Devletçiliğin nihai çaresi konumundaki askeri tiranlığa karşı düzenlenecek bir devrim olsa ve bu devrim başarıyla tamamlansa bile bir yararı olmazdı. Halk devrim sonrasında da, devrim öncesinde olduğu gibi Devletçilik propagandalarının tesirinde kalacaktır ve bu girişim bir devrim değil, bir darbe niteliğinde olacaktır; bu darbenin vatandaşlar için yaratacağı tek fark ise, yalnızca eskilerinin yerine gelecek olan yeni zorbalardır...
Sayfa 15
Sosyoloji
“Sosyalistler bunu yine kestirmeden yaptılar. Özel mülkiyeti ortadan kaldırarak her işletmeyi devlet işletmesi her çalışanı devlet çalışanı statüsüne geçirdiler. Müteşebbisliği tamamen ortadan kaldırdılar. Faşistler ve nasyonal sosyalistler özel mülkiyeti resmen ortadan kaldırmadılar. Ama tüm ekonomik hayatı plânlayarak özel mülkiyeti ve özel teşebbüsü devletin tâlimâtları doğrultusunda işleme şartıyla serbest bıraktılar. Daha doğrusu, üretim tesislerinin sâhiplerini devletin ekonomik ajanlarına çevirdiler. Böylece ekonomik faaliyetlerin her türü ve hepsi devletin kontrolü altına girdi. Ekonominin devlet kontrolü altına girmesinin elbette çeşitli sonuçları vardır. En mühimlerinden biri, devlet güdümlü ekonomik hayatın ekonomik durgunluk ve gerilemeye ve dolayısıyla açlık ve sefalete yol açmasıdır. Bu uzun vâdede totaliter sistemlerin altını oyan en önemli olgudur.”
Sayfa 42 - Siyasî Yönetim Biçimleri·Kitabı okuyor
Reklam
Bunun yolu da 12 Eylül faşist cuntasıyla açılacaktı…
Türkiye'nin ekonomik ve siyasi yapısını kökten değiştirmek, denetimini tümüyle emperyalist ülkelerin denetimine vermek için 5 Ocak 79 Guadeloupe Zirvesi'nde alınan kararlar neydi? Anımsayalım: a) Türkiye'de uygulanan karma ekonomi anlayışının tamamen terk edilmesi, b) kamunun ekonomiden tamamamen çekilmesi, c) KiT'lerin özelleştirilmesi, d) tüm sübvansiyonların, devlet desteklerinin kaldırılması, e) sermayenin tamamen özgürleştirilmesi, f) kapitalist piyasa ekonomisinin önündeki tüm engellerin kaldırılması. Bütün bunlar, emperyalizmin "globalleşme", "neoliberalizm" dediği, başına "yeni" sözcüğü ekleyerek "yeniden" piyasaya sürdüğü, ama eskisinden çok daha fazla "emek sömürüsüne" dayanan, "emeğe kölelik", "sermayeye sınırsız özgürlük" getirmeyi hedefleyen uygulamalardı.
Sayfa 384 - İmge
Tarih
İÇTİMÂÎ EMNİYET ve SAADET
(...) Millî Ekonomi – Sosyal Refah… Meselenin temel prensib olarak açılımı için verilebilecek çok kısa özet ise, şudur: “İçtimaî emniyet ve saadet [sosyal güvenlik ve mutluluk] dediğimiz şey, muayyen bir hayat standardına göre her ferdin inkişafını temin edecek umumî bir refah plânının tam kadrosudur. Bu kadro içinde teker teker her vatandaşın sefalet ve mahrumiyet çekmeden, medenî bir insan için lüzumlu olan asgarî bir hayat seviyesinde yaşamağa hakkı vardır. Bugünkü vaziyette, murakabe ve mesuliyet [denetim ve sorumluluk] tanımayan bir devletçilik, bu sosyal gayeyi gerçekleştirebilecek bir vasıta olamaz. O, şimdiki hüviyetiyle, hususî sermaye yerine kaim olmuş, aynı ruh ve karakteri haiz bir devlet kapitalizmi olur." [*]
İktisat ve Ahlâk -İktisada Giriş -IV-, 16 Mayıs 2011, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
Deneme, İnceleme
SOSYALİST EKONOMİ MODELİ...
(...) Onun (kapitalizmin) zıddı olan sosyalizm ise, adındaki “toplumcu” düşünceye rağmen, pratikte devletçi bir felsefedir. Sosyalizmin onlarca çeşidi vardır, bunların temel özelliği, özel kişilerin yerine devleti koymasıdır. Sosyalizmde tek üretici vardır; devlet. Toplum, devlete hizmet sunmakla mükelleftir. Toplumun mülkiyet hakkı, ancak barınma gibi çok sınırlı ve temel ihtiyaçlardan ibarettir. Yâni yoktur. Tek sermayedar devlet olduğu için, devlete karşı herkes bir tür eşitlik içindedir. Sosyalizm toplumun tamamını kucaklar; hattâ o kadar kucaklar ki, pratikte uygulanamamış olsa da, prensibte, çocuk sahibi olmayı bile “mülkiyet” kabul eder ve çocukların ailelerin değil, devletin olduğunu savunur. Fertlere hiçbir konuda hürriyet tanımaz. Bu yönden ona “devlet kapitalizmi” veya düpedüz “etatizm-devletçilik” diyenler vardır.
İktisat ve Ahlâk -İktisada Giriş -II-, 16 Mayıs 2011, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
Deneme, İnceleme
Altı Ok'un bir ilkesi de "devletçilik" ol­duğu halde, Celal Bayar ve arkadaşları parti içinde açıktan "li­beralizm" yanlısı tutum takınıyor ve önemli görevlere gelebili­yorlardı. Ama Atatürk bunu da yeterli görmeyerek, TBMM'ye "bağımsız" milletvekillerinin de girebilmesini ve grup oluştur­masını sağladı. Yasal "muhalefet"in yararına ve hatta zorunlu­ğuna kesinlikle inanıyordu.
Reklam
Reklam