İzleyen dönemde Osmanlı siyasetinde Arap ve Kürtlerden hiç kimse varlık göstermezken, Rumeli ve Anadolu kökenliler askeri ve idari makamları paylaşmaya devam ettiler.
Ve ortalık öyle bir nizamsızlık ve plânsızlık bataklığına dönmüş bulunuyor ki, zifiri karanlıkta önden ve arkadan patlatılan, sıkılan kurşunların namlu alevinden başka bir şey görünmüyor, karaltı, karaltı üzerine ateş ettiğinden fazla bir şey bilmiyor; kime, niçin ve ne maksatla hangi netice uğrunda çullandığından haberli bulunmuyor. Haber ve plân, sadece, haklarında gençlik kelimesi yerine «küfür devşirme» tabirini kullanabileceğimiz (robot)larda... Plânları da açık:Karanlığı büsbütün yoğunlaştırmak, memleketi birbirine katmak, her karaltının karşısına bir başka karaltı dikmek, böylece bir aile çatısı altında ana, baba, oğul ve kız kardeşi bile birbirini teşhis edemez hâle getirmek, hükûmet ve idare zaafını tımarhanelik dereceye çıkarmak ve böyle bir vasat içinde, dışardan takviyeli, hattâ fiilen himayeli ihtilâl gününü kollamak...
Kirletilmeyen nesiller yetiştirmek için kirletmeyen bir düzeni yeniden kuracağız.
Hakikatin lekesiz titreşimi ile yüreğine dokunduğunda bunu kendi içinde sende titreşerek hissedeceksin.
Kinli ve kirli niyetlerin dünyası bize göre değil.
Onlar kendi kin ve kirleri ile yüzleşme sorunu yaşıyorlar diye biz her dayatmayı kabul etmek zorunda değiliz.
Üstelik onlar gibi çalıntı madde güçlerine güvenerek sinsi ve hileli şiddet üreten kötülüğe de alet olmuyoruz.
Çünkü onların seviyesine inmeyen bir ahlak ile donatıldık da geldik. Kimlerle mi? Görünmez varlık birliğini sevgi ahlakı ile yaşatan tesirlerle zulmün karşısına dikildik.
Zalimlerin katılaşmış yüreğini yumuşatmak mümkün gözükmüyor, üzerlerine yapışmış ve kat kat tutmuş kirleri ise gevşedi ha döküldü ha dökülecek.
Kendi üzerine yapışmış ve dökülen kirleri içinde boğuluyorlar.
Oysa onlar bu kinli kiri kendilerine çok yakıştırıyorlar. Kinleri ve kirleri ile övünüyorlar.
O kadar doyumsuz bir arsızlığa denk geldik ki bizi bizim içimizden devşirme işbirlikçiler ile yaşam pahalılığı ile soyarak yüz yıl önce olduğu gibi boğmaya kalkıyorlar.
Soyguncu yararına yasa yapmaya hukuk, soyguncu yararına temsile demokrasi diyorlar!
Hiç utanmadan birde adaleti ağızlarına alıp kirletiyorlar.
Adalet öldürülür ise devlet ölür, devlet ölürse altında herkes kalır bunu bildikleri halde bindikleri dalı cesaretle kesiyorlar!
Bu nasıl hukuk, bu nasıl temsili demokrasi, bu nasıl adalet diyenleri şimdilik görmüyorlar..
Görmek zorunda kalacakları zamanlarda gelecek.
Kendini gücü ile yarı ilah gibi görenler, hakikatin ilahi adaletini unutuyorlar.
Beşer her çağda şaşar, hakikat her çağda us ve duyunc durgunluğu veren farkındalık üreterek sevgi ahlakı ile yaşar.
Onlar kahramanlardı, ay yüzlü yiğitlerde
Tunç bilekli gaziler, gül kokan şehitlerdi Zamanın en cengâver, en devşirme gününde Dağlar gibi durdular esaretin önünde
Yurdun ufuklarında gün mutlu, gece mutlu
Bir zafer ki, eriyen taşlar bile umutlu
Genç adam, telefonun diğer ucundakinin ne söylediğini duymuyor, yalnızca uzun aralıklarla, kızın "Tamam!", "Tamam efendim!" dediğine şahit oluyordu. Konuşma süresince ki buna karşılıklı konuşma değil, karşı tarafın konuşması ve genç kızın da koşulsuz kabul edişi olarak yorumlamak gerekir, kızın yüzündeki, o neşeli güler yüzden, sert ve donuk bir yüze evrilişi net bir şekilde görülüyordu. Genç adam merak içerisinde kalmış, sadece kızın yüzüne bakıp, anlam devşirme telaşına düşmüştü.
Telefon görüşmesi bittiğinde, kızın yüzü yerle bir olmuştu. Başını çevirebileceği bir pencere de yoktu. Dayanamadı, kaçamadı ve ağlamaya başladı. Yoğun baskı altında kaldığı belliydi.
[Duygusal kırılmaların yaşandığı anlarda, başkasının açıklama istemesi ya da mantıklı cümleler kurması iticidir. Duygu denizindeyken, ne olursa olsun aklın işe burnunu sokması, savrulan kişiyi kızdırır. Kendisinin küçümsendiğini ya da aciz göründüğünü düşündürtür.]