Merhaba Sevgili Okurlar ;
Bugün Charlıe'nin çikolata fabrikası kitabı hakkında konuşacağım.
Yazar Hakkında
Yazarı ROALD DAHL'dır yazarın en çok satan kitapları arasında MATİLDA ve DEV ŞEFTALİ yer alır
1. Hikayenin bölümleri
Başlangıç : charlie Bucket ailesi ile birlikte derme çatma bir evde yaşıyor, çikolata onlar için çok lüks. Charlıe yılda bir kez doğum gününde sadece yiyebiliyor (bu kısım beni charlıe çok ısındırdı) çünkü Charlıe bulunduğu durumdan şikayet etmiyor.
2.Orta /Altın Bilet
Willy Wonka fabrikaya 5 çocuk davet ediyor.
Augustus Gloop Çok obur ve çikolatayı seven bir çocuk
Mike Teave Televizyon bağımlısı bir çocuk
Veruca Salt Şımarık, zengin ve çok fazla hayvanı var
Violet Beauregarde Hırslı ve Sakız bağımlısı (aynı zamanda sakız ile ilgili bir sürü rekoru var.
Karakterler ile ilgili;
Charlie :kitabın ana kahramanı. Fakir ama açgözlü değil.
Willy Wonka :Biraz tuhaf fabrıkasını emanet etmek istiyor fakat yetişkinlere güvenmediği için çocuk arıyor.
Diğer 4 çocuk:Onlar kötü değil yalnızca şımartılmış
Kitabın gizli mesajları:
Gregor Samsa’nın bir sabah kendini dev bir böceğe dönüşmüş halde bulması, aslında hayatın rutininden kopuşun ve sistem tarafından "artık işe yaramaz" olarak görülmeye başlamanın metaforik bir dışavurumudur. Kafka, bu hikâyede insanın sevgiye, ilgiye ve aidiyete olan ihtiyacını; ancak bu ihtiyaçlar karşılanmadığında bir bireyin ne kadar kolay "yük" haline gelebileceğini tüyler ürpertici bir soğukkanlılıkla gözler önüne serer.
Eser, dış görünüşün değişmesinin, insanın özündeki değerleri ve çevresindeki insanların gerçek yüzlerini nasıl da hızla değiştirdiğini anlamak adına okunabilecek en çarpıcı metinlerden biridir. Okuyucuyu, "İnsan, sadece fayda sağladığı sürece mi insandır?" sorusuyla baş başa bırakan bu kısa roman, edebiyat dünyasında yabancılaşma kavramının en saf ve en acı verici tanımı olarak yerini korumaktadır.
Özetle: Dönüşüm, bireyin toplumun dişlileri arasında ezilmesini ve kendi evinde bile "yabancı" konumuna düşmesini anlatan, kısa ama etkisi bir ömür süren bir modern zaman klasiğidir.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Émile Zola’nın Rougon-Macquart destanının üçüncü kitabı Le Ventre de Paris (kelime anlamıyla Paris’in Karnı) adını taşır ve Paris’teki büyük pazar yerinin, sürgüne gönderildiği yurtdışından gizlice Fransa’ya dönen kaçak Florent’in gözlemleriyle yapılan tasviriyle başlar. Tehlikelerle dolu zorlu yolculuğunun ardından sabahın erken saatlerinde kendine gelmeye çalışan Florent, Paris’in dükkân sahiplerinin üreticiler tarafından arabalarla getirilen taze ürünleri teslim alışını izler. Bu bölüm, Paris gibi devasa bir şehrin nasıl beslendiğine dair etkileyici bir fikir verir; sanki doymak bilmez iştaha sahip dev bir canlı beslenmektedir.
Anlatı ilerledikçe Florent, sokakları dolduran sebzeler, meyveler ve diğer ürünlerle bunları teslim alan insanların oluşturduğu kalabalık yüzünden pazardan çıkmakta zorlanır. Sonunda bu sokaklardan kurtulmayı başarır ve eski bir tanıdığı olan Gavard ile karşılaşır. Gavard onu görünce büyük şaşkınlık yaşar, ardından Florent’i bir kasap dükkânına götürerek buranın Florent’in kardeşi Quenu ile eşi Lisa’ya ait olduğunu söyler.
Bu noktada Macquart ailesiyle bağlantı kurulur; çünkü Lisa, Antoine Macquart’ın en büyük kızıdır. Ayrıca Florent’in neden sürgüne gönderildiğini de öğreniriz. Florent bir cumhuriyetçidir ve İkinci İmparatorluk’u başlatan darbeyi takip eden günlerde (Zola’nın Rougon-Macquart dizisinin temel tarihsel arka planı) cinayet şüphesiyle tutuklanmış ve sürgüne gönderilmiştir.
Hikâye ilerledikçe Zola, İkinci İmparatorluk’un ilk yıllarında yaşayan Parislilerin başkalarından nefret etmek için ne kadar küçük ve önemsiz gerekçeler bulabildiklerini, hatta onları utandırmak ve sonunda zarar vermek için ne denli aşırı davranışlara başvurduklarını ayrıntılı biçimde anlatır.
Genel olarak bu serideki karakterler ne büyük kahramanlardır ne
Tanrıların Tahtında
Bugüne kadar bir kez dağcılık ile ilgili kitap okumuştum yıllar evvel Nasuh Mahruki 'nin Kendi Everest'inize Tırmanın isimli , o kitap kişisel gelişim türündeydi ama yazan kişi dağcıydı. Şimdi ise yıllar sonra Everst'te geçen bir roman okuyorum Gülsel Ceren Güneş imzalı.
Dağcılığın Deniz ile bir tutku olduğunu düşündürüp aynı zamanda Tomris ile birlikte de ne kadar boş bir hobi olduğunu düşündürüyor yazar. Kadın kalbi ile erkek aklı bir işlemiyor her zaman.
Tomris Everest'in zirvesine yakın bir buzluk alanda kalan kocasının cesedini alıp indirmek için kaybından 5 yıl sonra bölgeye gidiyor. Okurken tanrıların varlığını hissedip , dev kar tarlalarına , sonra insanı içine çeken masmavi buzullara dalıyor insan.
Sayfalar ilerlerken hem Deniz'in defterine aldığı notlar hem de Tomris 'in geçmişe dönük travmaları , sürekli iç hesaplaşmalar yaşamaları romana katmanlı bir anlatım ekliyor.
Bir de bölgenin acı ve gerçek yüzü olan Şerpa'lar var. Hayatları ölüme çıkan yolları sırtında başka insanların yükü ile tırmananlar. Ülkelerin bu rotaya daha özenli davranması gerekiyor. Gerçekten bir gün küresel ısınma ile insanların tepesine boş oksijen tüplerinin, kırık çadır parçalarının çığ gibi aktığını görmek imkansız hissettirmiyor.
Bu kitapla birlikte K2 neymiş , duraklara verilen isimler nelermiş derken kitapta da ismi geçen artık yön belirleten dağcılar Uyuyan Güzel ve Yeşil Botları tanıdım. Hatta geçen bir haberde 30 yıl sonra Yeşil Botları indirmek için bir ekip hazırlandığını okudum. Kim bilir o da belki bir Tomi'nin Deni'sidir.
Bu sıcak günlerde buzulların arasında , eksi derecelerde tırmanışa hazırsanız mutlaka okuyun.
Kitapları Kurtaran KediTanrıların TahtındaGülsel Ceren Güneş
“Hatalar, tökezlemeler, düşmeler, bocalamalar, titremeler, terlemeler, yanlış yola sapmalar, yaralar, kusurlar… Hepsi, büyümenin bedelleri. Hepsi cesaret izleri. Hepsi bir şey anlatıyor.
Derin doğum çatlakların “Yeni bir can dünyaya getirecek kadar cesurdun” diyor. Defalarca kırılan kalbin “Defalarca sevecek kadar cesurdun” diyor. Var gücüyle çalışmaya devam eden yorgun bedenin, “Onurlu yaşamak cesaret ister” diyor. Dev bir salonu dolduran yüzlerce insanın karşısına çıkarken titreyen dizlerin, “Kaygına rağmen yolundan dönmemek cesaret ister” diyor.”
Zaten cesaret hiçbir şeyden korkmamak değildir ki, cesaret korkmana rağmen hatta tir tir titremene rağmen korkunun üzerine gidip onunla yüzleşmektir. Gerçek cesaret budur. Size bir sır vereyim: Tehlikenin kalbi en güvenli yerdir.
Çevremizdeki insanlar her zaman neyi yapamayacağımızı söyler ve söylemeye devam edecekler. Ancak hayatımızı yücelten de mahveden de bizleriz. Çünkü hayatımızın sorumluluğu bizde, bu hayat bizim, öyleyse tercih ve takdir de bizim. Kimseye sizin neyi yapamayacağınızı söylemesine izin vermeyin, çünkü bunu sizden daha iyi kimse bilemez. Sevgili Bahar Eriş’in dediği gibi “Siz en iyisi kendi renkleri, kendi mevsimleri, kendi seçenekleri, kendi doğrularıyla sınırlandırmaya çalışanlara şüpheyle yaklaşın.”
Epik bir kurgu var. Geçmişi hatırlamakla yaşanılan tatsızlıkların da hatırlanacağı ve buna değip değmeyeceği gibi bir konu var. Yarısına kadar akıcı ama sonrası ğarip bir şekilde durağan.
Gömülü DevKazuo Ishiguro · Yapı Kredi Yayınları · 20182,054 okunma