9/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
İnsan bazı zamanlarda okumakta güçlük çektiği, okumanın sürekliliğini kaybettiği, gözün, günün, gönlün yorgunluğunun satırlara yansıdığı dönemleri olur. Kitaplar masada bekler, konularına göre tasnif edilmiştir, okunmak için göz kırparlar. Ama zaman olur ki eli gitmez insanın, gözü görmez, gönlü istemez. Böyle zamanlarda okunandan alınan keyif azalır, ilgi ve alaka zayıflar; okuma boşluk aleminde yankılanır. Okur insan ama boşlukta kalır her şey. Okuma eylemi sadece görüntüden ibaret hale gelir. Böyle anlarda insanın elini ısıtacak kitaplara ihtiyacı olur. O kitaplar ki okura yeniden okumanın şevkini getirir, yeni seslenişler sunar, yeni kitapların kapısını aralar. Okurun içini ısıtır ve onu yeniden sayfaların arasına çağırır. Okumanın nesnesi yazılı metin, kitap, dergi ve benzerleri olmakla birlikte (modern dünya bu nesneleri çoğaltmışsa da benim okurluğum yönünden bir çoğalmadan söz edemem), okumanın konusu bazen bizzat bu nesnenin kendisiyle örtüşür. Okur, kitabın hikayesini merak eder; kitap üzerine okur, kitabın hikayesine ortak olur, yazının ve okumanın serüvenine eşlik eder. Yazının ve kitabın tarihi, nesne olmaktan çıkarak bizatihi okumanın konusu olarak okurun önüne gelir. Bu başlık, yalnızca yazı ve kitapla sınırlandırılmayacak kadar geniş; alt başlıkları ise meraklısı için bir o kadar dikkat çekicidir. Kitap ve yazının çağrıştırdıkları denildiğinde akla ilk gelen kelimelerden biri kütüphanelerdir. Burada kastım, yalnızca resmî ya da özel kurumlara ait, günümüzde giderek anlamı daralan; sınav çalışılan yahut gezinti için uğranılan mekânlar değildir. Okur dediğimiz insanlar için kütüphane kurmak kadar, başkalarının kitap ve kütüphanelerine merak duymak, nitelikli bir kütüphanede bulunmak, havasını teneffüs etmek dahi büyük bir nimettir. Kütüphaneler
1000Kitap
Kitap Sevenler CemiyetiHalil Solak · Dergah Yayınları · 0148 okunma
10/10
·7139 syf.··
2025 54. kitabı
·
716 günde okudu
·
Okunma: 16 Aralık 2025 00:00
“Oku! Yaradan Rabb’inin adıyla oku! (Alâk-1) İslamiyet’in ilk emri, ilk inen ayetidir “Oku”. O kadar geniş anlamı vardır ki insanı okumaktan, yaradılanı okumaktan, âlemi okumaktan tutun da birçok manayı alır içine. Öğrenmek maksadıyla okumak da buna dahildir. Hem de pek âlâ ki dahildir. İnsan gezerek öğrenir, seyrederek öğrenir, sorarak öğrenir ama en çok okuyarak öğrenir; bilmediklerini, bilmek istediklerini, bilmeye muhtaç olduklarını. Peki bildikleri yeter mi? Yeter dediği an gaflete düşmüştür kişi. Bildiklerinin azlığı ve bilmediklerinin çokluğunun farkında olabiliyorsa ne mutlu ona, olabiliyorsak ne mutlu bize. “Anlayabilesiniz diye biz onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik.” (Yusuf-2) Hem Hz. Muhammed’in (sav) hem de bulunduğu toplumun Arap olmasından ötürü Arapça inmiştir Kur’an-ı Kerim. Ancak Araplarla sınırlı kalmamış tüm Müslümanlara, hatta tüm insanlığa okuyup anlayasınız ve öğütlerini yerine getiresiniz diye indirilmiştir. Şüphesiz hak dindir İslam ve son kitapla bizlere gelmiştir. Çelişki yahut eksiklik tam da burada başlar: İnen ilk ayeti “Oku!” olan bir dine mensup olduğumuz halde o dinin kitabını nasıl okumayız? Bir kere bile içini açıp tek bir kelimesini dahi okumaya tenezzül etmediğimiz kitaba ve onunla gelen dine inanmış, iman etmiş olduğumuzu nasıl söyleriz? Biraz iyimser düşünelim: Arapça okuyoruz, hatmediyoruz; güzel, sevabı da çok. Peki ne kadar hakimiz Arapçaya? Ne kadar anlıyoruz bize söyleneni? Neler anlatıyor kitap, ne kadarını idrak edebiliyoruz? Bu eksikliği bizden önce de görenler olmuştur elbette. Kur’an’ı-Kerim Hem Türkçeye çevrilmiş hem de tefsiri yapılmıştır. Bizzat Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle, meclis görevlendirilmesiyle gerçekleşmiştir çeviri ve tefsir. (Atatürk ve Dünyası, İlber Ortaylı, Kronik Kitap, s. 398.)
Hak Dini Kur'an Dili (10 Cilt Takım)Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır · Azim Dağıtım · 2020774 okunma
Reklam
Beş Şehir Kitap Tahlili
9/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2025 23. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 16 Kasım 2025 09:47
Beş Şehir Ahmet Hamdi Tanpınar Tanpınar Beş Şehir adlı kitabında İstanbul'a madde ve mana olmak üzere iki yönden bakmıştır. MADDE: " Tarih, mimari,peyzaj, ticaret hayatı, yaşam,sanat, şehrin görünümü, İstanbul'dan insan manzaraları, semtlere bakış, eğlence hayatı v.b. " Tarih: Yazar, tarihi kullanarak İstanbul'daki değişimi, insanların değişimini hatta İstanbul ile başka şehirlerle arasında ilişki kurmada kullanmıştır. Örnek: " Birinci Dünya Harbi'nden sonraki Fransız nesrinde hemen on yıl önceki Paris'in hasreti belli başlı bir temadır. İstanbul böyle değişmedi, 1908 ile 1923 arasındaki on beş yıl o eski hüviyetinden tamamıyla çıktı. Meşrutiyet inkılâbı, üç büyük muharebe, birbiri üstüne bir yığın küçük, büyük yangın, malî buhranlar, imparatorluğun tasfiyesi, yüzyıldır eşiğinde başımızı kaşıyarak durdurduğumuz bir medeniyeti nihayet 1923'de olduğu gibi kabullenmemiz onun eski hüviyetini tamamıyla giderdi. " Mimari: İstanbul'un eski halini ve şimdiki halini karşılaştırırken eski mimari ile yeni mimari hakkında bilgi vermektedir. Mimarinin yanında kullanılan eşyalardan da bahsetmiştir. Örnek: " İstanbul'un asıl iç manzarasını şehnişinleri, cumba ve çıkmalarıyla, saçak ve sayvanlarıyla, bir kadife gibi yumuşak çizgileri ve süsleriyle çok renkli olan bu sivil mimari yapardı. " Örnek: " Çocukluğunda, İstanbul'un hemen her evinde, saat başlarında, ' Entarisi ala benziyor' u, yahut ' Üsküdar 'dan geçer iken' çalan masa saatleri vardı." İstanbul'dan İnsan Manzaraları: Yazar, İstanbul'daki sokaklarda insanların yaşamını incelemiştir. Örnek: " Satıcı sesleri bunlardan biriydi. Eski İstanbul mahallelerinde bu sesler bütün bir günü baştanbaşa idare eder, saatlerin rengini verirdi." Eğlence Hayatı: Eski İstanbul ile yaşadığı İstanbul'un eğlence anlayışını karşılaştırmıştır. Örnek: " Şehirde yeni
Beş ŞehirAhmet Hamdi Tanpınar · Dergâh Yayınları · 202414,2bin okunma
ah o yemendir, anlatılan senin de hikayendir..
Puan vermedi·200 syf.··
2025 489. kitabı
yemen.. islam inancına göre hazreti ademin oğlu kabil, kardeşi habili günümüzde suriyede yer alan şam şehrinde bulunan kasiyun dağında öldürür.. bu olaydan sonra kasiyun dağı çevresi 'dem-u şakik' olarak anılır bölgede yaşayanlarca.. (dem: kan; lugatim.com/s/DEM , şakik: ana baba bir erkek kardeş; lugatim.com/s/%C5%9EAK%C4%B0K ) dem-u şakik: kardeş kanı.. kardeş kanının aktığı yer.. zamanla bu kelime bölgeye gelenlerce gerek söyleniş gerekse yazılış olarak farklılığa uğrar; demuşk, dımaşk, dimaşk, damascus.. kardeşini öldüren kabil, babası adem tarafından kendisine beddua edilerek buradan kovulur.. kabil, yemene gider, burada nesli çoğalır, kendi yaşamı da hazin/ibretlik şekilde son bulur.. buraya dek yazdıklarımı -varsa- dikkatli okuyanlar dem-u şakikin söyleniş ve yazılışı değişirken bölgenin günümüzdeki adı olan şamın geçmediğinin farkına varmışlardır.. peki şam adı nereden gelmiştir? şuradan; şam, arapça sol, kuzey anlamına gelir.. islamiyet sonrası bölgenin, dünyanın, evrenin merkezi sayılan mekkedeki kabe araplarca bölgedeki yerleri isimlendirme konusunda da bölge insanını etkilemiştir.. mekkedeki kabenin sol tarafında kalan dem-u şakik bölgesine araplar dimaşk eş-şam demişlerdir, soldaki kardeş kanı bölgesi.. zamanla bu isim araplar arasında eş-şam, şam şeklinde kısaltılarak kullanılmıştır, bölgedeki müslüman olmayanlar ise buraya hala damascus demeye devam etmişlerdir.. bölgedeki araplarca mekkedeki kabeyi merkeze alarak bölgedeki yerleri isimlendirme olayından etkilenen bir diğer bölge de günümüzde aden körfezinde yer alan yemen bölgesidir.. yemen de kabenin güneyinde, sağında kaldığı için arapça güney, sağ anlamlarına gelen yemen sözcüğü ile anılan bu bölge zamanla dillerde, yazıda ve haritada bu adla belirtilir, gösterilir, ifade edilir
Türk Tarihi
Ah O Yemen'dirRüştü Paşa · Dorlion Yayınları · 020 okunma
MUNAFIKLARI BELAMLARI İŞBİRLİKÇİLERİ KUDURTAN KİTAP
Puan vermedi·6200 syf.··
2025 48. kitabı
''İlmî ve fikrî çalışmalarını önceleri daha çok Kur’an’ın edebî i‘câzı üzerinde yoğunlaştıran Seyyid Kutub, daha sonra Kur’ân-ı Kerîm’den ilham alarak hazırladığı makalelerini “Fî Ẓılâli’l-Ḳurʾân” başlığı altında el-Müslimûn dergisinde yayımlamaya başlamış, derginin 3. sayısından (Şubat 1952) 9. sayısına kadar (Temmuz 1952) yedi makale neşretmiştir. Böylece yeni bir tefsirin adı da Fî Ẓılâli’l-Ḳurʾân şeklinde kendiliğinden ortaya çıkmıştır (Salâh Abdülfettâh el-Hâlidî, Medḫal ilâ Ẓılâli’l-Ḳurʾân, s. 40-41). Başlangıçta teknik anlamda bir tefsir yazmaktan çok Kur’an’ın ışığı altında günlük olayları ve yaygın görüşleri değerlendirmeyi amaçlayan Seyyid Kutub, bu konudaki makalelerinin ilgi görmesi üzerine aynı anlayış ve metotla Kur’ân-ı Kerîm’in her cüzünü bir cilt halinde tefsir etmeyi ve iki ayda bir cüz yayımlamayı kararlaştırmış, bu husus el-Müslimûn dergisinde okuyuculara duyurulmuştur (y. 1, sy. 9, s. 15, Temmuz 1952). Ekim 1952’de neşredilen ilk cüz, daha önce dergide çıkan yedi makale ile hemen hemen aynı mahiyettedir. Ocak 1954’e kadar tefsirin on altı cüzü neşredildi; ancak Seyyid Kutub 1954 yılında birçok İhvân-ı Müslimîn mensubuyla birlikte tutuklandı. Bununla birlikte müellif hapishanede tefsirini yazmaya devam etti. Bu sırada eserin 17 ve 18. cüzlerinin yayımı da tamamlandı. Üç ay süren tutukluluk halinden sonra serbest bırakılan, fakat arkasından tekrar tutuklanıp bu defa on beş yıl hapse mahkûm edilen Seyyid Kutub bütün zorluklara rağmen eserini tamamlamaya çalıştı ve 27. cüze kadar yayımlama imkânını buldu. Bu arada müellif fikrî gelişimine paralel olarak eserinin son dört cüzünü yeni bir metotla yazdı. Böylece eser, son cüzünün muhtemelen 1960’a doğru yayımlanmasıyla tamamlanmış oldu. Seyyid Kutub çok geçmeden, gelişen düşünce sistemi doğrultusunda ve
Edebiyat
Fi Zılâl'il Kur'an (10 Cilt Takım)Seyyid Kutub · Tayf Yayınları · 2017294 okunma
Puan vermedi·193 syf.··
Beğendi
·
2025 15. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 29 Nisan 2025 09:52
Yahya Kemal Beyatlı/ Aziz İstanbul Üstat Yahya Kemal Beyatlı Avrupa da bulunduğu dönem de İstanbul'un nüfusunu sormuşlar.. Üstat; mübalağa ederek Yirmi milyon demiş. O kadar var mı? diye sordukların da " İstanbul'u ben bilirim ölüleri ile yaşarlar." diyerek cevap vermiş. Biraz düşününce nedenini anlıyor insan ki, benim nazarım da hem cevap, hem mesaj dır. Aziz İstanbul kitabı Üstat'ın İstanbul sevgisinden kaynaklanarak kaleme aldığı bir eserdir. İyi ki de kaleme almış, o duygu yoğunluğu, O özlemini, düşünce ve fikirlerini kitabı okurken hissediyorsunuz. Kendisi 1884 Üsküp doğumlu olmasına rağmen İstanbul'u farklı bir bakış açısı ile anlatmış. Vakıa Üstat Aşiyan mezarlığında meftun dur. Allah rahmet Eylesin... Eserde; İstanbul'un önce tarihini, İstanbul Fethi ve önemini, İllerini, Mimarisini, Yaşadığı dönem ve İnsanlarını, anılarıyla beraber kaleme almıştır. Bende Bir İstanbul doğumlu olarak, inceleme yazma gereği duydum. İstanbul bambaşka bir şehir.. Hem maddi hem manevi özellikleri olan bir şehirdir. Asya ile Avrupayı bağlayan yedi tepe İstanbul.. Günümüz ekonomi şartlarında gezmek bile pahalı iken, kiracı olarak yaşamaya çalışan insanları da anlamak lazım. İstanbul'un Güzelliğini anlatan Şair Nedim'in şu mısraları geldi aklıma: Bu şehr-i İstanbul ki bî mislü behâdır Bir sengine yekpâre Acem mülkü fedadır “Bu İstanbul şehri paha biçilemezdir ve yalnızca bir taşına acem (İran) mülkünün tamamı feda edilir.“ Altında mı üstünde midir cennet-i âlâ Elhak bu ne hâlet bu ne hoş âb-ü havâdır “Yüce cennet acaba onun altında mıdır, yoksa üstünde mi? Hakikat şu ki, onun hâli, havası, suyu ne hoştur.” Konuİstanbul olunca şairlerimizden Necip Fazıl Kısakürek Canım İstanbul şiiri de çok güzeldir. Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar; Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar. İçimde tüten bir şey; hava,
Aziz İstanbulYahya Kemal Beyatlı · İstanbul Fetih Cemiyeti Yayınları · 2025912 okunma
Reklam
Reklam