2026 İlkbahar favorilerim
Bunları yapmak benim için hem bir alışkanlık haline geldi hem de keyif veriyor. Bahar henüz bitmedi ama bayram gelmeden sizinle paylaşmak istedim. İşte bu ilkbaharda okuduğum favori 5 kitap: ​• Kurtuluş Projesi: Bilimkurgu seviyorsanız kesinlikle okuyun derim. Mizahi yönü kuvvetli ve oldukça eğlenceli bir eser. Açıkçası sinema uyarlamasını da çok beğendim, ona da bir göz atabilirsiniz. • ​Kızıl Yükseliş: Okuduğum en iyi distopya diyemem ama yine de oldukça tatmin ediciydi. Her yerde çok övüldüğü için sanırım beklentimi biraz yüksek tutmuştum; buna rağmen gayet başarılıydı. • ​Çatal Yürek: Bu eser zaten Dokuzuncu Cemiyet kitabının devamı niteliğinde. İlkini aşırı sevmiştim, bu da beni asla hayal kırıklığına uğratmadı. Dark academia tarzından hoşlanıyorsanız şans verebilirsiniz. • Miras Oyunları: Yurt dışında çok popüler olduğu için uzun zamandır merak ediyordum ve beklentilerimi tam anlamıyla karşıladı. Gizem, bulmaca ve sürükleyicilik arayanlar için ideal. ​• Sana Ulaşmaması Dileğiyle: Listenin ilkbahar ruhunu yansıtması için araya bir aşk romanı eklemek istedim. Çok tatlı ve keyifli bir hikaye; üstelik smut unsurlar barındırmadığı için gönül rahatlığıyla okunabilir. Bu yazarın tarzında en sevdiğim şey, ana karakterlerin hissettiği kaygı ve baskının bana çok tanıdık gelmesi. ​Bonus: Çağdaş klasikler serisinden #k:440592. Herkesin beğeneceğinden emin değilim ama benim çok hoşuma gitti. Kısaca bir baba ile oğulun diyaloglarını aktarıyor. Bazıları anlatımı sıkıcı bulabilir ama yine de bir incelemenizi öneririm. ​Son olarak; hazır yaz mevsimi yaklaşırken bu döneme uygun, kafa dağıtacak, rahatlatıcı ve güzel (belki rom-com tarzında) kitaplar önerirseniz çok mutlu olurum! 🍓🪩🫶🏻
1000Kitap
DOĞA AHLAKİ DEĞİLDİR
Bireylerin sürülerinden uzaklaşması durumu pek çok hayvanda benzer şekilde görülür. Özellikle çiftleşme dönemi geldiğinde bulunduğu grubun belli üyeleri farklı topluluklara yönelir. Bu davranışın temel amacı, ensesti yani yakın akraba çiftleşmesini önlemek dolayısıyla genetik çeşitliliği korumaktır. Bu durum ise evrimsel biyolojinin en hayret verici noktalarından biridir. Çünkü görünüşte bilinçli gibi davranan bu durum aslında sadece doğal seçilimden doğmuş bir adaptasyondur. Hayvanlar “anneyle çiftleşmeyeyim” diye düşünmezler. Ancak doğal seçilim, tesadüfi olarak yakın akrabayla çiftleşmeyen bireylerin soyunun daha sağlıklı olduğunu fark ettirir. Bu durumsa sonuçların seçilim üzerindeki etkisiyle ortaya çıkar. Yakın akrabayla çiftleşenlerin yavruları daha zayıf olur, hastalıklara daha açık ve bağışıksız hale gelir. Hatta yavrular ölü doğar. Buna karşılık farklı gen havuzlarından gelen eşlerle çiftleşenlerin yavruları daha güçlü olur ve hayatta kalma olasılığı artar. Evrimsel biyoloji bu şekilde işler ve doğal seçilim sadece güçlü soyları korur. Uzun vadede, ensest eğilim göstermeyen, yani tesadüfen sürüden uzaklaşma eğilimi olan bireyler daha çok yaşar. Böylelikle de daha çok ürer. Bu davranışı destekleyen genler, nesilden nesile aktarılır ve böylece sürüden uzaklaşma eğilimi popülasyonda aslında bilinçliymiş gibi yayılır. Doğada bu süreç sanki akıllıca planlamış gibi görünür, ancak aslında bu, milyonlarca yıl süren deneme-yanılma ve elenme sürecinin bir ürünüdür. Sürüden ayrılma davranışı öğrenilmez; genetik olarak kodlanmış bir içgüdüdür. Bu içgüdü, milyonlarca yıllık doğal seçilim sürecinde ensesti önleyen bir adaptasyon haline gelmiştir. İnsan türü de tıpkı diğer memeliler gibi, yakın akraba çiftleşmesinin genetik zararlarını evrimsel süreçte öğrenmiştir.
Evrim
Reklam
Anılar
Dersin amacı: Düşünce Tarihi 1 dersinin devamı niteliğinde olan Düşünce Tarihi 2 dersinin amacı, siyasi ve sanatsal düşünce arasındaki bağlantının tarihsel bir perspektifle kurulabilmesinden hareketle sanat, kültür ve toplumsallık bağlamında sanat ve toplumsal yapının etkileşimlerini incelemek ve dolayısıyla sanatsal ve eleştirel düşünceyi geliştirebilmektir. Dersin İşleniş Tekniği: Gözlem, beyin fırtınası, yansıtma, araştırma. Ölçme: Vize, Final Dersin Kapsamı: Düşünce Tarihi 2 dersinin kapsamı, günümüz sanatını yönlendiren düşüncelerin kaynakları olarak yorumlanan Rönesans’tan başlayarak, sınıf çatışmalarının yaşandığı 19. ve 20. yüzyılın ilkyarılarına kadar uzanır. Kaynaklar: Vizeye kadar olan dönemde Rönesans’tan 20. yüzyıla gelinecektir, bu nedenle bu dönemde: Macit Gökberk, Felsefe Tarihi, İstanbul: Remzi Kitapevi. Vizeden Final’e kadar olan dönemde: Madan Sarup, Post-Yapısalcılık ve Postmodernizm, Ankara: Bilim Sanat Yayınları. Önemli not: Ek okumalar verilecektir.
Felsefe
YOLCUYA RAMAZAN NOTLARI
Elif Lam Ra... Öyle bir kitaptır ki bu kitap. En büyük rehberimizdir. Bu öyle bir kitaptır ki; Kerimdir, Rahim, Hâkimdir, Azizdir… Kitapla hemhal olmamız gereken, kitaba yakın olmamız gereken, kitapla d/olmamız gereken mübarek Ramazan ayı her birimiz için kitaba daha fazla yaklaşma ayıdır esasen. Onun için bu yazı ile başlayarak, Ramazan boyunca, daha önce kadim kültürümüzden yaptığımız okumalarla “Yolcuya Notlar” adıyla yazdığımız yazıların devamı niteliğinde, Ramazan bağlamında, Kur’an okumalarımdan aldığım notları önce kendime sonra yol arkadaşı olarak gördüğüm kıymetli okuyucuya bir yol azığı sunmaya çalışacağım. Buyurun o zaman birlikte bir yol yürüyelim…
📍İran'ın Hz. Hüseyin ve 12 imam sevdasının sebebini bilenler vardır elbette ama çoğu insan bilmez.. Helede şimdiki gençler hiç bilmez... Bunun sebebini bilmezseniz , bildiğiniz herşey yarım kalır... Evet..Hz Ömer'in Halifeliği döneminde, bugün iran dediğimiz topraklarda sasani devleti hüküm sürüyordu.. Bu devlet, 3. yy başında kurulmuş bir Pers imparatorluğuydu... Sasaniler dört yüzyıl boyunca ortadoğunun yarısını yönetmişti... Resmi dini ise zerdüşlüktü... Perslerden önce bu bölgede yaşayan insanların İslamiyet, Hıristiyanlık ve Musevilikten önceki dini olan Zerdüştlük, yaklaşık 3500 yıl önce İran'da Zerdüşt (Zoroaster) tarafından kurulan, dünyanın en eski tek tanrılı vahiy dinlerinden biriydi.. Ahura Mazda'yı yüce tanrı kabul eden bu inanç sistemine göre zerdüşt'de bu dinin peygamberiydi... Zerdüştlük, Medler zamanında bölgesel bir din iken, Sasani İmparatorluğu döneminde perslerin resmî dini olmuştu... Hazreti Ömer'in Halifeliği döneminde, Perslerin bölgede çıkardığı karışıklıklar üzerine, Hz Ömer'in ordusu 651 yılında Sasani İmparatorluğunu fethetmişti.. Hazreti Ömer, Sasani devletini Kadisiye ve Nihavend Savaşları’nda yendiğinde son Sasani kralı Asya kıtasının içlerine doğru kaçmış, kızı Şehribanu hatun ise esir edilerek Medine’ye getirilmişti... Hz Ömer, Hz Aliye gelerek, Peygamber Efendimizden "soylunun soyluluğuna saygı duymak ve onu alçaltmamak" yönünde muhabbet işittiğini.. Şehribanu hatun da bir Prenses olduğu için, kendisine denk biriyle, yani Hazreti Hüseyin’le evlendirilmesinin doğru olacağını söyledi... Hz Ali Hz Ömer'in söylediği hak sözü reddetmedi ve Hz Hüseyin ile Prenses Şehribanu'yu evlendirdi.. Bu evlilikten ilk imam dedikleri Zeynel Abidin hazretleri doğdu.. Ve dahi bugün bizim adlarını saygıyla andığımız, sevgi ile bağrımıza bastığımız,
Tarih
Hacer-ül Esved
Kutsal taşlara tapınmanın ve onlara saygı göstermenin hemen bütün Sami halklarının en eski çağlardan bu yana sürdüre geldikleri bir alışkanlık olduğu ve bunun, onların tanrılarına tapınmalarının ilk ilkel biçimini meydana getirdiği su götürmez. Müşriklerce kutsal kabul edilen ve mesh edilen ve Kâbe’nin ''Esved'' köşesinde bulunan Hacer-ül Esved'e kulluk etmek İslam öncesi Araplarında biliniyordu. Mekkeliler, Mekke'de Hacer-ül Esved'i kutsuyor ve ona yakın olmaya ve gözüne girmeye çalışıyorlardı. Bugün Kâbe’de yer alan Hacer-ül Esved'in Müslümanlar tarafından kutsanması, İslam öncesi Araplarının dağlara ve kayalara yönelik inanç kalıntılarının İslam ile devam ettirilmesidir. İbrahim Peygamber’in, oğlu İsmail Peygamber ile anası Hacer’i çöle terk ettiği mitolojik olarak anlatılır. İşte Araplar kendilerinin Hacer’den türediğini ve Hacer-ül Esvet’in de Hacer'i temsil ettiğini düşünmüşler. Hacer'in ruhunun uçarak içine girdiğini düşündükleri özel bir taşı Esvet köşesine koymuşlar. Dolayısıyla İslam öncesi, sonrası, Arapların ve bütün Müslümanların en önemli putu Hacer-ül Esvet olmuştur. İslam'dan sonra da tavaf başlangıç işaret taşı olarak kullanılmıştır. Kâbe’de korunan ve kutsal sayılan Hacer-ül Esvet adlı kara taşla ilgili de efsanevi anlatımlar mevcuttur. Bu efsanelerden birine göre, bu taş tanrının, herhangi bir suçundan ötürü cennetten kovup taşa dönüştürdüğü gökten düşmüş bir melektir, ancak kıyamet günü yeniden melek olup taşlığı sırasında kendisine saygı gösterenleri tanrıya bildirerek, inananlar indinde tanıklık edecektir. Bir başka inanışa göre de, cennet yakutlarından bir taş olup, İbrahim Peygamber cennetteyken süt gibi bembeyaz durumdaki bu taşı beraberinde yeryüzüne getirmiş, ancak taş, ona el süren inananların günahlarını
Reklam
Reklam