Bırakıyorsun kendini bulutsu bir yok oluşun kucağına. Bırakıyorsun sarsın sarmalasın seni o dondurucu soğuk; ayaklarından başına doğru adım adım tırmanarak ilerlesin
donukluk. Ne heyecan ne hüzün. Ne beklentin kalıyor ne şikayetin. Keçe tabakasına dönüşüyor derin. Giderek hissetmez oluyorsun. Düşmüyor, yavaşlıyorsun. Kurumuyor, soluyorsun.
Durmuyor, durgunlaşıyorsun. Ta ki etrafındaki her şey ve herkes seninle beraber bu sessiz tufanın içine çekilinceye
dek. Bu zaman zarfında antidepresanlardan tıbbi bitkilere, psikiyatrik yardımdan renklerle tedaviye, transandantal meditasyondan internet sitelerinde bunalımdaşlarla buluşmaya kadar aklımı çelen her "tedavi yöntemi"ni denedim.
Hiçbiri deva olmadı. Tedaviler fayda etmedi çünkü ben hazır değildim düzelmeye, iyileşmeye. Duygusal bir kuyu kazdım
kendime. Yeterince derin olduğuna inandığım noktada kazmayı bırakıp, içine girdim. Haftalar, aylar kuyuda geçti.
Kendime acıdıkça daha çok battım dibe. Dipte olduğuma inandıkça daha çok acıyasım geldi kendime.
Dip soğuk, dip sağır, dip bir girdap çektikçe içine alan. Ne zaman, nasıl indim acaba oraya, anlamadım. Anlamaya da
çalışmadım. Çıkmak gelmedi içimden. Kalmak daha kolaydı.
Devinmek, debelenmek, uğraşmak bile ağırdı.
Zindanların katları toprağın altına indikçe gitgide
daralıp karanlıklaşıyordu. Bunlar, dehşetin derece derece sıralandığı mekânlardı.
Dante, "cehennem"ini anlatmak için daha iyisini bulamamıştır. Bu devasa huniyi oluşturan zindanlar genellikle en dipte, Dante'nin Şeytan'ı yerleştirdiği, toplumunsa ölüm mahkûmunu koyduğu, fıçı dibine benzer bir mahzenle son bulurdu. Zavallı bir canlı buraya gömülmeyegörsün, gün ışığına, havaya, hayata elveda demek zorunda kalırdı. Bu zindandan ancak darağacına ya da odun yığınına gitmek üzere çıkabilir, bazen de orada çürüyüp giderdi. İnsan adaleti buna unutmak derdi.
“Zihninde yaşadığın zaman, gerçekliği yaratan zihin olur. Zihnin kontrolün altında değilse seni kafa karıştırıcı bir gerçeklikte yaşatır. İşte o, ıstırabın başladığı andır. İnsan zihni deniz gibidir. Su çalkantılıysa dipte ne olduğunu göremezsin. Bu nedenle korkarsın. Su sakinse her şey net billursundur. O zaman ne kuşku ne korku duyarsın. Herhangi bir anda ne yapman gerektiğini daima bilirsin.”
Neredeyse fısıldıyarak “meditasyon bu mudur?” diye sordum. O çaydanlığa ocağın içinde yanan alevlerin üzerine yerleştirdi. Sonra bana döndü.
“Meditasyon bu değildir,” dedi. “Bu hayattır.”