Dedemin Bakkalı kitabının devam kitabı ve bu kitabı okumadan önce mutlaka onu okuyun. Ne kadar devamı olsa da hikaye kitabından çok bir etkinlik kitabı bu kitap. İlk kitap çok okununca devam kitabı olarak böyle bir kitap çıkarma gereği duymuşlar sanırım.
Şermin Yaşar
Tarık Tufan’ın bu kitabında da yine oradan oraya savrulduğum bir romanıydı. Dokuz puan vermemin sebebi diğer kitapları kadar etkilenmemiş olmam ama akıcı ve güzel bir romandı.Orhan’a yer yer çok kızıp bazen de anlamaya çalıştığım oldu. Yazarın dili ve akıcılığı gayet güzeldi. Romanlarındaki gibi hemen içine dalabiliyorsunuz. Saklıkuyu diye bir yere gidiyor. Girdap gibi her ordan çıkmaya geri Cankurtaran’a dönmek için kafasında karar veriyor ama bunu başaramıyor.Ahmet Hilmi Bey, Belma , Defne ve kedi Raci hepsi sırlarla dolu gizemliler… Yer yer ruhumun çok sıkıldığı, yer yer de acaba nasıl bir sona bağlanacak diyerek okudum. Yazar bir başka kitabında yaptığı gibi romanların içinde diğer romanların karakterlerine yer veriyor ve bu yaptığı olay döngüsü çok hoşuma gitti. Aslında hepsi birbiriyle bağlantılı ve aynı zaman dilimleri içinde. Kaybolan Kaybolan romanındaki Sonay ve Hakan karakterinin hikayelerini burada da dinliyoruz. 2 sayfa da çoook şeyler anlatılmış. Kelime olarak olmasa bile o duygu (diğer kitabı okuduğum için ) harika bir şekilde geçiyor. Yüzümde bir tebessüm , kelimeler arasında bir sıcaklık oluşturuyor. Kitabın sonu ne istediğim gibi ne de istemediğim gibi bitti diyebilirim. Devamı okuyucunun hayal gücüne karakterleri nasıl ve nerede görmek istediklerine bırakılmış gibi… Buradan sonrası bizde Orhan ve arkadaşlarının hayata devam edişi bizim hayal dünyamızda.
Gitmek , insanın iradesi değil , yazgısıdır… Gidebildiler mi yoksa yazgılarına orada mı devam ettiler bilinmezlik. Okuyacak olanlara iyi okumalar dilerim.
Wulf Dorn’un neredeyse tüm kitaplarını okumuş biri olarak şunu net söyleyebilirim: onun asıl gücü olaylarda değil, insan zihninin kırılma anlarında saklı..
Psikiyatrist 2 de beni en çok etkileyen şey “intikam” duygusunun insanı nereye götürebileceği oldu. İki insan düşünün; ikisi de intikam almak istiyor. Ama biri bu duygunun içinde yavaş yavaş çözülürken, diğerinin sınırları tamamen kayboluyor ve insan olmanın çizgisinden uzaklaşıyor.
Bir noktadan sonra artık kimin haklı olduğu değil, kimin ne kadar ileri gidebileceği önemli hâle geliyor. Ve Wulf Dorn tam da bunu gösteriyor: insan bazen adalet için başladığı yolda, kendini kaybedip bambaşka bir şeye dönüşebiliyor.
En sarsıcı tarafı da
intikam bazen bir hedef değil, bir çöküş şekli oluyor.
Ve bu çöküşü en net şekilde Dr. Ellen Roth, Mark Behrendt, Alex ve Ralff den Dooren üzerinden hissediyorsunuz; herkesin aynı duyguyu farklı bir karanlığa taşıdığı bir hikâye.
Ayrıca Psikiyatris2 yazarımızın ilk kitabı "PSİKİYATRİST'İN " devamı niteliğinde karşımıza çıkıyor..
Ve kitap bitene kadar herkesten şüphe duyuyosunuz.Farkında olduğunuz gibi okuduğum gibi yazmaya da doyamadım
En iyisi vakit kaybetmeden yazarımızın kitaplarıyla tanışın ve bu kitabını da mutlaka okuyun
İlk defa Ahmet ümit okudum. Muhteşem bi polisiyeydi. Kurgusu anlatımı çok iyiydi. Çok akıcıydı nasıl başladı ne zaman bitti anlamadım.
Devamı niteliğindeki tüm kitapları okumak istiyorum.
Sen fırtınaya yakalanmış gemilerimizin demirlediği koysun. En karanlık gecede bizi eve götüren ışık fenerisin.”
Kitap Yorumu: Dikenlerle Bağlı – Elizabeth Helen (Briar’ın Canavarları Serisi 1. Kitap)
Trope’lar: Fantastik Romantizm/Güzel ve Çirkin Masalı/Why Choose
Konusundan kısaca bahsedeyim. Rosalina, kaybolan babasını bulmak için çıktığı yolda kendini fae diyarında bir şatoda buluyor. Üstelik bu kalede bir değil, iki değil… dört tane lanetli fae prens var. Her biri farklı bir mevsimin prensi ve hepsinin Rosalina’yla kurduğu dinamik bambaşka.
Keldarion buz gibi, mesafeli, huysuz kış prensi. Başta insanı zorluyor ama o soğukluğun altında kırılmış bir taraf olduğunu hissettikçe merakınız artıyor. Farron daha sakin, nazik ve kalenin içindeki kaosun arasında nefes aldıran bir karakterdi. Kendisi Sonbahar prensimiz. Rosalina’yla kurduğu bağ bana çok tatlı geldi. Dayton ise flörtöz, eğlenceli ve sahneye girdiği an enerjiyi değiştirenlerden. Tam bir yaz prensi. Ama onun da o umursamaz tavrının altında sakladığı çokça şey olduğunu görüyoruz. Ezryn ise ilk kitapta daha gizemli ve kapalı kaldı benim için. Tam çözemiyorsunuz ama zaten bu yüzden daha çok okumak istiyorsunuz. O da ilkbahar prensimiz.
Bir de tabii prenslerimizin düşmanı Dikenler Prensi Caspian var. Çok fazla sahnede olmasa bile hikâyeye kattığı tehdit, gizem ve karanlık hava bence serinin devamı için merakı oldukça artırıyor.
Ben kitabın atmosferini sevdim. Büyülü şato, dikenler, lanetler, fae dünyası ve Rosalina’nın kendini hiç bilmediği bir dünyanın ortasında bulmasını okumak keyifliydi. İlk kitap olduğu için bazı şeyler hazırlık aşamasında kalıyor ama karakterler arasındaki çekim ve merak kendini hissettiriyor.
Kısacası Dikenlerle Bağlı; karanlık masalsı havası, lanetli prensleri, dikenlerle çevrili
Merhaba arkadaşlar. Uzun zaman sonra (2021) oldukça uzun bir Jules Verne okuma serisi daha yapacağız. İlk eser şimdiden geride kaldı bile. Kitapla ilgili iki adet ihtilaf mevcut. Bunu araştırarak başladım işe. Önceki, bu eserin Ay’a Yolculuk kitabının bir kısaltması olduğu; diğer ihtilaf ise o kitabın bir devamı olduğu. Cevap mı? Gerçekten de bilmiyorum. Önemi var mı? Yok.
Jules Verne belki kendi hayal dünyasında Barbicane karakteri ile Ay’a mermi göndermeye çalıştı ama ondan yıllar ve yıllar sonra insanoğlu ancak Ay’a ayak basabildi. Hatta öyle ki 1865’te bu kitabın büyük hayallerle kaleme alındığını, Sputnik 1’in (Dünya’nın ilk yapay uydusu) ise 1957 yılında ancak Ay’a fırlatıldığını düşünürsek bu durum daha açıklayıcı olabilir. Ay’a mermi sıkmak meselesi ise bir yerde bana Adana havası bile verdi. Onlar da zamanında güneşe sıktıkları için bazı sahneler ve getirdiği çağrışımlar kitabı da gülerek okumama sebep oldu. Çünkü mermi diye bahsettiğimiz şey aslında silahtan atılan kurşun değil bir uzay aracı. Ama çağrışım çağrışımdır ve betimlemelerle akla yazılanlar asla unutulmazlar.
Asıl merak ettirici unsur ise bu 3 kişilik grubun Ay’a indikten sonra yapacaklarını planladıkları kısımlardan oluşuyor diyebilirim. Burada yazarın eserine ve geleceğe, aynı zamanda bilime de ne kadar inandığını, bunun mutlaka bir gün başarılacağına olan inancı ve sanki o dönem bu yapılmış gibi, eğer başarılı olunabilirse neler yapılabileceğine dair akıllara gelebilecek konuları kitaba eklediğini görebiliyoruz. Hadi diyelim gittiler, hadi bir de akıllarından geçenleri gerçekten de yaptılar, bir de bunun dönüşü var diyorsunuz onu unutmayalım. Ama sorun değil, yolun yarısına kadar kimsenin aklına bu durum gelmedi.
Özellikle final kısmına hayran kaldığımı belirtmek istiyorum. Sonuç olarak bu
Ay'ın ÇevresindeJules Verne · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2015393 okunma