Belki de Hayat Yeniden Başlayabilmekti..
Sabah erkendi. Ama bu kez o bildiği yorgun sabahlardan değildi. Gökyüzü açık maviydi. Güneş, perdelerin arasından usulca odanın içine süzülüyordu. Sanki dünya ilk kez acele etmiyormuş gibiydi bugün. Gözlerini açtığında birkaç saniye boyunca hiçbir şey düşünmedi. Ne geçmiş… Ne eksik kalan şeyler… Ne de içinde taşıdığı o ağır his… Sadece tavana baktı. Ve uzun zaman sonra ilk kez, içinin hemen üzerine çöken o karanlığı hissetmedi. İnsan bazen iyileştiğini büyük şeylerle anlamıyordu zaten. Bir sabah daha hafif uyanınca anlıyordu. Yataktan kalktı. Camı açtı. İçeri serin bir rüzgâr doldu. Sokaktan simit kokusu geliyordu. Bir yerde çay demleniyordu belli ki. Kuş sesleri birbirine karışıyordu. Hayat ne garipti… Aynı dünya, aynı şehir, aynı sokaklar… Ama insanın içi değişince her şey başka görünüyordu. Mutfağa geçti. Kendine kahve hazırladı. Kupadan yükselen sıcak buharı izlerken küçük bir gülümseme yerleşti yüzüne. Nedensizdi belki ama gerçekti. Çünkü mutluluk bazen büyük olaylar halinde gelmiyordu. Bazı günler sadece içinin canının yanmaması bile huzur oluyordu.
Duygular
Erkek-Kadın Eşitliği Kompleksi: Rekabet değil Tamamlayıcılık
Kadın ve erkek fıtrat olarak birbirinin rakibi değil, evrimsel ve biyolojik olarak birbirinin tamamlayıcısıdır. Her iki cinsiyetin de genetik, hormonal ve psikolojik olarak maksimum verimlilik gösterdiği alanlar farklıdır. Erkek; binlerce yıllık evrimsel süreç boyunca fiziksel yapısı, risk alma eğilimi ve rekabetçi hormonları gereği dış dünyayı (savaş, siyaset, makro ekonomi gibi alanları) domine etmiştir. Kadın ise insan türünün devamı için en kritik aşama olan erken çocukluk döneminde, yani bir insanın zihinsel, duygusal ve fiziksel gelişiminde baş aktördür. Kadınların empati yeteneği, kriz yönetimi ve şefkat odaklı psikolojisi olmasaydı, bırakın sağlıklı nesiller yetiştirmeyi, insan türünün hayatta kalması bile mümkün olmazdı. Erkekler mikro düzeydeki bu muazzam yetiştirme ve inşa sürecinde kadınlar kadar işlevsel ve verimli değildir. Elbette istisnalar vardır; ancak makro sosyoloji istisnalarla değil, genel örüntülerle ilgilenir ve bu istisnalar genel kaideyi bozmaz. Netice itibarıyla; bu iki cinsiyet alt-üst ilişkisi içinde değil, bir zincirin halkaları gibi yatay bir tamamlayıcılık ilişkisi içindedir. Biri olmadan diğerinin ayakta kalması biyolojik ve toplumsal olarak imkânsızdır.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Hikayenin devamı kursakta..
Duygu ve Düşünce
Hikayenin devamı kursakta.
Seni soruyorlar bana gel de anlat kendini..🙌🙌☺️ . . Devamı ve daha fazlası Şiirlerarasıyolculuk adlı şiir kitabımızda efendim, kitabımız tüm seçkin kitap satış sitelerinde. @ikinciadamyayinevi #cümlemühendisi #ikinciadamyayinlari #şiirlerarasıyolculuk #ahmedgezen #şiir
Şiir
Aynı satırlarda kaybolduğumuz insanlara
Hayat, aynı satırlarda kaybolduğumuz insanlara rastlayınca güzelleşiyor. Bazen aynı cümlenin içinde dolaşan birini görünce içime bir umut doğuyor, günüm kendiliğinden güzelleşiyor. Bazıları sokaklarda yürümez yalnızca; içlerinde taşıdıkları görünmez bir atlasla dolaşırlar. O atlasın sayfalarında yarım kalmış düşler, tutunamamış insanlar ve kimsenin yüksek sesle söyleyemediği kırgınlıklar vardır. Ne zaman birinin elinde Tutunamayanlar görsem ya da bir bankta küçük İskender'in o yara kabuğu söken dizelerine sığınmış birine rastlasam, zamanın akışı biraz yavaşlar. Kalabalığın içinden sessiz bir işaret geçmiş gibi olur. Dünyanın görünen yüzünden çok, görünmeyen tarafıyla ilgilendiğini hissederim. Onların okudukları satırlarda, defterlerine gizledikleri cümlelerde ve yürürken yanlarında taşıdıkları o tarifsiz sızıda bana tanıdık gelen bir şey vardır. Sanki aynı yaraların çevresinde dolaşmış, aynı soruların karanlığında biraz oyalanmışız ve karşılaşınca eski bir dost gibi gülümsetecekmişiz gibi.. Belki bu yüzden, kalbini kelimelerin uçurumuna bırakmış insanlara karşı içimde daima tarif edemediğim bir yakınlık hissediyorum. Her karşılaşma, yarım kalmış bir sohbetin devamı gibi geliyor bana. Ve ben, her defasında, kendini edebiyatın ince kederine emanet etmiş o sessiz yolcuların peşinden gitmek istiyorum. Öyle işte Bazen bir insanı tanımak için yüzüne değil, hangi satırların altında durup nefeslendiğine bakmak yeterlidir. Tutunamayanlar Küçük İskender Bir Nedeni Yok Yalnızca Öptüm Oğuz Atay Tehlikeli Oyunlar Periler Ölürken Özür Diler
1000Kitap