Ne kalır geriye benden
Alsalar aklımı senden
Yanar içim kötü serden
Ah Dokunmak sana ince tenden
İnsan ölür namı kalır diyarda
Namı yiter hikaye biter semada
Sen hikemi sözden öğüt al da
Üzüm misalidir yıldızlar bu karanlık akşamda
Söz biterse nefes niyedir
Sen gidersen halim nicedir
Devlerin aşkı benimkinin yanında cücedir
Güzelin ölümü güzelliği gidincedir
Sevda sözü söylenmez ki sana
Nasipsizsin merhametten yana
İçsem aşk şarabından kana kana
Bir canan bulamadım bu garip cana
Selam! Yazarlarla dedikodu serimizin 5. Bölümündeyiz. Serinin diğer yazarlarına (Tolkien, Agatha, Stephen, Gorki) profilimden ulaşabilirsiniz. Sonunda @RS_Reader isteği ile serinin "Bilge Annesi"ne, yani Ursula K. Le Guin 'e geldik.
Ursula K. Le Guin: Ejderhalarla Konuşan Feminist Bir Devrimci
Ursula’yı sadece "fantastik yazar" sananlar çok yanılıyor. O, aslında antropoloji eğitimi almış bir zihinle, "Başka bir dünya mümkün mü?" diye soran bir laboratuvar kurmuştu. Ama gelin biz işin biraz daha "perde arkası" detaylarına bakalım:
1-) O Meşhur Ödül Töreni: "Satış Değil, Özgürlük İstiyoruz!"
Ursula, o tatlı ve bilge görüntüsünün altında tam bir savaşçı gizliyordu.
2014 yılında Ulusal Kitap Vakfı tarafından "Seçkin Hizmet Ödülü" alırken yaptığı konuşma, bugün bile YouTube’da "Mic Drop" (mikrofonu bırakma) anı olarak geçer. Sektörün Amazon gibi devlerin elinde "kar makinesine" dönüşmesini haşladı. "Bizler özgürlüğü hatırlayan yazarlara ihtiyaç duyacağız. Şairlere, vizyonerlere; daha büyük bir gerçekliğin realistlerine!" dedi. Ödülü verenler dahil bütün yayıncıların gözünün içine bakarak, "Edebiyat bir meta değildir. Kâr amacı, sanatın amaçlarıyla çeliştiğinde sanatı korumalıyız" diyerek salonu buz kestirdi. 85 yaşındaydı ama enerjisi en genç devrimciden daha yüksekti.
2-) "Büyücülük Okulunu Ben Kurdum!" (Rowling ile Bitmeyen Hesaplaşma)
Ursula, Harry Potter dünyasının başarısını takdir etse de, J. K. Rowling ’e karşı hep bir "biraz özgün olsaydın keşke" tavrı takındı.
Mesele Ne? Ursula’nın 1968 tarihli başyapıtı Yerdeniz Büyücüsü , bir büyücülük okulunu (Roke Adası) ve "kadim dilde isimlerin gücünü" anlatan ilk modern fantezi eserlerinden biridir. Ursula, Rowling’in Harry Potter ve Felsefe Taşı serisi için "Tarzı vasat, hayal gücü türevsel (başkalarından alınma)" dedi. Ona göre Rowling,
Selamlar! Yazar dedikoduları serisini yavaş yavaş bitirmek üzereyiz. Bu gün, @u_may 'ın isteği ile Maksim Gorki 'nin kulağını çınlatıyoruz.
Önceki ileti: #291510628
Ona "Halkın Yazarı" dediler ama hayatı boyunca hiçbir halkın içine tam olarak sığamadı. Kendine soyadı olarak Rusça "Acı" anlamına gelen "Gorki"yi seçen bu adamın hayatı, gerçekten de isminin hakkını veren bir dram, ihanet ve paradoks yumağıydı.
1. Ölümden Doğan Bir Kariyer: İntiharın Kıyısında
Gorki’nin çocukluğu bir Charles Dickens romanından daha beterdi. 19 yaşındayken o kadar dibe vurdu ki, kalbine ateş ederek intihar etmeye çalıştı. Kurşun akciğerini delip geçti ama o ölmedi. Bu olaydan sonra kilise tarafından aforoz edildi. Yani adam hayata "lanetli" bir başlangıç yaptı ama bu acı, onu dünya çapında bir yazar yapacak olan yakıtın ta kendisiydi.
Detaylar: #2921392182. Devlerin Savaşı: Gorki vs. Tolstoy (Aristokrat vs. Serseri)
Gorki, Rus edebiyatının tanrıları Lev Tolstoy ve Anton Çehov ile takılıyordu ama aralarında tam bir sınıf çatışması vardı.
Gorki, aristokrat Tolstoy’u hem sever hem de ondan nefret ederdi. Tolstoy ona bir keresinde, "Senin ruhun bir serserinin ruhu, ne yaparsan yap değişmeyecek" demişti. Gorki ise Tolstoy’un köylü gibi giyinip aslında lüks içinde yaşamasını samimiyetsiz bulur, "O bir tanrı ama çok hilekâr bir tanrı" diye fısıldardı. Tolstoy’un yanında kendini hep "pis kokulu bir işçi" gibi hissettiğini itiraf etmesi, edebiyat tarihinin en dürüst kompleksiydi.
3. Capri Günleri: "Halkçı" Yazara İtalyan Rivierası!
En büyük çelişkisi şuydu: Yoksulluğu ve işçi sınıfını anlatıyordu ama şöhret olduktan sonra uzun süre halktan uzak yaşadı. Tüberküloz bahanesiyle İtalya’nın lüks adası Capri’ye yerleşti. Rusya’da işçiler