7 Haziran hüzün günü;
7 Haziran hüzün günü; üç devin kaybedilişinin: Cahit Zarifoğlu , Abdurrahim Karakoç , Mevlâna İdris ’in vefatının seneyi devriyesi.   Kelimelerin yetim kaldığı, edebiyatımızın ve gönül dünyamızın en zarif, en gür ve en çocuksu damarlarının sustuğu o büyük hüzün günü. 7 Haziran… ayrılıkların yaprak dökümü.   Bu toprakların ruhunu besleyen üç güzel adamı, kendi miraslarıyla yad etmek gerekir:   🥀 Cahit Zarifoğlu (v. 7 Haziran 1987): "Seçkin bir kimse değilim /İsmimin baş harflerinde acı gizli" diyerek acıyı zarafetle yoğuran, Yaşamak’ı bizlere derin bir muhasebe olarak bırakan o naif yürek. Savaşan, daralan ama teslim olmayan kalbiyle edebiyatımızın en gizemli, en sarsıcı şairi…   Zulümdür dinlenen başlarsa eğilmiş Gömleğin üzerine kadar çıkmış kalpteki kara leke Dikilsen dağların ötesini tutar elin Bir iki tank çer çöp olmuş gözüne perde Petrol ya da banker sellerinde boğuluyorsun Külçe külçe dolar ya da sefalet secden olacak yerde O eski kadim iklim kim bilir nerde sürer Perişan birkaç evde kim bilir veliler dilinde Oturup konuşalım şunu. Bulsun kelimem kelimeni Eğer uyku daha aziz esirlik daha ehven değilse   Bir deli akıl çırpınıyor aramızda Rızık korkusu can korkusu baş mesele Çıplan dünyadan çıplan ve gövdenden O büyülü çiçekleri yol arın bir kere Başını eğmiş zalimleri dinlersin Dersin 'lokmam ellerinde' Filistin bir sınav kağıdı Her mü'min kulun önünde De gerçeği yaz: Hakikat şehitliğe koşmaktır
1000Kitap
Bulaşmayın dedikçe bulaştınız yeter dedik çe geldiniz kaşıntınız çok derin de bunun farkındayım 🫵
1000Kitap
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
/yiğitsen uslandır beni ey yasakların kahpeliğin ve soygunların koruyucusu türkü çağıran kızlarımı sustur ve kahraman oğullarımı, mezar kaza kaza kederli, kızgın tohum serpe serpe hünerli ve sömürüle sömürüle bomboş ve açlığın ve zulmun izlerini derin uçurumlarında taşıyan ellerimi nacaklara ve tırpanlara sarılan ellerimi mavzerlere sarılan ellerimi zincirlere vur gücün yeterse. ama adına yaşamak dersen ot gibi, saman gibi yaşamak dersen bir solucan gibi yerlerde sürünerek ezilerek horlanarak sömürülerek re-zil-ce Orhan Kotan
1K
Bilim
"Kuantum dolanıklığı, iki veya daha fazla parçacığın birbirleriyle bağlantılı hale gelmesi durumudur" Kara madde ile kara enerjinin birbirine oranları aynı zamanda evrenin gelecekteki tarihi hakkında da bilgi vermektedir.Eğer kara enerji baskın olursa evren büyük parçalanma ile son bulacak,eğer kara madde daha yüksek oranda çıkarsa evren kendi içine çökecek,son olarak bunların oranı birbirlerini dengeleyecek şekilde çıkarsa evren düz evren olan bir süreçte, genişlemeye devam edecektir. ((Cern ve büyük patlama//Kerem cankoçak)) Kuantum fiziğinde nedensellik çalışmaz. Her olayın belli bir nedeni yoktur. Olurlar sadece. Bizim kafamızdaki nedensellik kavramı çok eskiden kalan bir şartlanmadır. Aristoteles her şeyin bir ilk nedeni olması gerektiğini söylüyordu. Neden öyle olsun ki ? Fizikteki yasalar bile aslında bir simetri Kırınımı sonucu ortaya çıkarlar. Çünkü tamamen simetrik evrende hiçbir şey meydana gelmez. Aslında fizikte hiçlik de yoktur, hep bir varoluş vardır. Bu varoluş sırasında ne olacağı tamamen rastlantısaldır.. ((Cern ve büyük patlama//Kerem cankoçak)) Kütle,bir enerji biçimidir.Daha ağır kütleli parçacıklar elde etmek için,düşük kütleli parçacıklar çok büyük kinetik enerji kazandı rılacak,hızlandırıcı üzerinde bulunan dedektörlerin içlerinde çarpıştırılır.Bir parça çığın momentumu,dalga boyu ile ters orantı lıdır.Parçacık hızlandırıcıları,bir parçacığın momentumunu arttırmak,dalga boyunu azaltmak için kullanılır.Dalga boyu ne kadar küçük olursa,hedef hakkında o kadar çok bilgi edinilebilir.Hızlandıcıda,çarpıştırılan parçacıklar kazandıkları kinetik enerji ile yeni parçacıklar oluştururlar.Bu sayede ağır kararsız parçacık yaratılabilir ve özellikleri incelenebilir,parçacık bozunum ürünleri incelenerek bunlardan parçacıkların
SAĞ ve SOL: BATININ GAYR-Î MEŞRU ÇOCUKLARI
Cemil Meriç'e göre Türkiye'deki sağcı da solcu da aynı "Batı"nın gayri meşru çocuklarıdır. "İthâl fikirler", yerli gerçekliği açıklamaktan acizdir. Marksizm de bir "izm" olarak Batılıdır ve yabancıdır. Meriç'e göre, Batı menşeli bir ideolojiyi (izm) olduğu gibi alıp Türk toplumunun idrâkine giydirmek, o toplumun fikrî hareket kabiliyetini sıfıra indirir. Zihin, ideolojinin izin verdiği sınırlar dışında hareket edemez, esnekliğini kaybeder ve felç olur. Kendi gerçekliğini (tarihini, coğrafyasını, dinini, dilini) görmezden gelip, başka bir medeniyetin reçeteleriyle (Marksizm, Pozitivizm, Liberalizm) iyileşmeye çalışmak, bir şizofreni hâlidir. Meriç, Batı'dan gelen bütün ideolojileri birer "konserve düşünce" olarak nitelendirir. Bu tabir, ideolojilerin "işlenmiş", "paketlemiş" ve "raf ömrü olan" yapısına işaret eder. Türk aydını, kendi mutfağında (kendi kültüründe) yemek pişirmek (fikir üretmek) yerine, Batı'nın marketinden aldığı konservelerle (izm'ler) beslenmeyi tercih etmektedir. Ancak bu gıda, bünyeye uyum sağlamaz ve entelektüel zehirlenmeye yol açar. İdeolojiler de Türk toplumunun tarihî tecrübesinden organik olarak doğmamış, "Menşeleri Avrupalı" olan ithâl sistemlerdir. Avrupa'nın sınıf çatışmalarının, kilise-devlet kavgalarının veya sanayi devriminin ürünü olan bu fikirler, bu süreçleri yaşamamış bir topluma "zorla" giydirilmektedir. Meriç'e göre bu ideolojiler, ancak "Allah’ı saf dışı bırakan toplumların kılavuzu olabilir". Türk toplumu gibi metafizik kökleri derin olan bir yapıda, saf materyalist veya pozitivist ideolojiler, ruhu tatmin etmeyen kuru birer şablona dönüşür. -Reha Kansu, "Cemil Meriç Gerçekten İdeoloji Karşıtı mı?", besincidevre.org, 30 Aralık 2025-
Cemil Meriç'ce
BAŞAK GÜNAYDIN kaleminden SADECE YAP harika bir kitap sizlerde muhakkak okumalısınız kitap sever dostlarım benimde severek okuduğum bir kitap oldu yazarımızın kalemine yüreğine emeğine sağlık keyifle okudum.... SADECE YAP Kurumsal dünyanın hengåmesinde kaybolmadan hem işinizi hem de kendinizi büyütmek mümkün mü? Moda sektöründen küresel yöneticiliğe, oradan yoga terapistliğine uzanan otuz yıllık deneyimini Vedik felsefeyle harmanlayan Başak Günaydın, SADE(CE) YAP'ta bu soruya yalın ama güçlü bir yanıt veriyor. Güvenliği unutup konfor alanından çıkmaktan ilk mülakatın inceliklerine, "ofisteki savaş alanı"nı okumaktan dört insan tipini ve doğanın üç halini tanımaya uzanan dokuz bölüm, yalnızca okumanız İçin değil, hemen uygulamanız için tasarlandı. Sayfalar ilerledikçe "işi halletme" baskısını yoga felsefesinin dinginliğiyle dengelemeyi öğrenecek; tükenmişliği dayanıklılığa, mükemmeliyetçiliği eyleme dönüştürecek pratik araçlar edineceksiniz. Günaydın'ın sahici öyküsü, içsel bağını kaybetmeden kurumsal merdivenleri tırmanmak isteyen herkese cesaret veriyor. Yogi Charu'nun "nilüfer benzeri bir mücevher" diye andığı bu rehber, kariyerine yeni başlayanlardan yönünü tazelemek isteyen profesyonellere kadar geniş bir yelpazeye hitap ediyor; "daha iyi bir iş", "daha mutlu bir çalışma hayatı" ve "daha güçlü bir ruh hali arayan okurlara ihtiyaç duydukları pusulayı sunuyor. Derin bir nefes alın, sayfayı çevirin ve yolculuğa başlayın, çünkü gerçek gelişim sadece düşünmekle değil, sadece yapmakla mümkün.