, hiçbir özel mülkiyet duvarı örmeden ve doğayı hiçbir yıkıma sürüklemeden muazzam bir denge içinde paylaştıklarını gösterir. Trajedi, ortak alanların varlığından değil; tam aksine, o alanların çitlerle çevrilerek özel mülk haline getirilmesinden ve insanların kuramsal birer bencil hayvana dönüştürülmesinden sonra başlamıştır.
Kişiler arası ilişkilerde daha az sürtüşme olan, kavgaya dönüştürmeden sorunlarını çözebilen, acı yerine mutluluğun, kin ve nefret yerine destek ve hoşgörünün yeğlendiği Türk toplumu, kendini değerli bulan, sevgi ve anlayışla çevresindekilerle iletişim kuran insanlarla kurulabilir.
Sayfa 15 - 1-63. Baskı, Remzi Kitabevi 91. Baskı, Ekim 2025, İstanbul, Kronik Kitap·Kitabı okuyor
Başlarımızda fikirlerimiz ve gönüllerimizde hislerimiz göklerde toplanıp bozulan bulutlara benzer. Daima muvakkat birtakım ihtişamlar kurar, sonra dağılarlar. İkide bir yapılıp yıkılan bu kâinatımızdansa yabancıların haberi olmaz. Hatta biz bile bazen onların gafili bulunuruz. Biz de nice defalarca, tanımadığımız hatta bir başkasının sandığımız bir zihniyetle harekete geçeriz. Bütün günlerimiz için kendimize bir yol çizer, sonra her gün bunun aksine hareket ederiz. Kendimizi bazan kendimizden bile ne kadar uzak buluruz! Sanki tanımadığımız, yabancı bir kalple hissederiz. Bazan da kendi kendimizle mutabıkken o kadar her şeyden uzak ve yalnız kalırız ki bütün dünyanın kendimize karşı yabancılğını, yeryüzünün gurbeti içinde bir bıkes hayatı yaşadığımızı duyarız. Ancak bütün bunlar o kadar iç içe geçen ve değişen duygulardır ki biz kendimiz de bilemeyiz, herkesle karâbetimiz ve dünya ile dostluğumuz nerde biter, dünyadaki yalnızlığımız ve herkese yabancılığımız nerde başlar?
Beynin gelişimi kullanıma bağlıdır: Bunu ya kullanırsınız ya da kaybedersiniz. Çocuklara nasıl başkalarıyla birlikte olacaklarını, onlarla nasıl bağ kuracaklarını, sorunlarla nasıl başa çıkacaklarını ve karmaşık sosyal hiyerarşilerde nasıl yer alacaklarını öğretmezsek, beyinlerinin o alanları az gelişmiş kalır. Hrdy'nin dediği gibi, "Empati hakkında bildiğimiz şeylerden biri de potansiyelin sadece belirli yetiştirilme şartlarında ifade edildiğidir." Bu şartları sevgi dolu, canlı bir sosyal ağ aracılığıyla sunmazsanız, empati tam olarak ortaya çıkmaz.
Buna ek olarak, bütün streslerin kötü olmadığını, çocukların emniyet kadar zorluklara ve risklere de ihtiyacı olduğunu unutmamalıyız. Çocuklarımızı korumak istememiz doğal ama kendimize risksiz çocukluk arzusunun ne kadar ileri gittiğini de sormamız gerek. En güvenli oyun bahçelerinde ne salıncaklar, ne dik kaydıraklar, ne de sert yüzeyler, ne ağaçlar, ne de diğer çocuklar olabilirdi. Tabii, o zaman eğlence de olmazdı. Çocukların beyinleri yaptıklarıyla ve zamanla tekrarladıkları şeylerle yavaş yavaş şekillenir. Ufak risklerle ve bu seçimlerin sonuçlarıyla başa çıkmayı pratik etmezlerse, daha büyük ve sonuçları daha önemli olacak kararları da almaya da hazırlıklı olamazlar. Günümüzün güvenlik kültüründe, çocuklarımızı bebeklik-ten liseye kadar sıkıca gözetiyor ve yönlendiriyor ama üniversitede mutlak özgürlüğe doğru itiyor gibiyiz (gerçi bazı ebeveynler o dönemde bile hadlerini aşıyorlar). İnsan tarihinin büyük bir kısmında, ergenlerin çok daha önce yetişkin rollerini üstlendiklerini ve gayet başarılı bir biçimde zorluklara göğüs gerdiklerini unutmamalıyız. Ergenlerle ilgili sorunlarımızın çoğunluğu onların büyümekte olan beynine yeteri kadar meydan okumamış olmamızdan kaynaklanıyor. Beynin karar verme alanlarının en
Terapinin amacı, enerjiyi dengeli dağıtmak yoluyla ruhsal muvazeneyi sağlamaya çalışmaktır.
Muvazene, Arapça kökenli bir kelime olup "denge" anlamına gelir.