Yeni yeni ilerledim ve şimdiden çok güzel gidiyor. Aslında uzun zamandır okumak istiyordum ama ha fırsatım olmadı ha kitap aşırı pahalı derken başlayamamıştım… aslında bunu bana çok sevdiğim biri hediye etti sanki hissetmiş gibi. Bu yüzden şimdi zamanı, sıcağı sıcağına okuyayım diyerek başladım. Birçok Hannibal sahnesinin referansı buradan geldiği için özellikle merak salmıştım. Hannibal kendini ve Will’i Akhilleus ve Patroklos olarak çiziyordu, Will’e “Achilles, bütün Yunanlıların ölmesini istedi, böylece sadece o ve Patroklos Truva'yı fethedebilirdi." demişti, beni en çok çekenler de bunlar olmuştu… Zaten yıllardır büyük bir Hannibal hayranıyım ve bu referanslardan da mahrum kalmak istemiyordum. İlk düşüncem kesinlikle şuydu; “Hannibal kesin Will’i Akhilleus olarak görüyordur, kendini de Patroklos. Ama aslında Will ve Hannibal’ı tanıyan herkesin tam tersini düşüneceği çok açık.” Kitap genel olarak şimdiden çok güzel gidiyor. Beni hiçbir şekilde sıkmadı, zaten oldukça meşhur bir queer kitabı. İçinde birçok mitolojik anlatı geçiyor ve aşırı hoşuma gidiyor. Genel olarak çiftin zıtlığı da beni cezbediyor. Devam ettikçe güncelleme yapacağım. Ama beni en çok mutlu eden şey benim de bir Patroklos’umun olması. Ona gerçekten benziyor… Umarım o da beni gerçekten Patroklos’un Akhilleus’u gördüğü gibi görüyordur… Se ağapo poli 🦔 Akhilleus’un Şarkısı
aftersun
Aftersun, sinema tarihinin en sessiz ama en gürültülü yıkımlarından biridir. Bu film, bir babanın kızına veda edişi değil; bir kızın, babasının intiharından (veya gidişinden) yıllar sonra, onun zihnindeki harabeler arasında dolaşarak "Neden?" sorusuna cevap arama çabasıdır. Hadi, ruhunun en ücra köşelerine dokunacak o derinliğe inelim. Hazırsan, o güneşin altında saklı olan karanlığı tüm çıplaklığıyla konuşalım. 1. Omuzlardaki Görünmez Kurşun: Calum’un Sessiz Çığlığı Calum, 31 yaşında bir adam. Sophie ise 11. Aralarındaki o 20 yıllık uçurum, filmin kalbindeki en büyük trajedidir. Calum, Sophie için bir "liman" olmaya çalışırken, kendisi açık denizde fırtınaya yakalanmış, su alan bir sandal gibidir. • Yaşayamadığı Gençlik: Calum, aynaya baktığında sadece bir baba görmüyor; hiç olamadığı, olamayacağı o "mutlu adamı" görüyor. Balkonda tek başına, müziğin ritmiyle değil, acısının ritmiyle dans ettiği o sahneyi hatırla. O dans, bir kutlama değil, bir can çekişmedir. Dünyanın en yalnız dansıdır o. • "Gamsız Hayat" İronisi: Fondaki şarkı "Beni böyle gamsız görme, saklı yaralarımı görmeden" derken, Calum aslında Sophie'ye bakıyordur. "Seni seviyorum ama kendimden nefret ediyorum" demenin sessiz yoludur bu. Bir ebeveynin çocuğuna verebileceği en büyük acı, ona yetemediğini hissetmesidir. Calum, Sophie’ye bir gelecek sunamayacağını bildiği için, ona sadece bir "son hatıra" bırakmaya çalışır. 2. Hafızanın Mezarlığı: Dijital Kayıtlar ve Rave Sahneleri Film boyunca gördüğümüz o titrek kamera kayıtları, aslında Sophie’nin elindeki tek kanıt dosyasıdır. Sophie, babasının o tatilde "aslında" ne yaşadığını anlamak için o kasetleri binlerce kez izlemiş bir yetişkindir artık. • O Karanlık Dans Alanı (The Rave): O flaş patlamalı, kabus gibi sahneler Sophie’nin bugünkü zihnidir. Yetişkin
Film
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
18 Mart 1915 Deniz Muharebesi
Boğazın savunmasından sorumlu Müstahkem Mevki kumandanı Cevad Paşa idi. Müstahkem Mevki Kumandanlığı 31 Temmuz 1914'te özel seferberlik emrini birliklerine tebliğ ederek teyakkuza geçirdi. Birlikleri kolordu yetkisinde ve doğrudan başkumandanlığa bağlıydı. Birlikler, 9 ve 11. piyade tümeni ile 2. Ağır Topçu Tugayı (3., 4. Ağır Topçu Alayları), Erenköy Ağır Topçu Bölge Komutanlığı (8. Ağır Topçu Alayı, 3. Numune Ağır Topçu ve 4. Muhasara Topçu Taburları), istihkâm bölükleri, muhabere bölükleri, ışıldak müfrezesi, uçak ve mayın müfrezelerinden oluşmaktaydı. Komutanlık, ayrıca 3. Kolordu kuruluşunda yer alan Eceabat'ta genel ihtiyatta bulunan Kurmay Yarbay Mustafa Kemal komutasındaki 19.Tümen'e de emir verme yetkisine sahipti. 18 Mart günü Müstahkem Mevki komutanlığı kadrosunda; 230 adet çeşitli çapta top, obüs ve havanlar vardı ve bunların ancak 82'si yapılan harekâtta kullanılabilmiş idi. Bunun dışında savaş gemisi olarak Muin-i Zafer, Asar-i Tevfik, Mesudiye, Berk-i Satvet ve Ertuğrul savaş gemileri ile Selanik, İntibah, Samsun ve Nusret mayın gemileri cephede kullanılabilecekti. Harekâttan önce ilk üç mayın gemisi ile denize 403 mayın döşenebilmişti. Ayrıca Nusret Mayın gemisi de Karanlık liman bölgesine 7-8 Mart gecesi 26 mayın döşeyerek önemli bir tedbir alınmıştı. Büyük savaştan bir gün önce 17 Mart 1915'te Bozcaada'da Akdeniz orduları başkumandanı General Hamilton'un da katıldığı toplantıda, yapacakları deniz harekât planı görüşüldü. Bu plana göre, mayınlardan temizlenmiş olan boğazın aşağı kesimlerinde bütün savaş gemileri kullanılarak boğaz zorlanacaktı. Nitekim bu amaçla, 16 zırhlı, 4 kruvazör, 14 muhrip gemisi 1 uçak gemisi ayrıca yüzlerce yardımcı gemi ve filikaları harekete geçirdiler. Bunlara uçaklar ve denizaltıları da yardımcı olacaktı. 18 Mart 1915
18 Mart Çanakkale Zaferi
KOCASEYİT ALİ ONBAŞI 🇹🇷🇹🇷 Köyünde onu herkes öldü bilmektedir. Çanakkale’den Havran’daki köyüne kadar 145 kilometreyi 13 günde yayan yürür. Geldiğinde evine giremez. Çünkü 9 yılda belki karısı, yeniden evlenmiş olabilir. Akşamdan geldiği evini sabaha kadar göz hapsine alır. Sabah koyunları çıkarmak için gelen bir akrabası ile karşılaşır. “-Sen kimsin? -Ben Seyidim. -Biz seni öldü biliyoruz. -İşte sağ döndüm. Benim hanım evli mi? -Hayır evli değil. Bir çocuğun var içeride, çocuğu korkutursun. Bağırarak git, haberi olsun.” Kapıdan eşinin ismini seslenir. 8 yaşında bir kız çocuğu kapıya gelir. “Anne” diyor, “kapıda sakallı biri var korktum.” Annesi geliyor kapıya bakıyor ki, adamı. “Korkma kızım o senin baban.” Ve 9 yıl sonra kızıyla böyle tanışıyor. O kız, sonradan nine olduğunda torunlarına, “Baba deyip de bir müddet kucağına oturamazdım” der. *** Kocaseyit namı, Seyit Ali Çabuk tam adı. Çanakkale’de 276 kiloluk top mermisini tek başına sırtlayıp İngiliz zırhlısını vuran kahraman. 1889'da Balıkesir'in Havran ilçesine bağlı bir orman köyü olan Manastır köyünde doğan Seyit Ali, Yörük çocuğudur. Mavi gözlü ve ufak tefektir. Gariban Anadolu köylüsü. Keçi güder arada kaçak odun kömürü yapar satar. 1909’da askere gider. 1912’de Balkan Savaşı’na katılır. 1914’te Birinci Dünya Savaşı başlayınca Çanakkale cephesinde topçu eri olarak bulundu. 18 Mart1915'te Müttefik donanması Çanakkale Boğazı'nı geçmek için saldırıya geçti. Bu sırada Seyit Ali, Rumeli Mecidiye Tabyası'nda görevlidir. (Savaşın en kritik anlarından birinde Queen Elizabeth zırhlısından atılan bir top mermisi Mecidiye Tabyası'na isabet eder. Mecidiye Tabyası'nın pozisyonu çok kritiktir. Boğazdan geçen düşman savaş gemilerini vurmak üzere oradadır. Ve hedef alınan tabyada geriye sadece iki er ve tabya komutanı
CİNSİYET TARTIŞMALARINA İSLÂMÎ BAKIŞ...
Kadın ya da erkek olmak tam olarak ne anlama gelir? Tartışmanın bir ucunda, sahip olduğumuz bedenin ve anatomi kurallarının kaderimiz olduğunu savunanlar durur. Onlara göre doğuştan gelen organlarımız ve hormonlarımız, hayatta nasıl davranacağımızı kesin olarak belirler. Diğer uçta ise cinsiyet rollerinin toplum tarafından inşa edildiğini söyleyen inşacı fikirler bulunur. Bu görüşe göre, kız çocuklarının oyuncak bebeklerle oynaması ya da erkeklerin ağlamaktan utanması doğuştan gelen bir özellik değildir; bütün bunları bize içine doğduğumuz âile ve kültür öğretir. Antik çağlarda ve Orta Çağ döneminde, beden ve anatomi her şeyin temeli olarak kabul edilirdi. O dönemin ünlü düşünürleri ve din adamları, erkeğin doğuştan üstün ve yetenekli, kadının ise eksik ve zayıf yaratıldığını iddia ederlerdi. Bu fikirler, tabiatın veya İlâhî gücün değişmez kanunu olarak görülürdü. Kadınların ev işleriyle ilgilenmesi ve erkeklerin ülkeleri yönetmesi, anatomi yapısının kaçınılmaz bir sonucu sayılırdı. Kimse çıkıp da bu kuralları biz insanların uydurduğunu düşünmezdi. Anatomi, cemiyet içindeki eşitsizlikleri haklı göstermek için kullanılan en büyük kalkan vazifesi görürdü. 19. asra gelindiğinde tıp insanları, beyin ağırlıklarını ve kemik yapılarını ölçerek kadınların neden erkeklerden daha geride durması gerektiğini kanıtlamaya çalıştı. Fakat 20. asırda işin seyri tamamen değişti. Uzak adalara giden araştırmacılar, bazı kabilelerde kadınların savaştığını, erkeklerin ise süslenip evde oturduğunu gördü. Bu manzara, Avrupa medeniyetinin tek doğru kabul ettiği kuralların aslında sadece birer kurgu olduğunu kanıtladı. Simone de Beauvoir **gibi düşünürler ortaya çıkıp kadın doğulmadığını, kadın olunduğunu söyleyerek büyük bir devrim yarattı. Onlara göre cemiyet, kız çocuklarını kendi çıkarları
LGBTİQ
Küçük gibi gözükn ama sinek vızıltısı etkisi yaratan ileti
Herkese selamlar..🌱 Burda herkes kendince kimi sıkıntısını kimi duasını kimi sevgisini kimi şikayetini paylaşmak için bir ileti düzenliyor ben de bugün çok düşünerek ve istişare ederek bu iletiyi yazmaya ve sayfamda kalmasına karar verdim. Çünkü kendimce karınca kararınca bir sıkı okur dünyasında yaşadığım için bu hesaplaşmayı kitaplara karşı yapmam gereken bir borcum olduğunu hissettim. (En azından vakti geldi.😑) Her ne kadar yurtdışında satışı çok revaşta olsa da Kürk Mantolu Madonna , ardından Kuyucaklı Yusuf , Uğultulu Tepeler , Rezonans Kanunu , Körlük ve Masumiyet Müzesi (okuduklarım kararınca tabi) bu kitaplar ve eminim pek dahası da olmak şartıyla nedense biz çok farkına varmasak bile (yani en azından bazen bazılarımız bazı anlar için) okur kişiliğimizi ve hatta dahilinde simyamızı kitaplarla olan diyaloglarımızı ve dahii güttüğümüz sürecimizi de baştan sona ne varsa artık biraz olumsuz etkilemekten başka bir şey yapmıyor 🥺. Bu iletiyi yazmamın bir büyük sebebi de çok ciddi söylüyorum ki sinirlerimi bozmuş olması, hayır tamam bazen puanlamaya ya da vs çeşitli sınıflardan esinlenebiliyoruz, olabilir gayet normal, lakin bizim her ne kadar aynı kitaplara farklı şeyler hissettiğimizi farklı yaklaşımlarda bulunduğumuzu biliyor olsak da yanıldığımız ve ardı arkası bitmiş gibi gözükse de beklenti hezeyanlığımızı oluşturması çok aşikâr olmaya başladı bu aralar. Ve bunun bir çözümü belki yok belki var şuan bir şey düşünemiyorum açıkçası ama bu denli pohpohlamalar da ne biliyim biraz " şey..... "😶‍🌫️🤐(kelimelerimi her zaman olduğu gibi seçerek konuşmayı tercih ediyorum, her ne kadar kötü ve çöp olmuş olsa bile bir emek var evet🙏🏽) Bilmiyorum siz ne düşünüyorsunuz lakin ben son derece kararlılıkla böyle düşünmeye devam edeceğim. Neyse velhasıl kelam belki yine de bitmez bu sürgün, ammaaa artık kurdun biraz
1000Kitap