Atatürk’ün Vasiyeti Dil, süre giden bir iştir. Çünkü kavramlar sürekli gelişir durur, değişir, yenileri doğar. Dil de kavramlarla birlikte gelişir, içindeki türetim yeteneğine göre işlenir durur. Ne mutlu ki, Türk dili bu türetim, gelişim, yapı ve kurallarına en çok sahip bir dildir. Türklük ve Atatürk’ün yolunda ilerlemektedir. Her gün yeni kavramlar, Türkçe terimler gökbilimde olsun, kimyada olsun, dilimize kazandırılmakta, bilimci Türk’ün araştırıcı, yapıcı kafası, düşüncesi kesin, açık bir Türkçe ile yoğrulmaktadır. Türk diline her dalda, her bilimde yeni eserler kazandırılmaktadır. Türk eğitimcisi, bilimcisi, Atatürk’ün kurtardığı Türk dilini ne yönden gelirse gelsin yabancı boyunduruktan korumasını bilecek, sadece takıları Türkçe ikinci bir Osmanlıca konuşan, Atatürk’ün Türkçesini, bilimiyle, tekniğiyle Türkçesini bilmeyen nesiller yetişmesine yol açacak eğitim düzenlerine yer vermeyecektir. Türk bilimci ve eğitimcisi, Atatürk’ün kendilerine şu vasiyetini hatırlayacaklardır: “Bakınız arkadaşlar, ben belki çok yaşamam. Fakat siz ölene dek, Türk gençliğini yetiştirecek ve Türkçenin bir kültür dili olarak gelişmeye devamı yolunda çalışacaksınız. Çünkü Türkiye ve Türklük, uygarlığa ancak bu yolla kavuşabilir.”
Sayfa 41 - Bilim+Gönül·Kitabı okudu
1000Kitap
Neslinin devamı gelsin
Maşuk, aşk ve ilişkinin de Şâtırzâde gibi şıklara özgü olan şeklini benimseyenlerden değildir. Kendisiyle dostluğa istekli kaç erkek varsa hepsiyle de yakınlık kurmaktan çekinmeyen, her âşığına parası kadar ilgi gösteren düşük kadınları sevmeyi kendince büyük bir alçalma sayar.
Sayfa 44·Kitabı okudu
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Bak yine Nureddin'im! Yeryüzünde gözlerin gördüğü her şey insan için değil mi? Her şey insan içinse, insan ne için var?" Sözün burasında sükûta teslim oldu Hâce Alaeddin. Nureddin sohbetin devamı gelsin diye, "İnsan Allah'a kulluk için vardır şeyhim" dedi. "Amenna" dedi Hâce Alaeddin. "Peki, kulluğun neresinde bu insan dediğin? Öyle ya hizmetçi hizmet ettiğinin şanı ile övünür. Kuluz deriz ama kul olduğumuz kuru bir iddiadır. Hani velilerden bir veli Bağdat Çarşısı'nda dolaşırken, bir adamın kurum kurum gezindiğini görür de merak edip sorar: 'Kimdir bu kimse ki kibrinden yeryüzünü esir etmiş kendine?' Cevap verirler sultanın kölesidir diye. Veli, 'Öyle mi?' der. Başlar onun gibi, belki daha ziyade kurum kurum gezinmeye. 'Öyle ya' demiş sonra 'bu sultan da olsa nihayetinde bir kul, bu adam kula köle olduğu ile övünüyorsa ben de âlemlerin sultanı olan Allah'ın kuluyum. Bu iş için kibirlenmek icap ediyorsa, bu kibre ben daha layığım!' Kibri bile Allah için yapmak, ancak Allah'ın has kullarına mahsus ince bir iş. Peki ya biz bu ince işin neresindeyiz?" Hâce Alaeddin, sorusuna karşılık cevaptan öte tefekkür gerektiğini düşünüp yine sükût etti. Nureddin anlamıştı, Hâce Alaeddin her sohbetinde yaptığı gibi kendi nefsini hesaba çekiyordu. Kendisi bir gölgeydi, şeyhinin bedeninin ardında gezen. Hâce Alaeddin bambaşka bir âlemdeydi.
Sayfa 33 - Nesil·Kitabı okuyor
İkinci Açılım Çözülme Süreci Adeta Dağ Fare Doğurdu Dedirtti Türkçe de bir deyim var; dağ fare doğurdu diye. Tam bugünler için söylenmiş bir deyim gibi yerli yerine oturdu. Bebek katili bir teröristin muhatap alındığı süreçte dağ fare doğurdu sırtında yumurta küfesi taşımak adına toplumdan gizli bir niyeti dayatanlar ise darmadağın oldular. Terör örgütü hukuksuz bir suç olduğu için kendisini fesh etsin muhatap alalım kurucu önderi gelsin mecliste konuşsun arka niyeti sorunlu bir başlangıçtı. Bugün terör örgütünün silah bırakmasını bırakın koşullar öne süren bir aymazlık içine girmiş olduğunu gördüler. Suriye'de ki yapı bebek katili teröristi tanımıyor bile. Çünkü terör kılık ve isim değişikliği yapmakta asala ermeni terör örgütünün devamı olduğunu bildikleri halde bilmemezlikten gelenler emperyalizmin tuzağına ikinci açılım ve çözülme tuzağına düştüler. Hem de çok güvendikleri bir peşmerge aşireti teröristin bile içeriden aldığı destekle dünyaya rezil oldular. Bunu bile yüzlerine gözlerine bulaştırmak istediler. İç içleri bakanının bir kaç tane yardımcısı varmış her biri ayrı bir iç işleri bakanı gibi davranıyormuş. Devletin içi çürümüş adeta. Siz bu haliniz ile ancak bir bebek katili terörist tarafından yönetiliyor duruma düşürülerek bitirildiniz. Uyarı dinlememek büyük bedeller ödetir. Her sorun döner dolaşır ekonomi de kilitlenir. Emperyalizmin de projesi doğal kaynak talanı yapmak adına değil mi? 3 Kasım 2002 tarihinde emperyalizm arkanda biz varız dediler onlarda babalar gibi satarak başladılar yıkmaya, talan etmeye.
Hayata Dair
Güzel bir koku ile çürümeye duruyor, o kokuyu bir tek ömründe kimseye dokundurmadan kendine ayırıyor. "Nasıl olsa var devamı, gelsin tomurcuklar, sarı yaprak gitsin beyaz çiçekler gelsin." Olur.
Beklemek üzerine
"Beklemek” diye mırıldadı titrek dudakları. Devamı gelsin diye düşünmedi, yalnızca “Beklemek” dedi ve daldı uzaklara, ufku olmayan sınırların dışına. Yıllardır, binlerce, hatta milyon yıldır yürüyor olmasına karşın elde ettiği elle tutulur ne vardı ki? O yüzden “Beklemek” dedi ve daldı sınırların ötesine. Biraz daha yürümüş olsa hastalanırdı, bereket versin biraz daha yürümedi de yemedi kafayı."
Alıntı