Nimet Tanrıver

Nimet Tanrıver
@devilone
"insanın kan bağından ataları olduğu gibi edebiyat dünyasından da ataları vardı ve bunlar insana tarz ve mizaç olarak ilkinden daha da yakın olabiliyor, üzerinde çok daha bariz bir etki bırakabiliyordu." Oscar Wilde
''insan hayatının tamamını dört duvar arasında geçirebilir. kendisini tutsak olarak hissetmediği müddetçe tutsak sayılmaz. ama kainatın sonsuz büyüklüğünü, milyonlarca yıldızı, galaksiyi görüp, onlara asla erişemeyeceğini bilen biri için koskoca dünya hapishaneden farksızdır. idrak etmedikleri şey zamanın ve mekanın tutsağı haline getirir.''
Reklam

Nimet Tanrıver

, bir kitap okudu
10/10
·510 syf.·
Beğendi
·
2020 138. kitabı
Vladimir Bartol
9/10 · 50bin okunma
kendi huzurumuzu etkileyen şeyleri katlayıp etkilemeyenleri küçülten öyle bir ters orantı mevcuttur ki, tanımadığımız milyonlarca insanın ölümü, bizi neredeyse bir hava cereyanından daha az rahatsız eder. mme verdurin'in migrenleri, sütlü kahvesine batıracak kruvasan bulamayınca iyice arttığından, sonunda cottard'dan bir reçete almış ve daha önce sözünü ettiğimiz bir restorana, özel olarak kruvasan yaptırmaya başlamıştı. gerekli resmi izni alması, bir generalin atanması kadar zor olmuştu. ilk kruvasanına kavuştuğu sabah, bütün gazetelerde lusitania'nın battığı haberi vardı. mme verdurin bir yandan kruvasanını sütlü kahvesine batırıp bir elini fincanından ayırmak zorunda kalmadan açık durması için gazetesine fiskeler vuruyor, bir yandan da, "ne korkunç! en feci trajedilerden daha dehşet verici bir olay" diyordu. ama boğulan onca yolcunun ölümü, onun zihninde milyara bölünmüş olarak canlanıyordu muhtemelen, çünkü ağzı dolu, bu kederli yorumları yaptığı anda yüzündeki ifade, herhalde migrene karşı son derece etkili olan kruvasanın tadından kaynaklanan, tatlı bir tatmin ifadesiydi.
"hiç kuşkusuz, dostluk, bireyler arasındaki dostluk hava cıvadır ve okuma bir dostluk biçimidir. ama en azından dostluğun samimi bir biçimidir ve bir ölüye, olmayan birine yönelik olması ona çıkarsız, neredeyse dokunaklı bir hava verir. dahası o, öteki bütün dostluk biçimlerini çirkinleştiren her şeyden bağımsız bir dostluktur. biz yaşayanlar, henüz göreve başlamamış ölülerden başka bir şey olmadığımız için bütün bu nezaket, bir evin holünde giriştiğimiz bütün o selamlaşmalar, ki adına saygı, minnet ya da bağlılık deriz ve içine onca sahtekârlık karıştırırız, bunların tümü bezdirici ve kısırdır. okumada, dostluk aniden başlangıçtaki saflığına kavuşur. kitaplarda sahte sevimlilik yoktur. geceyi bu dostlarla geçiriyorsak, bu, gerçekten istediğimiz içindir. en azından kitaplar söz konusu olduğunda dostlarımızı genellikle üzülerek terk ederiz. ve onları bir kere terk ettiğimizde, "bizim hakkımızda ne düşündüler?", "densizlik etmedik ya?", "bizden hoşlandılar mı?" türünden dostluğu bozan bu düşüncelerden hiçbiri olmadığı gibi, başka biri yüzünden unutulmuş olma korkusu da yoktur. bütün bu dostluk endişeleri, okuma denen bu katışıksız ve dingin dostluğun eşiğinde son nefeslerini verir. saygı da gereksizdir; molière'in söylediğine tam tuhaf bulduğumuz ölçüde güleriz; bizi sıktığında, sıkılmış görülmekten korkmayız ve onunla birlikte olmaktan gına geldiğinde ne dehası ne de ünü onu aniden yerine koymaktan bizi alıkoyamaz. bu katışıksız dostluğun atmosferi, sözden daha katışıksız olan sessizliktir. çünkü başkaları için konuşuruz ama kendimiz için susarız. bu yüzden, sessizlik, konuşmadan farklı olarak, eksiklerimizin, yapmacık davranışlarımızın izini taşımaz. o katışıksızdır, o gerçek bir atmosferdir."
"birbirlerine sarılmış aşıklar bireysel coşkularını umutsuzca tek bir yüce benlik halinde kaynaştırmaya çalışırlar, ama boşunadır. doğası gereği her vücut bulmuş ruh tek başına acı çekmeye ve zevk almaya mahkumdur..."
Reklam