Dil ve toplum… İçtimaî unsurlarla, ortak yaşama ve çalışma şartlarıyla, insanoğlunun geliştirdiği araçlarla ve onun tecrübeleriyle yakından ilgisi içinde dil, düşünceyle birlikte içtimaî bir vakıa olarak karşımıza çıkar. Dil demek insan demektir; öyle ise tabiî olarak, toplum da demektir… Hem fertlerle aynılaşır, hem de onların dışında ve üstünde yer alır.Bu çerçeve içinde şu teşhis: “Bir milletin yaşayış biçimi, inançları, gelenekleri, dünya görüşü, çeşitli nitelikleri ve hattâ tarih boyunca bu toplumda meydana gelen çeşitli hâdiseler üzerinde hiçbir bilgimiz olmasa, sadece “dilbilim” incelemeleriyle, bu dilin söz varlığının, söz hazinesinin derinliğine inerek bütün bu mevzularda çok belli bir toplum içinde, kendine has bir kültür ve medeniyet çerçevesinde biçimlenir, rolünü böyle bir çerçeve içinde yerine getirir. Bu sebeple, her dilin belli bir toplumu yansıttığı söylenebilir.”Büyük Doğu Mimarının şu teşhisini, yukarıdaki hakikatle mütalâa ediniz:“Bir millete yapılabilecek en büyük fenalık, onun diliyle oynamaktır. Dil, ufak tefek aşılar kabul etse de, bir uzviyetten olanca kanın çekilip yerine başka bir kanın ikamesini intihar sayar. Nitekim bizdeki Dil Kurumu -şimdi kapandı- adlı ruh mezbahasının yaptığı iş, makasla kesercesine nesil kopuntuları meydana getirmekten başka bir şey olmamıştır.”
DİL VE ANLAYIŞ -Dil ve Diyalektik”-I-, ANA DİL, 7 Ocak 2012, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
(...) Bugün hızı kesilmiş olsa da, ülkemizdeki “buruşuk aydın” kesimini bu niteliğiyle yoğuran ruhun baş köşelerinden biri diye, “uydurukça müessisesi”ni görüyoruz… Bunun karşısında da, karşı oluşları meymenetsiz keyfiyet züğürtleri var... Bu ölçüler içinde, hem bir tarih döneminin kültürel şartlarını tesbit etmek, hem de vukuu muhtemel hortlamalara karşı soylu teşhisleri daima göz önünde tutmak gereği bakımından, Büyük Doğu çerçevesindeki dil değerlendirmelerini muhafaza ediyoruz...
DİL VE ANLAYIŞ -Dil ve Diyalektik”-I-, DİL BAHSİNİN GEVELEYİCİLERİ, 7 Ocak 2012, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
(...) “Uydurukça” meraklılarına gelince: İslâmî bir ruh potasında pişmiş dili, ruhî bir yükselişle boş kabuk olmaktan çıkaracak yerde, ruhunun leş kokusuna denk gelecek kurbağacaya döndürmeye bakıyor. İlim, sanat ve fikrin bu soydan cüceleri, komünistlere, masonlara, bütün İslâm düşmanlarına yardımcı olduklarını, temas ettiğimiz meseleler içinde idrâk edecekler mi? Yoksa, izâh edici biz olduğumuz için “kurbağacaya” devam mı edecekler? Kim bilir?
DİL VE ANLAYIŞ -Dil ve Diyalektik”-I-, DİL BAHSİNİN GEVELEYİCİLERİ, 7 Ocak 2012, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
Salih Mirzabeyoğlu’nun bir eseri… İşte ondan birkaç bölüm: “Bizim dilden bahsetmemiz, şu sizdeki mâlûm eski dil-yeni dil tekerlemesi çerçevesinde değil!” demek ve bunu Türkiye genelindeki sahte aydın zümreye kadar kapsayıcı bir tonda belirtmek uygun olur. Ve yine belirtmek uygun olur ki, bir dünya görüşünün kalbine kadar giden “dil” mevzuunda, Büyük Doğu Mimarı hariç, bir tek “tefekkür çilesi” çekmiş adam yoktur!Dikkat: “Bir dünya görüşünün kalbine kadar giden”, diyorum. Solun keleşliği bir yana, Peyami Safa’nın “Osmanlıca, Türkçe, Uydurukça” adıyla demetlenen yazılarının belirttiği derinliği olmayan “cedel” tavrı dışında, bu çerçevede bile derli toplu bir görünüş sahibi yoktur!.. İmam-ı Gazâlî Hazretleri ile Farabî ve İbn-i Sina’yı aynı kefeye koyan, böylece de hepsinden habersiz veya hiçbirini anlamadığını gösteren kafanın “yaşayan Türkçe” tekerlemesi, ölü suratı pudralamaktan farksız… Dil, mesele konuşarak yaşar; bunun için de, kuru kuru “yaşayan dil” müdafaası olmaz!..
DİL VE ANLAYIŞ -Dil ve Diyalektik”-I-, DİL BAHSİNİN GEVELEYİCİLERİ, 7 Ocak 2012, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor