"Necip Fazıl'a katılmadığım bir düşüncesi!"
"Bir masumu haksız yere suçlamaktansa, on suçluyu cezasız bırakmayı tercih eden sözde medenî hukuk ölçüsüne karşılık, bütün milleti ölüme sürükleyici tehlike ânında gerekirse 1 suçlu yanında 10 masuma kıyacak kadar sert kanun..." Bu çelişkili veya sert durum, İslam hukukunda (Fıkıh) çok net ve üzerinde ittifak edilmiş kurallarla cevaplanmıştır. ​Doğrudan söylemek gerekirse: Metinde savunulan "1 suçlu için 10 masumun feda edilmesi" anlayışı İslam hukuk felsefesine (makâsidü'ş-şerîa) kesinlikle uygun değildir. İslam dini, olağanüstü durumlarda veya devletin bekası gerekçesiyle bile olsa masum insanların kasten feda edilmesini kabul etmez. ​İslam hukukunun bu konudaki temel yaklaşımlarını şu başlıklarla özetleyebiliriz: ​1. Masumiyet Karinesi ve "Şüphe" İlkesi ​Metnin ilk kısmında "sözde medenî hukuk ölçüsü" diye küçümsenen kural, aslında İslam hukukunun en temel sütunlarından biridir. Hz. Muhammed'in (s.a.v.) bu konuda çok net bir hadisi vardır: ​"Ceza vermektense affetmekte (hata etmek), hata ile ceza vermekten daha hayırlıdır. Şüphelerle cezaları düşürün." (Tirmizî, Hudûd, 2) ​İslam hukukçuları bu hadisten yola çıkarak "Beraat-i zimmet asıldır" (Aksi ispatlanana kadar herkes masumdur) ilkesini geliştirmişlerdir. Yani İslam, 10 suçlunun cezasız kalmasını, 1 masumun haksız yere cezalandırılmasına her zaman tercih eder. ​2. Suçun Şahsiliği İlkesi ​Metindeki "1 suçlu yanında 10 masuma kıymak" ifadesi, İslam'ın en katı olduğu "Suçun Şahsiliği" ilkesini tamamen çiğner. Kur'an-ı Kerim'de defalarca şu ayet tekrarlanır: ​"Hiçbir günahkar, başkasının günahını yüklenmez." (En'âm Suresi, 164. Ayet) ​Bir toplumda suçlular, isyancılar veya hainler olsa bile, onlarla akraba, komşu veya aynı toplumda yaşıyor diye suçsuz insanların canına kıyılamaz. Bir kişinin suçu yüzünden
Devletler neden var? -2
“Diğer taraftan, devletsiz bir toplumun yıkıcı bir anarşiye, bir kaosa sahne olacağını iddia edenler de vardır. Bu yaklaşıma göre, devlet olmazsa, güvenlikle ilgili kurallar da olmaz. Hiç kimsenin güvenliği kalmaz. Güvenlik olmayınca insanlar normal bir hayat sürdüremez. Herkes birbirinin düşmanı olur. Hatta canavarlaşır. Bu görüşün en önemli düşünürü Thomas Hobbes'tur. Hobbes devletin olmadığı 'tabiat hâli'nde 'insan insanın kurdudur' vâkasının gerçekleşeceğine inanır.”
Sayfa 22 - İnsan Toplumları ve Siyasal Yönetim·Kitabı okuyor
Reklam
“İnsanlık tarihinde nispeten geç doğan bugünkü anlamda siyasi yönetim olgusu tarih boyunca dört ana biçim kazandı. Bunlar şehir devleti, krallık, imparatorluk ve ulus-devlettir. Bu dört model arasında siyasi gücün merkeziyetçilik derecesi, sınırları, meşruiyet kaynakları açısından farklar vardır. Siyasi yönetimlerin insanlık tarihinin kısa bir bölümü (yaklaşık 10 bin yıl) boyunca var olmuş olması, onların tarihte ve günümüzde basit bir ayrıntı, bir önemsiz parantez teşkil ettiğini göstermiyor. Bugünkü dünyamız bir siyasi yönetimler (devletler) dünyasıdır. Devletler bugünden yarına ortadan kalkacağa da benzememektedir. Ulus-devletlerin yetkilerinin aşınıyor olması devletin bir gün, en azından yakın gelecekte, insanların hayatından çekileceğini göstermiyor.”
Sayfa 21 - İnsan Toplumları ve Siyasal Yönetim·Kitabı okuyor
kemalizm ve islam
Kemalist iktidarın kuruluş sürecinde ve bunu takip eden dönemde dinin denetlenebilir bir alan şeklinde ele alındığı, kontrol edilebilir bir araç olarak telakki edildiği önemli tartışmalara konu olmuştur. Kuşkusuz modernleşme sürecinin gecikmiş olması, modern devletlerin sahip olduğu araçlardan yoksun olmak psikolojisi Tanzimat'tan Cumhuriyete aktarılan önemli miraslardan bir tanesidir. Bu miras toplumların kültürel süreçlerini, kurumların bu kültürel süreçler içerisine nasıl gömülü olduğunu anlamak istemeyen, bu anlamaya vaktinin olmadığını baştan kabullenen bir bürokratik elit ortaya çıkarmışa İttihat ve Terakki’den Kemalistlere kalan bürokratik miras ve devlet hakkında sahip oldukları ortak bilinçaltı, dine tanınacak sorumluluk ve misyon konusunda teorik olarak kendilerini çok zorlamayacak ama pratikte epeyce ‘yıpratacak’ bir manevra problemi sunuyordu (İttihatçılar zaten şeyhülislamı kabineden çıkararak, kız çocuklarına okul mecburiyeti getirerek, vb. Kemalistler için yolu açmıştı. Kemalistlerin kendi mühürlerini vurabilmek için yapmaları gereken, süreci daha radikal kararlarla devam ettirmekten ibaretti). Dinin şeklî varlığının, pratik 'gösterenleri’nin kurumsal düzeyde ortadan kaldırılmasına (halifeliğin lağvından, Diyanet İşleri Başkanlığının tesisine kadarki uygulamalar) ve iktidarın zaman zaman sertleşen söylemine rağmen daha sonra siyasal İslamcı hareketlerin tarihlerindeki önemli problemlerden biri haline gelecek süreç başlamış oluyordu. Bir kere Osmanlı İmparatorluğu teokratik bir devlet olarak tanımlandıktan ve düz ayak bir mantıkla aşağı yukarı 200 yıllık bir modernleşme sürecinin sıkıntılarının temelinde ‘varolduğu şekliyle’ dinin bulunduğu hükmü verildikten sonra, yeni devletin kurucularında rahat hareket etme tavrı da pekişiyordu. Elbette kurucu elitler
Sayfa 880·Kitabı okuyor
Düşünce
CHP'nin İkilemi
Şimdi CHP'nin önünde iki yol var. Şiddete yönelen devletin sahibi mi olacak yoksa bu şiddetin ezdiği halk kitlelerinin taleplerini mi temsil edecek? . . . 08 Mayıs 1996 Milliyet Gazetesi Ö. Zülfü Livaneli
Sayfa 42 - 1996 yılındaki gazete köşe yazısı·Kitabı okuyor
Tarihte savaşlar ve köle ticareti sebebiyle toplumda cinsiyet açısından nüfus dengesinin bozulduğu ve sosyal devletin olmadığı dönemlerde çok evlilik kaçınılmaz olmuştur İslam'dan önce var olan bu tür evliliklere İslam sınırlamalar getirmişti sınırsız çok evliliği 4 kadınla sınırlandırmış ve eşler arasında adaletin sağlanmasını öngörmüştür. Ama esasında adaletten ayrılmamak için tek evlilik tavsiye edilmektedir (Nisa Suresi, 4:3).
Sayfa 90 - Beyan Yayınları·Kitabı okudu
Reklam
Reklam