Nimet Tanrıver

Nimet Tanrıver
@devilone
"insanın kan bağından ataları olduğu gibi edebiyat dünyasından da ataları vardı ve bunlar insana tarz ve mizaç olarak ilkinden daha da yakın olabiliyor, üzerinde çok daha bariz bir etki bırakabiliyordu." Oscar Wilde
“O halde, siz âşıksınız, yani hem arzu ediyor, hem arzu etmiyorsunuz. Aşk insanı kendisine düşman yapar. Sonuca ulaşmanın sizi hayal kırıklığına uğratacağından korkuyorsunuz. İlahiyatçıların dediği gibi, eşikte durmaktan zevk alıyor, gecikmenin keyfini çıkarıyorsunuz.” “Doğru değil, ben... ben onu hemen istiyorum!” “Öyle olsa, hâlâ ve yalnızca bir köylü olurdunuz. Onu istediğinizde ona sahip olurdunuz -ilkel bir insan olurdunuz o zaman. Hayır, siz arzunuzun alevlenmesini ve bu arada onun arzusunun da alevlenmesini istiyorsunuz. Eğer onun arzusu, kendisini hemen size teslim etmeye sürükleyecek kadar alevlenmiş olsa, olasılıkla artık onu istemezdiniz. Aşk beklemekle zenginleşir. Beklenti, Zamanın uçsuz bucaksız tarlaları üzerinde Fırsata doğru yürür.”
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bir italyan özdeyişinin kısaca belirttiği gibi ‘Yatak fakirin operasıdır’. Benzer biçimde söylersek seks Hindu’nun ifadesi, şarap da Fars’ın izlenimciliğidir. Burada sebep tabii, cinsel birleşme ve uyuşturucu deneyimlerinin, manzaralar dahil olmak üzere bütün görsel deneyimlerin esas başkalık özelliğine katılmaları. Eğer herhangi bir zamanda insanoğlu bir tür eylemde tatmin oluyorsa o zaman şu anlaşılmalı ki bu tatmin edici eylem beyan edilmediği dönemlerde buna eşit bir başka şey olmalı. Orta Çağlarda mesela insanoğlu saplantılı, neredeyse sapık bir biçimde kelime ve sembollerle uğraşıyordu. Doğadaki her şey, o zamanlar kutsal addedilen kitap veya efsanelerin birinde formüle edilmiş bir fikrin somut göstergesi olarak tanınıyordu. Ve fakat tarihin diğer dönemlerinde insanoğlu, insan doğasının farklı yönleri dahil olmak üzere doğanın özerk başkalığını tanımakta derin bir tatmin buldu. Bu başkalığın yaşanması sanat, din veya bilim terimleriyle ifade buldu. Constable ve çevrebilim, kuş izleme ve Eleusis, mikroskop ve Dionizos ayinleri ve Japon Haiku’sunun ortaçağ özdeşleri nelerdi acaba? Bunlar bence, ölçünün bir ucundaki Satürnal toplu seksleriyle öbür ucundaki mistik deneyim arasında bulunmalı. Büyük perhiz arifesi. Bir Mayıs günleri. Karnavallar -bunlar kişisel ve sosyal kimliğin altında yatan hayvani başkalıkla doğrudan bir deneyi yaşanmasına imkan verdiler. Telkinli tefekkür ilahi Benlik-Olmayanın öbür başkalığını ortaya çıkardı. Bu iki aşırı ucun arasında bir yerde de görsellikler deneyimleri ve bu deneyimleri yeniden yakalayıp yeniden oluşturma aracı olması beklenen görsellik-sunucu sanatlar vardı - kuyumcunun, renkli cam yapıcısının, dokumacının, ressamın, şairin ve müzisyenin sanatı. Sıkıcı ahlaki sembolerden başka bir şey olmayan Doğal Tarihe, kelimeleri
1000Kitap
“Deniz kıyısında oturmuş, beni sadece sıkan bir şeyi şiddetle tartışan bir arkadaşımı yarım kulakla dinliyordum. Bilinçsizce avucuma aldığım ince kum tabakasına bakıyordum, birden her bir küçük tanenin olağanüstü güzelliğini gördüm, her parçacığın mükemmel bir geometrik tarzla yapılmış olduğunu gördüm, keskin açılarla, her bir açıdan parlak bir ışık huzmesi yansıyordu, her küçük kristal bir gökkuşağı gibi parlıyordu... Işık huzmeleri birbirlerini çapraz geçiyor sonra tekrar kesişiyorlardı, öyle müthiş bir güzelliğin enfes oluşumlarıydı ki bunlar beni nefessiz bıraktılar... Sonra birden, bilincim içerden aydınlatıldı ve canlı bir biçimde bütün kainatın, ne kadar donuk ve cansız görünürlerse görünsünler bu yoğun ve hayati güzellikle dolu olan parçacıklardan oluştuğunu gördüm. Bir veya iki saniye boyunca bütün dünya bir ihtişam parlaklığında göründü. Söndüğünde beni hiç unutmadığım bir şeyle birlikte bırakmıştı ve hâlâ muntazaman bana çevremizdeki anlık parçalara gizlenmiş bulunan güzelliği hatırlatıyor”. Benzer şekilde George Russell dünyayı ‘geçirimsiz bir ışık parlaklığıyla’ aydınlanmış olarak gördüğünü, kendini ‘kayıp bir cennet kadar güzel manzaralara’ bakarken bulduğunu,’renklerin daha parlak ve daha saf ancak daha yumuşak bir ahenk içinde’ olan bir dünyanın karşısında durduğunu yazıyor. Yine, “rüzgarlar ışıltılar saçıyorlardı ve elmas berraklığındaydılar, ancak vadi boyunca parlarken bir opal gibi rengarenktiler ve Altın Çağının etrafımı sardığını biliyordum, ve bunu göremeyen bizlerdik ama o hiçbir zaman dünyadan gitmemişti”. Birçok benzer tanım dini mistisizmin şairlerinde ve edebiyatında bulunabilir, insan, mesela, Wordsworth’ün ilk Çocukluktaki Ölümsüzlük İmaları Üzerine Gazel’ini, George Herbert ve Henry Vaughan’ın bazı şiirlerini, Traherne’nin
1000Kitap
Haklısınız. Herkes Tanrının kendi başına sardığı ruhsal dengesizlikle uğraşmalı. Pecca fortiter -(günah güç verir)- bunu Luther önermişti. Ama kendi günahlarınızı işleyin, başkalarınınkini değil. Ve en önemlisi, bu adadakilerin yaptığını sakın yapmayın. Sakın özünüzde dengeli ve doğal yapınız gereği erdemli olduğunuzu varsayarak davranmayın. Hepimiz aynı evrensel gemiye binmiş sapık günahkârlarız - ve gemi giderek batmakta. Ve tek bir fare bile batan gemiyi terkedemez - bunu mu anlatmak istiyorsunuz? Aralarından birkaçı kaçmayı deneyecektir. Ama hiçbiri pek uzağa gidemez. Tarih ve diğer fareler onların da herkesle birlikte boğulması için ellerinden geleni yapacaktır.
1000Kitap

Nimet Tanrıver

, bir kitap okudu
10/10
·464 syf.·
Beğendi
·
2020 116. kitabı
Gabriel Garcia Marquez
8/10 · 46,4bin okunma