Nimet Tanrıver

Nimet Tanrıver
@devilone
"insanın kan bağından ataları olduğu gibi edebiyat dünyasından da ataları vardı ve bunlar insana tarz ve mizaç olarak ilkinden daha da yakın olabiliyor, üzerinde çok daha bariz bir etki bırakabiliyordu." Oscar Wilde
insanın ruhunu çok mutlu eden iki şey vardır: Seyretmek ve düşünmek. Fakat seyretmek için her zaman bulunamayan değerli bir konu ve sıra dışı önemli bir eğitim gerekir. Oysa düşünmek için gerekli olan şey duyarlılıktır; düşünce içeriği kavrar, eğitimin aracı da budur. Bu yüzden, çok seçkin bir düşünürün karanlık bulutların arasından bize aksettirdiği ışık demetini büyük bir sevinçle karşıladık. Bizi sıkıntılı bir seyir dünyasından çekip, düşüncenin özgür alanına soktu, Lessing’in Laokoon adlı yapıtının bizi nasıl etkilediğini anlamak için genç olmak gerek. Uzun zaman yanlış yorumlanmış olan "ut pictura poesis " ( Edebiyat resim sanatına benzer ) sözü birden düzeltildi, plastik ve söz söyleme sanatlarının arasındaki fark netleşti, dayandıkları esaslar birbirine çok benzerken, sonuçları birbirinden nihayet ayrıldı. Açıklamalar, plastik sanat dalında ürün veren bir sanatçının estetik sınırlar içinde kalması gerekirken, söz sanatlarıyla uğraşan birinin anlam ifade eden her şeyi önemsemesi gerekir, hatta bunun da ötesine geçebilir şeklindeydi. Birinin ancak estetik şeylerle tatmin edilebilen görme duyumuz için, diğerinin ise, çirkin olanları da hoş görebilen hayal gücümüz için çalıştığıydı. Bu mükemmel düşüncenin vardığı tüm sonuçlar adeta ani bir ışık gibi karşımıza çıktı, o zaman kadar bize yol gösteren ve açıklayıcı olan eleştiri eski bir ceket gibi atıldı, biz de kendimizi bütün olumsuzluklardan artık kurtulmuş saydık; Almanların plastik sanatlarında ve şiirinde, yaşamı çıngıraklı şapka takan bir deli, ölümü daima takır takır öten bir iskelet, dünyadaki yerli yersiz her kötülüğü iğrenç yüzlü bir şeytan olarak canlandıran 16. yüzyılı, diğer yönleriyle muhteşem olsa da, bir parça acıma duygusuyla hor görme hakkına sahip olduğumuzu düşündük.   
Edebiyat
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
unutmak -bütün insanlar unutmak isterler, hoş olmayan bir şey olduğunda daima, “ah bir unutabilsem,” derler. fakat unutmak, önceden pratiği yapılması gereken bir sanattır. unutabilme her zaman insanın nasıl hatırladığıyla bağlantılıdır, fakat buna karşılık hatırlama da insanın gerçeği yaşayış tarzına bağlıdır. yaşadıklarına umudun itici gücüyle dalan kimse asla unutmayacak biçimde hatırlar. bu nedenle, nil admirari [hiçbir şeye şaşma] hakiki hayat bilgeliğidir. hiçbir an’a, zamanı geldiğinde unutulmayacak kadar büyük bir önem yüklenmesine izin verilmemelidir; fakat her an, istenildiğinde hatırlanacak kadar büyük öneme sahip olmalıdır. insanın en iyi hatırladığı ve en çok unuttuğu çağ çocukluk çağıdır. insan ne kadar şiirsel hatırlarsa, o kadar kolay unutur; çünkü şiirsel olarak hatırlamak unutuşun başka bir adıdır. şiirsel hatırlayışta, yaşanılan şeyler bütün acılarını kaybederek bir dönüşüme uğramıştır. bu şekilde hatırlamak için insanın nasıl yaşadığına, özellikle de nasıl zevk aldığına dikkat “etmesi gerekir. yaşanılan bir şeyden son anma kadar dolu dolu zevk almak hem hatırlamayı hem de unutmayı imkânsız kılacaktır. çünkü o durumda insanın unutmayı arzuladığı, iradedışı bir hatırlamayla gelip zihinleri bulandıran belli bir doymuşluktan başka hatırlanacak şey kalmaz geriye. bu yüzden, eğer belli bir hazzın ya da yaşanılan şeyin akılda fazla yer ettiğini sezmeye başlarsanız, hatırlamak için bir an durun. başka hiçbir yöntem bu deneyimi fazla uzun sürdürmeye karşı bir tiksinti yaratamaz. insan daha en başından hazzı kontrol altına almalıdır, karar verilen her şeye bütün yelkenleri açmamalıdır; eğer, “hiç kimse hem kekine sahip olup hem yiyemez,” atasözünü yalancı çıkarmak istiyorsa, kendini arzuya belli bir şüpheyle bırakmalıdır. gizli silahların taşınması yasaktır,
Pazartesi, 6 Haziran 1831 Goethe bana Faust'un beşinci perdesinin bugüne kadar yazılmamış olan başlangıcını gösterdi Philemon ve Baucis'in kulübesi yanmaktadır, Faust geceleyin sarayının balkonunda durmuş, hafif bir esintinin ona kadar ulaştırdığı dumanı koklamaktadır; buraya kadar okudum. "Philemon ve Baucis isimleri," dedim, "beni Frigya sahillerine götürüp, o meşhur antik dönemdeki çifti aklıma getirdi; ama bizim sahnemiz, bu çağda ve Hıristiyan topraklarında geçiyor." "Benim Philemon ve Baucis'imin," dedi Goethe, "antikçağın meşhur çifti ve onlarla ilgili efsane ile bir alakası yok. Bu çifte onların isimlerini vermemin nedeni, karakterleri bu sayede öne çıkartmak. Bunlar benzer şahıslar ve benzer durumlar, böyle olunca aynı isimler çok uygun düştü." Sonra Faust hakkında konuştuk, hoşnutsuzluk onun karakterinin kalıtsal yönüydü, yaşlılığında bile yakasını bırakmadı, dünyanın bin bir türlü hazinesinin arasında, kendisinin yarattığı yepyeni bir âlemde sahip olmak istediği birkaç ıhlamur ağacının, bir kulübenin ve bir küçük çanın özlemini duyuyordu. Bu konuda o, Naboth'un üzüm bağına sahip olmazsa, hiçbir şeyinin olmadığını zanneden İsrail Kralı Ahab'a çok benziyor. "Beşinci perdede ortaya çıkan Faust," dedi Goethe daha sonra, "benim planıma göre yüz yaşında olacak, bunu bir şekilde vurgulamam doğru olur mu bilemiyorum." Sonra sonuç bölümü hakkında konuştuk, Goethe aşağıdaki dizelerin yazılı olduğu bölüme dikkatimi çekti; Ruhlar âleminin soylu üyesi Kötünün elinden kurtuldu: Durmadan uğraşıp didineni, Biz kurtarabiliriz, Hele de yukarının sevgisini Kazanmışsa bir kez,

Nimet Tanrıver

, bir kitap okudu
10/10
·335 syf.·
Beğendi
·
2020 115. kitabı
Friedrich Nietzsche
8/10 · 47,5bin okunma