Adâlet dairesinin tarifi şudur: Adâletle korunan halk, reâya, adâlet sayesinde daha çok üretir, böylece vergi kaynakları gelişir, hükümdar güçlü olur, güçlü hükümdar kötülükleri önlemede, adâleti yerine getirmede etkin olur. Reâya, üretim yapan sınıflar, köylü, tüccâr, şehir esnafı iyi korunmaya kavuşmuş, hükümdar da bol bir hazine sayesinde güçlü bir idare ve ordu kurmuş olur. İdeal, güçlü devlet, iyi korunmuş reâya sayesinde vardır. Böylece teori, adâlet dairesi biçiminde ifade edilir. Aslında formül eski çağlardan beri Doğu'daki ve Batı'daki monarşik devlet teorisini özetler. Doğu ve Batı monarşilerinde güçlü devlet, adâlet mülkün temelidir formülünde ifadesini bulmuştur. Osmanlı Devleti, üretici sınıfları koruyan mutlak otorite sahibi âdil pâdişah idealini, temel devlet felsefesini, değişmez bir kılavuz olarak uygulamaya çalışıyordu. Osmanlı'da bu ideal devlet idaresi, merkezî mutlak otorite sahibi padişahlar döneminde; Klasik Çağ'da (1453-1566) dikkatli bir uygulama alanı bulmuştur. Mutlak otorite sahibi pâdişah tipi, İslâmî sultan, İranî pâdişah ve kayser-i Rum (Roma imparatoru) unvanlarını benimsemiş olan İstanbul Fâtih'i ile gerçekleşmiştir. XVII. yüzyıl kargaşa döneminde, ıslahat için daima bu görüş gündeme gelecektir.