Puan vermedi·192 syf.··
2026 20. kitabı
Sarah ve Şemsi. Birbirlerini 20 yıl önce Paris’te gören iki kişi. Sarah genç,neşeli ,başınabuyruk,kural tanımaz bir tiyatro sanatçı. Şemsi ise ailesinin isteğiyle medrese eğitimi alıp din adamlığı yapan ama bir yandan da tıp okuyan bir genç. Şems’in Sarah a hayranlığıyla başlıyor hikaye.Ama birbirlerinden ayrılan ve 20 yıl sonra İstanbul da tekrar biraya gelen eski aşık ve iki dost un hikayesi anlatılıyor. Genel olarak keyifli bir kitaptı. Ama içerinde Fransızca cümlelerin olması ve bunların Türkçelerinin dipnot olacak koyulmaması benim açımdan eleştirilecek bir durumdu.
Sarah ve ŞemsiNilüfer Kuyaş · Sia Kitap · 2024522 okunma
8/10
·248 syf.··
2026 5. kitabı
Kitabın Temel Tezi Gazâlî'ye göre dil küçük bir organ olsa da etkisi çok büyüktür. İnsan çoğu zaman eline, ayağına veya gözüne hâkim olabilir; ancak diline hâkim olmakta zorlanır. Bu yüzden kişi konuşmadan önce sözünün Allah katındaki değerini düşünmelidir. Kitabın merkezindeki fikir şudur: "Söylenecek söz faydalı değilse susmak daha hayırlıdır." Dilin Afetleri Gazâlî kitabın büyük bölümünü dilin yol açtığı manevi tehlikelere ayırır. 1. Gereksiz Konuşmak İnsanların çoğu ihtiyaç olmadığı hâlde konuşur. Saatlerce süren boş sohbetler, faydasız tartışmalar ve lüzumsuz yorumlar kalbi katılaştırır. Gazâlî'ye göre: Her doğru sözün söylenmesi gerekmez. Fayda sağlamayan söz zaman kaybıdır. Çok konuşan kişi hata yapmaya daha yatkındır. 2. Yalan Kitapta en ağır dil günahlarından biri olarak ele alınır. Yalan: Güveni yok eder. Kalbi karartır. İnsanları birbirine düşürür. Gazâlî yalnızca açık yalanı değil, gerçeği çarpıtmayı ve insanları yanıltmayı da yalan kapsamında değerlendirir. 3. Gıybet Kitabın en dikkat çekici bölümlerinden biridir. Gıybet: Bir kimsenin hoşlanmayacağı bir özelliğini arkasından söylemektir. Söylenen şey doğru olsa bile gıybet sayılır. Gazâlî'ye göre insanlar gıybeti çoğu zaman günah olarak görmez ve bunu: Şaka adı altında, Dost sohbetinde, Nasihat görüntüsü altında, Hayret veya öfke bahanesiyle yaparlar. Oysa gıybet kişinin sevaplarını tüketen gizli bir felakettir.
Din İslam
Dil Belâsıİmam Gazali · Semerkand Yayınları · 201417,1bin okunma
Reklam
Puan vermedi·
DİN EĞİTİMİNİ YENİDEN DÜŞÜNMEK [Bayramali Nazıroğlu, Eski Yeni Yayınevi, 137 sayfa) Kitap Hakkında ; Din Eğitimi alanında çalışan ve konuya ilgi duyanlar için önemli tespitlerin olduğu bir eser diye düşünüyorum Kitaptan alıntılar ; "Bizim eğitim mantalitemiz olgusal değil, duygusal olduğu için kendi kapasitesinin ve yeteneklerinin sınırlarını tanımadan dünyayı değiştireceğini vehmeden sürüyle insan yetiştiriyoruz. Henüz temel düşünme becerileri gelişmemiş, dünyadan bihaber gençlere, siz Londra'nın, New York'un, Paris'in göbeğine İslam bayrağını dikeceksiniz diye gaz veren şovenist vaizler, cesaretlerini azim ve kararlılıktan değil; imkânsız olanı ustaca gizlemekten ve pür hamasetten almaktadırlar."s.130 "Kitleler için sağlıksız ve yetersiz din eğitimi sorun olduğu kadar; ihtiyaçtan fazla, teknik ve teorik boyutu yoğun bir din eğitimi de sorun olabilir. Şöyle ki dinî bilginin sonsuz dehlizlerine daldıkça ya daha katı bir din anlayışına evrilirsiniz ya daha gevşek. Birinciye evirildiyseniz makul olandan kuşkulanmaya başlar, mübah alanları haramlaştırmayı rutinleştirir; taassubu takva gibi kavramlarla süsleyerek din hâline getirirsiniz. Diğer tarafa evrildiğinizde ise dinî yaşamın büyük oranda daha önce birinci gruptakiler tarafından hataya düşme kaygısıyla zorlaştırıldığını düşünmeye başlar; bu durumda da helal dairesinin alanını destursuz bir şekilde genişletmeyi gelenekle yüzleşme adı altında din hâline getirirsiniz. Yani ifrattan kaçarken tefrite, tefritten kaçarken ifrata tutulursunuz."s.132 Din eğitimi; her yerde, her zaman ve her durumda insan onurunu muhafaza etmek mecburiyetindedir. Kitabın arka kapak tanıtım yazısı; Kitapta, İslam dünyasının genel olarak eğitim, özelde ise din eğitimi bağlamında bir zihniyet değişimine ihtiyaç duyduğu varsayımından
Din Eğitimini Yeniden DüşünmekBayramali Nazıroğlu · İlahiyat Kitap Yayınları · 20221 okunma
10/10
·184 syf.··
Beğendi
·
2026 149. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 00:00
"BEYAZ ZAMBAKLAR ÜLKESİNDE" "Herkes hayatın ağırlığından, acılarından ve düzensizliğinden şikâyet ediyor ama kimse hayatı düzene sokmak ve daha iyi bir hâle getirmek için parmağını bile kıpırdatmak istemiyor. Sanki hepimiz hayatımıza dışarıdan bakıyormuşuz gibi ama içten içe her şeyin hâkimiyiz. Herkes büyük işler, büyük adamlar ve büyük sevinçler umar ve bekler ama kimse kendi veya çevresinin alçak, amaçsız ve değersiz yaşamını bir milimetre bile yükseltmeyi düşünmez." Bir zamanlar Avrupa’nın en fakir, en geri kalmış coğrafyalarından biriydi Finlandiya. Bataklıklarla kaplı, cehaletin karanlığına gömülmüş, yoksulluk içinde kıvranan bir ülke… Peki bu ülke nasıl oldu da kısa sürede kalkınmış, modern bir ulusa dönüştü? Sorunun cevabı, bu kitapta saklı. Mustafa Kemal Atatürk, bu eseri o kadar önemsemiştir ki, 1930 yılında Milli Eğitim Bakanlığı’nın kitabı basmasını sağlamış ve tüm öğretmenlere hediye edilmesini istemiştir. Ona göre bu kitap, sadece bir milletin kurtuluş hikâyesi değil, aynı zamanda Türk milletinin kendi aydınlanma yolculuğu için bir yol haritasıydı. Fin halkının mucizevi uyanışının temelinde şu unsurlar yatmaktadır: · Bilinçli bir avangart kadro: Toplumun önde gelen aydınları, öğretmenleri ve din adamları, halkın içine girerek değişimin tohumlarını ekti. Halka kendi değerlerini ve potansiyelini fark ettirme çabası · Sıradan insanların olağanüstü çabası: Mucizevi dönüşümün kahramanları, tanınmış liderler değil; gece gündüz demeden çalışan, çocuklarını okula gönderen, bataklıkları kurutan sıradan Fin insanlarıydı. · Eğitimi sadece okulla sınırlamamak: Eğitim, okul duvarlarının ötesine taştı; tarlalarda, evlerde, atölyelerde, her yerde devam eden bir yaşam biçimi haline geldi. · Bataklıklarla mücadele: Sadece fiziksel bataklıklar değil, cehalet, tembellik
Edebiyat
Beyaz Zambaklar ÜlkesindeGrigory Petrov · Temel Tarih Kitaplığı · 2025124,8bin okunma
Din öğretimi gelenek ile modern eğitim arasında sıkışıp kalmıştır
7/10
·160 syf.··
2026 54. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2026 16:09
Adnan Demircan'ın Türkiye'nin İlahiyat Sorunu adlı kitabı, adından da anlaşılacağı üzere Türkiye'deki ilahiyat eğitiminin geçmişini, mevcut durumunu ve karşı karşıya bulunduğu temel problemleri ele alıyor. Yazar, ilahiyat fakültelerinin kuruluş amacını, eğitim anlayışını, akademik yapısını ve toplumla ilişkisini sorgularken, geleneksel din eğitimi ile modern üniversite modeli arasında yaşanan gerilimlere de dikkat çekiyor. Kitap boyunca ilahiyat fakültelerinin hangi misyonu üstlenmesi gerektiği, din görevlisi yetiştirme meselesi, akademik ilahiyatın sınırları ve din eğitiminin geleceği gibi önemli başlıklar tartışılıyor. Bir ilahiyat akademisyeninin kendi alanına yönelik eleştirel bir bakış ortaya koyması dikkat çekici. Yazarın bazı tespitleri oldukça yerinde. Özellikle ilahiyat fakültelerinin sayısının hızla artması, eğitim kalitesindeki farklılıklar, mezunların istihdam sorunları ve fakültelerin toplumdaki konumu hakkında ortaya koyduğu değerlendirmeler üzerinde düşünmeye değer. Bununla birlikte kitap bende bazı eksiklikler olduğu hissini de bıraktı. Öncelikle ele alınan konu oldukça kapsamlı olmasına rağmen kitap genel olarak kısa tutulmuş. Bu nedenle birçok başlıkta sorunlar tespit ediliyor ancak bu sorunların kökenleri ve sonuçları daha derinlemesine incelenemiyor. Kitap, önemli sorular soruyor fakat bazı noktalarda okuyucunun beklediği ayrıntılı analizlere ulaşamıyor. Benzer şekilde çözüm önerileri kısmının da daha güçlü olmasını beklerdim. Yazar, ilahiyat eğitiminin çeşitli problemlerini başarılı bir şekilde ortaya koyuyor ancak bu problemlerin nasıl aşılabileceği konusunda aynı ölçüde kapsamlı öneriler sunmuyor. Kitabı bitirdiğimde, sorunların teşhis edildiğini fakat tedavi yöntemlerinin yeterince geliştirilmediğini düşündüm. Kitabın dikkatimi çeken bir diğer yönü
Araştırma-İnceleme
Türkiye'nin İlahiyat SorunuAdnan Demircan · Beyan Yayınları · 201514 okunma
Puan vermedi·192 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
·
10 saatte okudu
·
Okunma: 26 Nisan 2026 00:08
Güzel bir kitabı daha bitirdim. Bu kitapta kişiler gerçek, yaşananlar ise kurgu. Olaylar 1868 Fransa'sinda ve 1888 İstanbul'unda geçiyor. Karakterler Sarah Bernhardt ve Şemsettin Efendi. Biraz karakterden bahsediyim. Şemsettin Efendi, Şemsettin Mola ya da Sarah'ın deyimiyle Şems veya Şemsi. Şemsettin Efendi derken O'nun doktorluğunu, Şemsettin Molla derken de müderris eğitimi almış kimliği vurgulaniyor. Ailesinin isteğiyle din alimligi oluyor. Kendi isteğiyle ise Fransa'da tıp okuyor. Gerçek bir karakter. Meşrutiyetçi.Ailesi zamaninda üst düzey bürokrasi görevlerinde bulunmuş.Şemsi, yazarın babasının dedesi kendisiymiş bu arada. Sarah Bernhardt dünyaca ünlü Fransız bir tiyatrocu. Heykelle, plastik sanatlarla uğraşmayı seven bir sanatçı. Özel hayatıyla o dönemde çok dikkat çekmiş, evinde egzotik hayvanlar besleyen, başına buyruk bir kadın. Döneminde giyimiyle modayı da etkilemiş.Zamanında kendisi kitap da yazmış. Onun biyografisi de yazılmış . Osman Hamdi Bey(Kaplumbağa Terbiyecisisi'nin ressamı), Şemsi'nin arkadaşı. Konusu ise: 1868 yılında Sarah Bernhardt oynadığı oyundan sonra sevenlerinin çiçeklerini alıyor,onlari selamlıyor. Aldığı çiçeklerden birinde ise ipe tutturulmuş bir amber yüzük bulunuyor. Şemsi ile tanışması,birbirlerini tanimalari bu akşamdan sonra geçen günlerde oluyor. Yıllar sonra tekrar 1888'de dünya turnesine Sarah İstanbul'a geliyor. Aradan geçen yirmi yılda olanlar ve yirmi yıl sonra yaşananlar, dönüm noktaları, kelebek gibi zamanda kararlarının ve kisiliklerinden dönüşüm geçirmeleri anlatılıyor. Kitapta Pierre Loti, Viktor Hugo de arada az da olsa anlatılıyor.
Sarah ve ŞemsiNilüfer Kuyaş · Sia Kitap · 2024522 okunma
Reklam
Reklam