Biraz da tarih incelemeleri :)
Puan vermedi
Menderes'in Dış Politikası Batı'nın Güdümündeki Türkiye Hüner Tuncer Doç. Dr. Hüner Tuncer’in titiz bir arşiv çalışması ve diplomatik birikimiyle kaleme aldığı Menderes’in Dış Politikası eseri, Türk dış politikası tarihinin en radikal dönüşüm süreçlerinden birini uluslararası ilişkiler disiplininin temel yapı taşları üzerinden analiz eden sarsıcı bir kitaptır, Tuncer, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesini oluşturan ve geleneksel dış politikayı biçimlendiren Atatürkçü ilkeler ile 1950-1960 yılları arasında Demokrat Parti (DP) iktidarı tarafından hayata geçirilen pratikler arasındaki derin kırılmayı mercek altına almaktadır. Kitap, temelde realist bir uluslararası politika perspektifiyle yazılmış olup, bir devletin kendi ulusal gücüne dayanmaksızın, salt bir süper gücün koruyuculuğuna ve dış yardımlara yaslanarak tam bağımsızlığını sürdüremeyeceği tezini savunmaktadır. Tuncer, yapısal analize geçmeden önce, Atatürk dönemi dış politikasının "gerçekçilik", "tam bağımsızlık", büyük güçler arasında denge kurma ve ideolojik dogmalardan uzak durma gibi temel prensiplerini anımsatarak, Menderes dönemindeki "sapmanın" teorik ve pratik boyutlarını daha görünür kılmaktadır. Uluslararası sistemin İkinci Dünya Savaşı sonrasında çok kutupluluktan iki kutupluluğa evrilmesi ve Soğuk Savaş’ın tırmanması, Türkiye’nin jeopolitik konumunu kırılgan bir zemine taşımıştır. Eserde, bu dönemin en kritik eşiklerinden biri olan İkinci Dünya Savaşı ertesindeki Türk-Sovyet ilişkileri ve SSCB’nin Boğazlar ile Doğu Anadolu üzerindeki haksız talepleri teferruatlı bir biçimde incelenmektedir. Yazar, bu noktada önemli bir tarihsel ayrım yapmakta; İsmet İnönü dönemindeki Batı’ya yakınlaşma hamlelerinin savaş sonrası koşulların ve Sovyet tehdidinin dayattığı istisnai, konjonktürel bir zorunluluk olduğunu belirtirken, DP iktidarının bu çizgiyi
Menderes'in Dış Politikası Batı'nın Güdümündeki TürkiyeHüner Tuncer · Kaynak Yayınları · 20133 okunma
Puan vermedi·400 syf.··
2026 4. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 09:43
Dün dışarıda daha ılık bir hava vardı. Ağaçların hışırtısı, toprağın kokusu ve börtü böcek arasında bir günü daha geride bırakırken düşündüm. "Sözcükler olmasaydı yaşamım eksik olurdu." Belki de yüreğim zamanın içinde gezinmeyi seviyor. Çünkü yaşam yalnızca bugün yaşananlardan ibaret değil, geçmişle şimdiyi aynı kalpte buluşturan uzun bir yolculuk... Öner Yağcı'nın Kir kitabını büyük bir zevk ve merakla okudum. Yazar, Alevi-Bektaşi kültürünü öyle canlı ve etkileyici anlatılıyor ki, okurken yalnızca bir roman okumuyor, nerdeyse başka bir zamanın içine giriyorum. Örneğin, çiğdem şenliğini ilk kez bu kitap aracılığıyla öğreniyorum. Hıdırellez kutlamalarını anlattığı sırada bir an kendimi o yüzyılda yaşamış gibi duyumsuyorum. Özellikle cem sırasında söylenen deyişler, aşıkların bağlama eşliğinde söyledikleri sözler beni çok etkiliyor. İnsan kimi kez bir ezgiyle ya da sözle yüzyıllar öncesine yolculuk edebiliyor. Kitaptaki cem betimlemeleri yalnızca bir ibadeti değil, aynı zamanda ortak yaşamı, dayanışmayı ve kültürel belleği de anlatıyor. Alevi geleneğinde insanların önce birbirinden rıza alması, ardından kadın-erkek, genç-yaşlı ayrımı olmaksızın herkesin “can” kabul edilmesi bana oldukça anlamlı geliyor. Herkesin eşit görülmesi, birlikte ibadet edilmesi ve 12 hizmetin belirli sorumluluklarla yürütülmesi, güçlü bir toplumsal düzen ve dayanışma duygusu taşıyor. Araplar, Türklerin anayurdu olan Orta Asya’yı işgali sırasında cami ve namazın dışındaki ibadetleri yasakladığı için cem gizli yapılıyor. Kadın erkek bir arada ibadetin Arap kültüründe olmamasından, yaşamın her alanında olduğu gibi ibadette de erkeğin yanında bulunan Türk kadınını kendi değerlerine göre yargılayan, kadını sadece zina aracı olarak düşünen Araplar bu olayı farklı yorumluyor. "Mum söndü" iftirası,
Edebiyat
KirÖner Yağcı · Cumhuriyet Kitapları · 20095 okunma
Reklam
İnsan Geleceğini Nasıl Kurar? /İnceleme/
Puan vermedi·288 syf.·
2026 34. kitabı
Popüler kültürün dayattığı o "yattığın yerden dünyayı fethedebilirsin" diyen sahte başarı formüllerine sıkı bir başkaldırı olan bu kitap, insanın kendi potansiyelini entelektüel bir disiplinle nasıl yoğurması gerektiğini anlatan zamansız bir rehberdir. İlber Ortaylı, fildişi kulesinden kuru felsefe yapmak yerine, ömrünü dünyayı soluyarak ve arşivleri devirerek geçirmiş bir bilgenin filtresiz, o çok sevdiğimiz babacan ve nüktedan üslubuyla okurun karşısına çıkıyor. Kitap, insanın geleceğini kurmasını sadece ekonomik bir güç devşirme ya da kariyer basamağı tırmanma sığlığına indirgemiyor; aksine meselenin tamamen bir "öz-donanım ve haysiyetli bir yaşam inşa etme" mücadelesi olduğunu savunuyor. Okuma keyfini kaçırmamak adına içindeki spesifik metotlara girmeden söyleyebilirim ki; hoca bize zamanın o akıp giden acımasız nehrinde nasıl boğulmayacağımızı, dünyayı sadece seyretmek yerine onu nasıl anlamlandıracağımızı ve zihnimizi körelten o gereksiz kalabalıklardan nasıl sıyrılacağımızı gösteriyor. Satır aralarında kendi konfor alanınızla yüzleşmenizi sağlayan bu metin, size ucuz bir motivasyon konuşması yapmıyor; aksine hayatın direksiyonuna geçmek istiyorsanız önce kendi cehaletinizle savaşmanız gerektiğini fısıldayan, ayakları yere basan ve uykudan uyandıran sarsıcı bir pusula sunuyor.
Hayata Dair
İnsan Geleceğini Nasıl Kurar?İlber Ortaylı · Kronik Kitap · 20227,9bin okunma
Mükemmel bir girizgah
8/10
·208 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 23 Mayıs 2026 18:25
Bir tarih-araştırma kitabı normalde 3-4 günde bitmez. Ancak bu kitap bir tarih kitabından, hele ki makaleler derlemesi olan bir kitaptan beklenmeyecek derecede o kadar sade ve akıcı bir dilde yazılmış ki bir solukta bitirebiliyorsunuz. İlber hocanın eseri kaleme alma motivasyonu da okuru kitabı eline almaya teşvik eden bir unsur. Osmanlı sarayları, Fatih Sultan Mehmed, Osmanlı padişahları, mutfak, Enderun, devşirme sistemi vs... gibi konularda temel ancak okurun bilgi düzeyini artıracak bir eser kaleme almış. Örneğin 2. Abdülhamid Han'ın marangozluk eseri olan bir dolabın arşivleri saklamak için kullanılması, Ahmet Vefik Paşa adındaki bir sadrazamın tiyatro oyunları yazan, bizzat tiyatro salonunda oyun sahneleten bir sadrazam olduğunu (kitapta sadece tiyatrocu olarak vurgulanıyor, bu alandaki faaliyetlerini kısa bir arama sonucu öğrendim) öğreniyorsunuz. Ortaylı'nın kendi tarihi ve milleti ile barışık bir tarihçi olduğunu satır aralarından görmek gayet mümkün. Tarihi mekanlara vesikalara sahip çıkılması konusunda ki eleştirileri merhum hocamızın sahip olduğunu barışıklığın toz pembe portre çizmesine sebep olmadığını belirtmek mühimdir.
Osmanlı’yı Yeniden Keşfetmekİlber Ortaylı · Kronik Kitap · 20233,785 okunma
Doğanın ölüm görevini insanlar devralırsa...
8/10
·432 syf.··
Beğendi
·
2026 13. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 19 Mayıs 2026 11:32
İnsanlık artık kusursuzluğa ulaşmış. Tüm gelişmeler, bilgiler artık doruk noktasında; iktidar insanlardan kusursuz bir makine olan Fırtına Bulutu'na el değiştirdiğinden insani hırslardan, çatışmalardan uzak bir dünyadayız. İnsanlar artık ölümsüz, Fanilik Çağı'nı geride bırakalı çok olmuş. Nüfus artmaya devam ediyor fakat insanlar ölmüyor. Doğa ölüm işini bırakınca bir grup insan bu işi devralmak zorundaydı: Tırpanlar. İnsanlığın devamı için ölümü tırpanlar tedarik ediyor. Bu kutsal göreve devşirme deniyor. İlk tırpanlar, bu işin ne kadar hassas olduğunun bilincindeydi. Onlara göre Tırpanlar mümkünse Tırpan olmayı istememeli, vicdan sahibi olmalı, bu işi devam ettirdikçe içinlerinde hala ilk günkü merhameti yaşatmalıydılar. Kuşaklar ilerledikçe makinenin yönetmediği, Fırtına Bulutu'nun karışmadığı, insanlara kalan tek mesele Tırpanlık, insan doğası gereği yozlaşmaya uğruyor. Öldürmekten zevk duyanlar, öldüreceği insanları önyargıyla belirleyenler, Tırpanların her şeye sahip olabilmesini kötü yönde kullananlar... Bu durumlar muhafazakar Tırpanları çok korkutuyor. Tırpan Faraday, Citra ve Rowan'ı çırak olarak yanına alır, bir yıllık çıraklık eğitimi sonunda sadece biri Tırpan olacaktır. Eğitim sürecinde katıldıkları ilk mecliste tarihte ilk kez iki çırak alındığı için başarısız olan Tırpanın, başarılı olup atanan diğer Tırpan tarafından devşirilmesi kararı onaylanır. Hangisi Tırpan olacak? Kitabın akıcı anlatımını, Rowan ve Citra'nın karakterlerinin ayrı ayrı tanıtılmasını çok beğendim. Ayrıca aradaki Tırpan günlükleri ile farklı Tırpanların kişiliklerinin yansıtılmasına ve sisteme ait düşüncelerinin verilmesine bayıldım. Tırpan Curie benim favori tırpanım :). Bu distopya serisinin devamını okumayı iple çekiyorum. *buradan itibaren spoi içerir* Tırpan
TırpanNeal Shusterman · Juno Kitap · 2024974 okunma
Yalıncak
Puan vermedi·256 syf.··
2026 20. kitabı
Türkiye siyaseti ile alakalı kitap okuduğumda en azından kadrajın bir on yıl öncesini göstermesini arzularım. Çünkü ister istemez insan-olmaklığımla alakalı olarak yazılanlara yüzde yüz olarak objektif bakmam mümkün olmuyor, bu gerekli süre geçmezse. En azından biraz zaman aşımı olduğunda kalp ritminden bağımsız olarak düşünebiliyorum neler olduğunu. Lakin bu kitapta istemsiz bir şekilde bu prensibi çiğnemiş oldum. Kitap Süleyman Soylu üzerine yoğunlaşmış ve onun etrafındaki olaylar silsilesini aktarıyor. Kitabın muhtevasındaki bu olaylar 2023 yılına kadar devam ediyor. Burada tek tek nelerden bahsettiği üzerine bir şeyler yazmayacağım; ama bazı genellemeleri maddeler halinde sıralayabilirim sanırım. Bazı yerlerde kesinlikle kitabın muradının da dışına çıkacağım. - Türkiye siyasetine dair okuduğum bu tarz kitapların hemen hemen hepsinde aynı noktaya varıyorum. Devlet organizsayonu bir güç ve para devşirme alanı oluşturmaktadır. Herkes daha fazla parsa toplama çabasındadır, alabildiğine hukuksuz yöntemleri de kullanarak. Kitabın yazarlarından bağımsız olarak ben hedefi bir kişiye ya da partiye değil; yozlaşmış bütün bir sisteme doğrultuyorum. - Siyasi yakınlık insanların aradığı, peşinde olduğu bir şeydir. Falanca biriyle fotoğraf çektirmek; benim için oldukça önemsiz gibi duran bir iş iken kişiler buradan sosyal hayatlarında ticari, hiyerarşik statüler kazanıyorlarmış. Hatta bu siyasi yakınlıklar ya da sadece fotoğraflardaki yakınlıklar bile diyebiliriz; insanlarda bir güç zehirlenmesine yol açıyor ve her şeyi yapabiliriz algısını oluşturuyor. Şimdilerde telefon rehberimde bir abi var; sürekli eski siyasilerle fotoğrafını paylaşıyor. Bakalım sonu ne olacak... -Bu kitabın yazarları sürekli çeşitli yapılardaki "klik"lerden bahsediyorlar; hatta youtube ya da
SSBarış Terkoğlu · Kırmızı Kedi Yayınevi · 2023590 okunma
Reklam
Reklam