Eserinin XVI. faslını "Devletin Sıfatı" na tahsis etmiş olan Yusuf Has Hacib, muhtelif yerlerde olduğu gibi burada da kut'u doğrudan doğruya "devlet" kelimesinin Türkçe karşılığı olarak kullanmıştır. Fakat burada kasdedilen devlet "state" değildir. Zira Türklerin bu manada "il" ( veya el) kelimesini kullandıklarını biliyoruz. O halde buradaki devlet (yani kut) , bugün kullandığımız "devlet kuşu" deyimindeki "devlet" sözünün içinde saklı olan manadaki devlettir. Bu bakımdan kut'u, "baht, iyi talih, ikbal uğurluluk ve saadet" manalarından başka asıl "siyasi hakimiyet kudreti, yani devleti idare kudret ve salahiyeti" manasında görmek gerekmektedir. Bu durumda Kutadgu Bilig, eski Türkçede "mesut kılma ve devleti idare etme ilmi" olmaktadır.
Türkiye'nin değişmeyecek manzaralarından biriydi. Devlet büyüklerimize şirin gözükmek için yapılan uydur kaydır makyajlı işlerin parasıyla bir Türkiye daha kurulurdu.
Şak şakcıların maliyeti her dönem çok ağırdı.
Camuka'nun pek çok adamı Timuçin'in safına geçmişti. Gizli Tarih'e göre bu adamlardan biri olan Korçi yeni efendisine bir gün "ulusun efendisi" olacağına dair bir rüya gördüğünü anlattı.
Alper Gencer – Ah!
sen şimdi sabrımın taşını yuvarlarsın
**
kırışır seni beklemekle geçen zaman
belki hiç
gelmezsin!
**
yuvası zindan olan bir mahpus haykırışı:
bir renksiz kanatlı kelebek olmak!
neyin temrinisin ey hayat?
kösnüdüğüm yağmurlar hangi otlara karşı?
**
kıyam et! bağrımdan alıp da yürü
sesimin şeriki olmuş bu çocuk
bir çocuk bezmi elestten beri
yürürlüğe konulmuş temsili bir pak.
**
al işte bedenimden söküp de çıkar
bulamadım nerede saklıdır o dert?
**
güneş gözlerine bandı mı ışığı
vakit aydınlıktır renginle o sıra
ve afyonlu gülüşündür hayalimdeki...
**
tozu dumana katmanın becerisinde:
“yine hangi rüzgârın emrine amadesin?”
**
bu gelincik bu rüzgâra fazla dayanmaz
dertler giderek silahlanıyor
Tibetlilerde, de IX-X. yüzyıllarda, “karga”nın gök tanrısı timsali olduğuna Laufer işaret etmiştir. Çin’de, göğün zirvesi timsali olan kuş, gittikçe karga görünüşünden ayrılarak, “fen- huan” adı verilen, karışık organlı, sülün ve su kuşuna benzer efsanevi bir şekle girmiştir. Böyle efsanevi bir kuş, Kök-türk ve Uygur Kagan sülälelerinin tasvirlerinde, alın üzerinde temsil edilmiştir. Baş üzerinde temsil edilen kuş, heraldik veya kosmik bir timsal olabileceği gibi, ruh remzi olarak da tefsir edilmiştir. Türklerde, daha geç değirlerde “ak sungur” bey ruhu timsali idi. Türk hükümdar soylarının kuş ongunları da olduğu bilinmektedir. İstemi Kagan’ın tahtını süsleyen “yonkuş” (tavus) yanında yırtıcı kuşlar da ongun mahiyetinde idi. Çince muharref şekilde, Mukan olarak verilen Kök-türk Tagarırır (553-572) ünvanları arasında , Cumilev, kuş manäsına “Kuşu” ve “muzaffer” manäsına “Yangdı” ad larına dikkati çekmektedir. KUŞU, bir boyun da adı idi (Bugün Kütahya’nın Simav ilçesine bağlı kuşu kasabasının adı da buradan gelmiş olabilir.). Su kuşlarından “kaz” ve “korday” (kuğu kuşu, kuğu cinsinden bir kuş) ise “beylik” ve “kut” (uğur, devlet, baht, talih, saadet) remzi idi.