7/10
·280 syf.··
2026 4028. kitabı
Deepak Chopra’nın Dijital Dharma kitabı, klasik kişisel gelişim kitaplarından biraz farklı bir yerde duruyor. Çünkü bu kez merkezde sadece insan zihni ya da ruhsal farkındalık yok; yapay zekâ gibi hayatımızın tam ortasına yerleşen bir teknolojiyle, manevi gelişimin nasıl bir araya gelebileceği konuşuluyor. Açıkçası kitaba başlarken biraz mesafeli yaklaştım. “Yapay zekâ” ve “maneviyat” kelimeleri aynı cümlede olunca ortaya fazla teorik ya da fazlasıyla ütopik bir şey çıkacağını düşündüm. Ama kitap düşündüğümden çok daha akıcı ve düşündürücüydü. Deepak Chopra zaten yıllardır zihinsel farkındalık, meditasyon, bilinç ve içsel huzur üzerine çalışan bir isim. Bu kitapta ise teknolojiyi bir tehdit gibi görmek yerine, doğru kullanıldığında insanın kendini tanıma yolculuğunda bir araç olabileceğini anlatıyor. En sevdiğim tarafı da buydu sanırım. Çünkü kitap sürekli “teknoloji kötü” demiyor. Tam tersine, teknolojiyle kurduğumuz ilişkiyi sorgulatıyor. Yapay zekânın bizi yalnızlaştırıp mekanikleştirmesi kadar, doğru yönlendirilirse bizi kendimize yaklaştırabileceğini de söylüyor. Kitap boyunca sık sık şu düşünce aklıma geldi: Günümüzde herkes sürekli bağlantıda ama aynı zamanda inanılmaz yalnız. Chopra da tam bu noktaya değiniyor aslında. Telefonlar, algoritmalar, sosyal medya ve yapay zekâ hayatımızı kolaylaştırırken bir yandan da dikkatimizi, huzurumuzu ve içsel sessizliğimizi elimizden alabiliyor. Fakat yazar burada karamsar bir tablo çizmek yerine, bu araçları bilinçli kullanmayı öneriyor. Özellikle dijital dünyada farkındalık geliştirme fikri oldukça ilgimi çekti. Kitabın dili genel olarak sade. Spiritüel konularla ilgilenen biriyseniz oldukça akıcı ilerliyor. Ama daha bilimsel ya da teknik bir yapay zekâ kitabı bekleyenler biraz şaşırabilir. Çünkü burada asıl mesele
Dijital DharmaDeepak Chopra · Nepal Kitap · 20262 okunma
Mahabharata II. Kitap “Sabha Parva”
Puan vermedi·268 syf.··
2026 3. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 14 Nisan 2026 21:47
Mahabharata Destanın ikinci kitabı “Sabha Parva” bir önceki kitapta sürgünde olan Pandavaların krallıklarını kurma ve kaybediş sürecini içermekle birlikte, kitapta güç, kıskançlık ve kader temaları işlenmekte. Bir önceki kitap Adi Parva’da Kral Shvetaki ateş sunularını çok sevdiğinden ve Tanrı Agni’ye çok fazla ateş sunusu düzenleyip çok fazla ghee sunup Agni’nin hastalanmasına, sindiriminin bozulmasına sebep olur. Hastalığına çare arayan Agni, Vishnu’nun göbek deliğindeki lotustan tüm alemleri yaratan Brahma’ya gider. Rab Brahma Agni’ye tedavi olarak katı şeyler yemesini tavsiye eder. Bunun içinse Tanrı Indra’nın koruduğu Nagaların mekanı Khandava Ormanını yakıp yiyebileceğini söyler. Agni Khandava ormanını ateşten kollarıyla sarıp her yutmaya çalıştığında Indra’nın müdahaleleriyle durdurulur. Bu esnada Agni sıkı iki dost olan Pandulardan Arjuna ve Vishnu’nun enkarnasyonu Rab Krishna ile karşılaşır ve durumu onlara anlatır. Krishna ve Arjuna Agni’ye yardımcı olabileceklerini söyler. Agni tekrar Khandava Ormanını yakmaya, yutmaya başlar. Indra’nın engellemelerini Krishna durdurur. Arjuna ise ormandan kaçmaya çalışanları tanrısal silahı Gandiva yayı ile vurur ve kaçmalarını engeller… Bu esnada yangından kaçmaya çalışan Danavalardan İblis Maya, Arjuna’ya kendini kurtarması için yalvarır ve Arjuna Ghandiva yayı ile Maya’yı vurmaz ve Maya yangından canını kurtarır… Sabha Parva bu noktadan sonra başlamakta; Mayasura Pandavalardan Arjuna’ya hayatını kurtardığı için karşılığını vermek ister. Mayasura aynı zamanda çok yetenekli bir mimardır. Arjuna alçakgönüllü olduğu için kendisi için bir şey istemez ve Krishna’nın bir isteğinin gerçekleştirmesini ister. Krishna ise Pandavalara tanrıların saraylarına denk, hiçbir insanın inşa edemeyeceği, içine girse bile nasıl inşa
Mitoloji
Mahabharata Sabha Parva 2. KitapKolektif · Vaveyla Yayıncılık · 202011 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bir Kitap Sohbeti - 4
8/10
·208 syf.··
2026 15. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 21 Ocak 2026 14:50
____AustenJane ile birlikte okuduğumuz Rainer Maria Rilke 'nin Malte Laurids Brigge'nin Notları kitabının söyleşisini sizin ilginize sunuyoruz. Galeyan: Kitabı okumanın üzerinden zaman geçse de aksaklıklar için özrümü dileyip başlayalım diyorum. AustenJane : Bugün bir öğrencim dert yakındı bana “hocam çok hızlı unutuyorum okuduklarımı” diye. Ah dedim kelin ilacı olsa :) Unutmak bir lütuftur aslında insana dedim illa bir şeyler kalır insana, insandan ve de kitaptan. :) Galeyan : Geçen burada okumuştum ya her şey unutulsa kitabı okuduktan önce ve sonra insan iki farklı kişidir diyordu. AustenJane: Okuduklarımızla varız bir nevi, törpü gibi değil mi okumak? Bir bağ kuruluyor bu aşikar alıntılar da içte bir yere değiyor ki paylaşıyoruz. Anlaşılalım istiyoruz. Rilke sağlam bir törpü bu manada. Galeyan : İçte bir yere değdiği konusunda elbette hemfikiriz özellikle okudukça kendimizde var olan ancak kelimelere dökemediğimiz alanın anlamlandırılması bazen bir dize bazen bir cümle ile karşılığını buluyor. Rilke'nin seni törpülediğini düşünüyorsun o zaman ? Törpülendiğin noktalardan bahsetmek ister misin? AustenJane : Törpülenmek kelimesini; şekil almak, dönüşmek ben sahiplenmek özdeşim kurmak manasında kullandım. Bazen şöyle hissediyor buluyorum kendimi okurken; bunu ben de söylemiş olabilirdim. Bunu demek istemiştim illa bir zamanımda ama dememişim yine de bu, o cümleyi benim cümlem yapmaz mı diye. Galeyan: O cümle bizim ruhumuzda bir fetih gerçekleştirip anlamını buluyorsa, bizim cümlede kendimizi bulduğumuz kadar, cümle de bize aittir artık. AustenJane : Galeyan neden Rilke seçti okumak için? Okuduğun ilk kitabı mı? Nasıl vardı yolun elin Rainer Maria Rilke 'ye? Galeyan : Ben Lou Andreas-Salomé ile hikayesini duyduktan sonra merak edip okumuştum, Salome gibi bir kadın, Friedrich Nietzsche ve
Duygu ve Düşünce
Malte Laurids Brigge'nin NotlarıRainer Maria Rilke · Can Yayınları · 20201,437 okunma
10/10
·400 syf.··
2026 21. kitabı
Franz Kafka’nın kaleminden dökülen Milena’ya Mektuplar, yalnızca iki insan arasındaki yazışmalar toplamı değil; ruhun, kelimeler aracılığıyla kendi etini dişlediği trajik bir otoportredir. Bu eser, bir aşkın kronolojisinden ziyade, Kafka’nın o meşhur "yaşama korkusunun" ve imkansızlığın estetiğinin kağıda bürünmüş halidir. Milena, onun için bir kurtarıcı olduğu kadar, içine düşmekten korktuğu o aydınlık uçurumdur. Kafka, bu mektuplarda kelimeleri birer köprü olarak değil, kendi yalnızlığı ile dış dünya arasına ördüğü birer parmaklık gibi kullanır. Onun üslubunda sevgi, bir huzur limanı değil; sürekli bir kendini suçlama, hırpalama ve yetersizlik hissiyle harmanlanmış bir azaptır. Milena’ya duyduğu hayranlık, aslında kendi varoluşuna duyduğu yabancılığın bir yansımasıdır; o, Milena’nın canlılığında kendi silikliğini, onun cesaretinde kendi "yeraltı" karanlığını seyreder. Edebi açıdan bu metinler, modernist edebiyatın en saf ve en çıplak itiraflarıdır. Kafka’nın cümleleri, tıpkı Prag’ın dolambaçlı ve puslu sokakları gibi, hiçbir zaman düz bir çizgi üzerinde ilerlemez. Her iltifatın arkasında bir kaygı, her yakınlaşma arzusunun içinde bir kaçış planı saklıdır. Okur, bu satırlarda bir yazarın kurgusal dünyasını değil, bir insanın çıplak sinir uçlarını, titreyen ellerini ve nefes darlığını hisseder. Mektupların atmosferi, Milena’nın Viyana’daki hayatı ile Kafka’nın Prag’daki sanatoryum kokulu sessizliği arasında gerilen zehirli bir tel gibidir. Bu telde yankılanan ses, kavuşmanın imkansızlığına yakılan bir ağıttır. Kafka, Milena’yı öyle bir yere konumlandırır ki, ona ulaşmak demek, kendi inşa ettiği o korunaklı mutsuzluk kalesinin yıkılması demektir. Bu yüzden Milena, Kafka için her zaman "orada", yani erişilemez olanın kutsallığında kalmalıdır. Sonuç olarak Milena’ya
Edebiyat
Milena'ya MektuplarFranz Kafka · Can Yayınları · 202365,9bin okunma
10/10
·43 syf.·
2025 201. kitabı
Felsefe profesörü Kovrin, Kendince vasat ama çevresince abartılan bir bilim adamı. Çevresi o kadar etkili ki hayatında belki de aşık olduğuna bile inandırıldı. Dostlarını ziyarete gittiği bir taşrada bahsedilen efsanevi bir keşişle karşılaşarak yaşamaya başlar... Peki ya Kovrin dahi miydi deli mi? . Bir çok duygu yaşatıyor kısacık kitap. Aşk, hüzün , yalnızlık, acı, korku... Tüm bu duygulara ise eşlik eden sorgulayıcı ve düşündürücü diyaloglar mevcut. Hayatı, varlığı, dahiliği, dini olgular , deliliğe bakış açınızı... . Kısacık olmasına rağmen beynimi o kadar çok oyaladı ki.Bendeki bu etkisine bayıldım. Çok severek okudum, hiç bitmesin istedim. Bittiğinde ise bu yarım kalan hikaye kalbimi paramparça yaptı. Ayrıca kitabı konuşabileceğiniz tanıdıklarınız ile okuduğunuzda daha da anlamlı ve daha dolu bir kitap haline geliyor. Bıraktığı tat ise bambaşka bir hal alıyor. Tavsiyemdir okuyunuz okutunuz
1000Kitap
Kara KeşişAnton Çehov · İş Bankası Kültür Yayınları · 20229,6bin okunma
10/10
·174 syf.··
2026 11. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 01 Şubat 2026 13:19
“…𝐤𝐚𝐫𝐦𝐚𝐬̧𝐚 𝐯𝐞 𝐛𝐨𝐳𝐠𝐮𝐧𝐚 𝐮𝐠̆𝐫𝐚𝐦ı𝐬̧ 𝐞𝐧𝐝𝐢𝐬̧𝐞𝐥𝐞𝐫 -𝐢𝐬̧𝐭𝐞 𝐛𝐢𝐳 𝐛𝐮𝐲𝐮𝐳.” Benim için klasik anlamda bir roman olmadı. Daha çok bir atmosfer, bir ruh hâli gibiydi. Olayları takip etmekten çok, metnin içinde dolaştığımı hissettim. Kitabın ilk girişinden itibaren o karanlık, kaybolmuş hissi çok güçlüydü ve beni hemen içine aldı. Karakterler bu hissi derinleştiren en önemli unsurlardan biri. Nora, seven, tutunan, anlamaya çalışan taraf olarak metnin duygusal yükünü taşıyor. Ama bu bir romantizasyon değil; aksine sevmenin, özellikle bir kadın için, ne kadar yorucu ve yıpratıcı olabildiğini çok çıplak bir şekilde gösteriyor. Kadınlar olması gerektiği gibi değil, oldukları hâliyle varlar. Robin ise anlaşılmayı reddeden bir karakter. Kaçan, yerleşemeyen, bağlanamayan hâliyle rahatsız edici ama bir o kadar da özgür. Benim için kitabı başka bir seviyeye taşıyan şey ise Nora ile Dr. Matthew O’Connor arasındaki konuşmalar oldu. Bu diyaloglarda aşk, yalnızlık, kimlik ve kadınlık üzerine söylenenler sanki romanın kalbini oluşturuyor. Doktor karakteri, sadece akıl veren biri değil; cinsiyet rolleriyle, normlarla ve normal denen şeyle sürekli hesaplaşan bir figür gibi geldi bana. dili oldukça şiirsel ama düzyazı içinde ilerliyor. Bazı cümleleri anlamaktan çok hissettiğimi fark ettim. Bu yüzden kitap kısa olmasına rağmen yoğun; yavaş okumayı, durup düşünmeyi gerektiriyor. Sanırım bu yüzden “okunması zor kitaplar” listelerinde sıkça yer alıyor. Ama bu zorluk bana göre metnin kapalı olmasından değil, okurdan aktif bir dikkat istemesinden kaynaklanıyor. Herkes için kolay bir deneyim değil, ama doğru ruh hâlinde okunduğunda çok güçlü bir etki bırakıyor. Bence Geceyi Anlat Bana herkesin seveceği bir kitap değil; ama seveni için de kolay kolay unutulacak türden değil. Bu kitabı sevenlerin genelde
Geceyi Anlat BanaDjuna Barnes · Sel Yayıncılık · 2021259 okunma