Yaklaşma Çocuk
Senin şarkıların var söylenecek Benim dertlerim, acılarım Sen dokunduğun yeri yakarsın Ben için için yanarım Yaklaşma, sonra ikimizi de Bir yangının içinde bulursun İçimde küllenmiş ateşleri Deşeleme, ne olursun Bir başka çağda yaşasaydık belki Seninle bir bütün olurduk Öyle bakma gözlerime, çok geç Yaklaşma çocuk... Yaklaşma çocuk
Şiir
Hayata dair bıkkınlıklarım, öfke ya da umutsuzluk şeklinde kendini geri çekme suretine bürünüp birdenbire Rady'e ya da çocuklara patlardı. Yabancı sayılabilecek insanlara karşı fevkalade şefkatli ve yardımsever davranırken, bana en yakın olanlara sevgi dolu destek ve düşmanca dışlama şeklinde iki farklı yüz gösterebiliyordum. Kaygılarım ve çözülmemiş gerilimlerim, yani o yüzleşilmemiş dertlerim, hiçbir yerde kendi evimde olduğu kadar açıkça ve zarar verici şekilde kendini göstermezdi.
Sayfa 46
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Aah Selim ah ! Şu yaşımda bu kitabı tekrar okumaya cesaretim yok . Düşüncelerim değişti ,hayata bakış açım değişti; dertlerim , sorumluluklarım değişti. Ya ben de Turgut gibi olursam Şaka bir yana bu romanın kült olmuş bir cümlesiyle bitireyim: İnsan bazen yalnız kalmak istemez, sadece anlaşılmak ister.
Küçükken sanki dertlerim de küçüktü.Büyüdümde ne oldu demek geliyor içimden...
Sayfa 15·Kitabı okuyor
Ateşi yükselmişti Hani hep bu duayı ederdi Hayatım Suya atılan bir taş gibi Denizde kaybolsun Dertlerim Bu ümit deryasında boğulsun Ben denizde değil Deniz bende son bulsun
Babamın adı Oteldeki odasına girer girmez üzerindekilerle uzandı yatağa. Kalın perdeleri aralayıp pencereyi azıcık açsa iyi olur, içerisi havasız, rutubetli, sanki ıslak terlik kokuyor, yine de kalkmaya üşendi. Yorulmuştu, doğru dürüst uyumadan sabahın köründe kalkmış, uçağın sarsıntısı yetmezmiş gibi, üzerine üç saatlik otobüs yolculuğu yapmıştı bir de. Hemen otele yerleşip dinlenseler neyse; Murat otobüsten iner inmez kasabayı şöyle bir gezmek için tutturmuştu. Bir şeyler yedikten sonra iki saate yakın dolaştılar. Murat da yormuştu, çok konuşmamış, ama ne zaman ağzını açsa, yolları nereye çıksa, "Ne yapmışlar burayı böyle Tuncay, ne çirkin, ne saçma!" deyip durmuştu. Otuz beş yıl önceki gibi mi bulacaklardı? Değişecekti bir şeyler elbette. Üstelik öyle böyle bir otuz beş yıl da değildi - dünyanın, memleketin allak bullak olduğu, savaşlarla, hırgürle geçmiş onca yıl. Şaşacak ne vardı bunca? Murat yıllardır yurtdışında yaşıyor, sanıyor ki her şey hâlâ bıraktığı gibi. Lise sona geçtikleri yaz, bir sabah erkenden Tuncaylara gelmişti. Herhangi bir gün gibiydi, benzerini sık yaşadıkları, yaz bitene dek her Allah'ın günü yaşayacakları. Öyle olmamıştı; yalnız kaldıklarında Murat, "Biz gidiyoruz," demişti. "Tatil ha. Nereye?" diye sorduğunda derin bir soluk alıp temelli gittiklerini, ailecek bir aya kalmadan Fransa'ya taşınacaklarını söylemişti. Bu kadar yıl bir daha hiç görüşmeyeceklerini ikisi de tahmin edemezdi. On yedi yaşındaydılar, her zaman her yere gidilir, buluşmak, görüşmek daima mümkündür sanıyorlardı. Akrabaları varmış orada, iyi bir iş imkânı doğunca babası günlerce düşünüp taşındıktan sonra gitmeye karar vermiş. Adamın gül gibi işi varken, kasabanın en iyi terzisiydi, büyük oğlu seneye üniversiteye başlayacakken bu Fransa işinin nereden çıktığını
Sayfa 85·Kitabı okudu