çıkıkçıda kalan sol kolumla mı sardım
ilk miydin güneşini öperken tenim şaştı
bir şeyler yitirdim ve başka şeyler
hafızasız bir hafız size ey demenin güzelliğiyle
cuntacı babaların huzursuz çocukları
kal ansızın anısız menekşeler koynumda
havarisiz ve hızla düşüyordum durmasam
seni buldum ölümden iki kulaç derinde
Dışardan gördüklerinizin başka, derinde yaşananların bambaşka olabileceğini, önyargılarınızın sizi çoğunlukla yanıltabileceğini ve gerçeklerin sizi şaşırtabileceğini unutmayın. Tanımadığımız insanları uzaktan yargılamayı, onlar hakkında hikayelerini hiç bilmeden konuşmayı ve süreci anlamadan hemen sonuca ulaşmayı nedense çok seviyoruz. Hayat ne ekranlarda gördüğünüz gibi tozbembe ne de bir davranışla yargıladığınız kadar basit.
Sanki asıl öldürmek istediğim şey o derinin altında ya da başparmağımın altında atan o ince mavi damarda değil, başka bir yerde, daha derinde, daha gizli ve ulaşması çok daha güç bir yerdeydi.
Gerçek şuydu ki, görecek kadar kamil, duyacak kadar dikkatliydim de, cevaplayacak kadar adil değildim. Her uzvum tamamdı fakat ben eksiktim. Kimsenin omzuna dokunmamıştı elim. Omuz vermeden, gözyaşı silmeden, kalp ısıtmadan, el uzatmadan, dünyaya da içindekilere de zerrece dokunmadan, çoktan sönmüş bir ruh gibi yaşayıp gitmiştim. Yalandan, sığ bir incelikti benimki; derinde küttüm, kötüydüm, korkağın tekiydim. Nice kabus akarken gözlerimin önünden, ben sadece uyanmayı dilemiştim. Hiçbir çığlığa yankı vermemiş, ne vakit bir yaraya denk gelsem, kabuk sandığım sessizliğin ardına gizlenmiştim. Sessizlik, susanların yükselttiği derin bir uçurumdu. Kıyısına geldiğimde, gücümü toplayıp da buradayım diye bile seslenememiştim. Bu yüzden suçlu, bu yüzden yenik, bu yüzden zayiydim.