• Yahu arkadaş elin bilim adamının maddelere ve kısımlara ayırdığı ve sırf kendi düşünce ve düşünüş tarzlarını ben ne diye ezberliyorum..diyesim var.ama susuyorum.:)
    #Sınavlar..
  • 352 syf.
    ·Beğendi·
    Herkese Merhaba;

    Fazlasıyla iyi bilinen bir kitapla geldim bu gece.

    1984 kitabı, 1948 de yazılmış ve basılmış fakat ne tesadüf ki ülkemizde ilkkez 1984 yılında basılmış. O yıl ben henüz yeni doğduğum için ancak Ocak 2018 61. Baskı olan bu kitabı okudum.
    İtiraf etmeliyim ki isminden dolayı okudum.

    Kitap, son derece güzel. Distopya severler için fazlasıyla uygun. Özellikle yazıldığı yılları düşünürsek yazarın hayal gücünün üstünlüğü büyüleyici.
    1948 de tamamlanan kitap 1984 yılındaki ütopik bir sistemi anlatıyor. Biraz bilim kurgu diyesim geliyor fakat tam olarak değil.
    Tüm kurgu bir karakter üzerinden geçiyor. Tabiki başka karakterlerde var ama kurgu okuru öyle bir etkiliyorki başkalarını gözünüz görmüyor Tıpkı kurguda ki sistemin istediği gibi Bu yorumumu kitabı okuduğunuzda anlayabilirsiniz.
    Öyle bir rejim, sistem ya da nasıl desem yönetim şekli düşünün ki her şey onların kontrolü altında. Düşünemiyor, kendinizle başbaşa kalamıyor konuşamıyor, okuyamıyor, yazamıyor ve hatta bildiğinin hiç bir şeye inanamıyor ama inanmak zorunda bırakılıyorsunuz.

    Konuyu anlatmayı pek sevmediğim için atlıyorum. Üslup biraz karışık. Aslında karışık degil ama yeni bir dil var kurgunun içinde ve o dili de biraz anlamanız gerekiyor. Ayrıca çeviriyi yapan Celal Üster öyle güzel sıradışı az kullanılan ama aslında herkesin bilmesi kullanması gereken kelimeler serpiştirmiş ki sözlük sayfaları arasında buldum kendimi. Bu kesinlikle benim hoşuma gitti.

    Mesela; ".... olayın farkındaydı." diye çevirmek yerine ".....olayın ayırdındaydı." şeklinde çevirmiş yazar. Kesinlikle bir kazanç. Can yayınlarının çevirilerini bu yüzden seviyorum.

    Anlatım basit. Zor konulardan bahsediyor fakat çok fazla kafa karıştırıcı olmuyor. Ben biraz konuya girmekte zorlandım. Birazda kitabın içinde hareketlenmeyi bekledim. Ama bu beklentilerim olmadan yarılamıştım. Bu durum; olay örgüsünden çok bilgi aktarımı olduğu icin.

    Oyle bilgiler veriyor ki yazar, bugünü anlatıyor gibi hissedip korktuğum anlar oldu. "Kaç yıl önceden nasıl bilebilir", "bak şimdi de aynı durumdayız" dediğim yerler çok oldu.

    İnsan ve insan iradesine dair bir çok felsefik yaklaşımlar var. Duyguların dış etkenlerle nasıl yonetilebilecegini bir kere daha okuyoruz bu kitapta.

    Ben bir de; karanlık oda ve farelerin bir insana yaptıramayacağı hiçbir şey yoktur sonucunu çıkardım.

    Özel bir kitap, özel fikirler, ustaca kurgulanmış distopik bir yaşam ve sıradışı son.

    Okumalısınız.
  • Pencereye çıkıp "Kucak dolusu günaydınlar "diyesim var ...
  • ☁️••
    ✓İlk defa bu kadar uzun bir ileti paylaşıyorum =) O kadar hayran kaldım ki sonuna kadar okumanızı içtenlikle tavsiye ederim..👍🏻🙂


    Bugün bana mahzunca bir soru soruldu. "Bazen kendime bakıyorum; ettiklerimi hatırlıyorum. Ümitsizliğe kapılıyorum. Ben nasıl bu halimle cennete layık görülürüm ki?Kardeşime cevap vermedim, sadece bir soru da ben sordum.

    Yıllardır içimde akıp durur şu cümle:

    "Hiç kimse sınanmadığı günahın masumu saymasın kendini."

    Bugünlerde, bir eğitim projesi kapsamında sıkça gittiğim cezaevlerindeki mahkumlar karşısında iyice iliklerime işliyor bu cümle. Konuşma yapmadan önce, hangi tür tutuklu ve mahkum olduğunu söylüyorlar bana. Katiller, hırsızlar, gaspçılar, kapkaççılar, cinsel suçlular... Karşımda sakince beni dinleyen yüzlerce adam. Bir "dışarıda"ki kendime bakıyorum, bir "içerdeki" adamlara... Kim bilir hangi öfke hançerinin ucunda, bir an kendilerini kaybedip katil oldular... Hangi sabır sınavını son anda kaybettiler kim bilir?

    Belki de onların kaybettikleri noktadan çok önce kaybedeceklerden biriyim ben?Ya ben ne ederdim böyle bir durumda? Köşeye sıkıştırılmışken, duvara tırmanmaya zorlanmışken, öfke cinneti hücrelerimi ateş gibi yalayıp dururken, hemen parmağımın altında bir tetik hazır beklerken, ben, sen, biz ne ederdik? "Masum değilim" diyorum onlara. En iyi bildiğim, en emin olduğum cümle bu. Buraya yazışım da edebiyat olsun diye değil. "Evet, katil değilim, hiç adam öldürmediğim için değil, henüz sınanmadığım için." "Hırsız değilim, bir şey çalmadığım için değil, çalmak zorunda kalacak çaresizlikle denenmediğim için."

    Sırf sınanmadığı için şimdilik masum olan ben nasıl sahiden masum olabilirim? Üstelik sınanmaların hepsi de suç işleme/işlememe eksenli değil. Kimsenin kınamayacağı işlerle bile sınanır insan. Herkesin alkışlayacağı, hayranlık duyacağı bir tercih de bir bıçak sırtına koyar seni.

    Doğrusu şu ki, sınanmamış insan çiğ insandır, kıvamını bulmamıştır. Hata ederek de olsa kıvamını bulana aşk olsun. Ayağı kayıp düşerek de olsa, dönene helal olsun. Başını duvarlara vurup da kendine gelene helal olsun. Sınanmamış adam, kalite kontrolünden geçmemiş araba gibidir. Düzgün duruşu şimdiliktir ve naylondur. Virajlarda savrulabilir, yokuşlarda fireni tutmayabilir, zorlanınca yoldan çıkabilir. Hata yapmamış adam rüzgâr yememiş, kış görmemiş ağaç gibidir. Dik duruşu sahtedir. Zorlanırsa dalları kırılabilir, yerinden oynayabilir.

    Koca bir ömür bıraktım arkamda. Ellili yaşların eşiğindeyim. Bugün ölecek olsam, "olabilir!" denecek. "Üstü kalsın!" diyebileceğim kadar yaşadım. Mezar taşımda bundan sonra yazacak rakamlar kimseyi şaşırtmaz. Artık yaşamıyor oluşu kanıksanacak biriyim. Sorunlu bir çocukluk geçirdim. Derin yaralarım var. Bir çoğunu iyileştirmek bir yana, dokunamadım bile. Korkularım var. Önyargılarım var. Komplekslerim var. Kapris yaptığım, kalp kırdığım dönemler de oldu. Şöhretle sınandım; kaybettiğim günler oldu. Param bol olduğunda kaybettiğim sınavları parasız kaldığımda fark edebildim ancak. Pürüzsüz değilim. Arızalı yanlarım var. Çoğu zaman dağınık, bazen dağınığımdır. Nadiren dağıttığım olur. Ayağımın kayacağını bal gibi bildiğim alanlarım vardır. Suizanda bulunduğum, gıybetini ettiğim, helalleşmekten utandığım kardeşlerim var. Çok uzak gördüğüm günahların eşiğinde bocalarken buldum kendimi. Övgüler aldığımda, utanıyorum, çok utanıyorum. Alkış aldığımda iki türlü utanıyorum. Birincisi, zaten hak etmediğimi bildiğim için; ikincisi, alkış beklediğimi sandıklarını sandığım için.

    Yetişkin ve günahları olan bir insanım. Öyle ki, bazen bana hayranlıkla bakan bir çocuğun masum gözlerinin içinde erimeyi delicesine istediğim oluyor. Geçmişimi üzerimden kirli bir elbise gibi sıyırıp yürümek istiyorum. Kulları şahit kılmak men edilmeseydi eğer, yaptıklarımın hepsini açıkça anlatıp başka kimsenin, ama hiç kimsenin benim hakkımda benim itiraflarımdan daha ayıplı ihbarlar yapamaz hale gelmesini isterdim. Hani bir sahabenin, Peygamber'den (asm) çok ciddi bir konuda çok ağır bir azar işittiğinde, "keşke o olaydan sonra Müslüman olsaydım!" deyişi var ya, ben de öyle haykırmak istiyorum. Öncesinde ve sırasında Müslüman oluşumdan utandığım isyanlarım var. Ama... Ama... Şimdi burada vazgeçilmez bir bedenin içinde yürüyor olmak vazgeçiriyor beni itiraftan. Son nefesin dibine kadar üzerine titrediğim itibarım tutuyor elimden itiraflarımın. Ben bana "sırdaş" olarak kalıyorum. Kendi içime kıvrılıyorum çaresiz. Aynadaki ben ve aynaya bakan ben karşılıklı susuyoruz, utana sıkıla.

    Aynada gözlerinin içine baktığım adamı utandırıyorum, utanıyorum o adamdan. Gözlerimi kaçırıyorum gözlerinden. "Başka bir seçenek yok muydu ey Allah'ım" diyesim geliyor. Yaşadıklarımın hepsi kayıtlı, biliyorum. Musalla taşına sessizce bırakılsın diye beslediğim bedenime bakıyorum; yazık ettin diyorum. O cenazeye ettiğin kötülüğe bak; hiç acımadın mı? Hiç itirazsız toprağa konulacak yüzümü seyrediyorum; "olmadı!" diyorum. Topraklaşmasını kabul ettiğin yüze değdirdiklerine bak... Bir Yusuf kuyusu gibi geçmişe gömülü resimlerime bakıyorum; "ayıp ettin adama" diyorum. "Kolundan tutup nerelere sürükledin adamcağızı!" Hayıflanıyorum. Çok sık hayatı yeni baştan yaşasam dediğim oluyor. Ama olan oldu bir kere...

    Diyeceğim o ki, "adam" olmanın yolu hatasızlık değil. "Adam"ın ilki "Adem" de hata ile başlamış dünya kariyerine... Onu "Adam" eden, hatasızlığı değil; hatasını hata bilmesi. Hatasıyla insandır insan. İnsanın ihtişamı hatasında saklıdır.

    Hatasızlık iddiasında bulunmaktan daha büyük bir hata olabilir mi?

    Evet, bu bir veda yazısı. Bir yılın son gününe denk getirdim yazıyı. Yıla veda ediyorum, bir daha buluşmamak üzere. Aslında güne veda ediyorum her akşam. An'a veda ediyorum. Noktasını koyduğum her cümleye veda ediyorum. Söyleyip susunca her hükme, her söze veda ediyorum. Bir sonrasına vardığım her dakikayı paketliyor ve Hesap Günü'ne gönderiyorum. Veda ediyorum.


    📚 Senai Demirci
  • Öylece herseyi birakip gelesim var ellerini tutup gözlerinin icine bakip seni seviyorum diyesim var
  • 280 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Charlotte Holmes Dosyası |4/5|
    Sherlock Holmes karakterinin de en iyi yanı sanırım, hakkında yazılan fanficlerin gerçek birer kitap olabilme şansları olması. Karakterin telif hakkı olmadığı için, hakkında ne yazılırsa yazılsın yayınlamak isteyen yayınevleri tarafından yayınlanabiliyor. Bu oldukça güzel bir şey çünkü böyle bir olay olması sayesinde böyle kitaplar okuyabiliyoruz.
    Bu kitap fan fiction sayılır mı, bilmiyorum. Fanfictionlarda genelde X Karakterinin Kızı/Oğlu gibi olaylar çok yaygın olduğu için ve burada da öyle bir durum olduğu için bir anlığına fan fiction diyesim geldi. Evet, Charlotte Holmes, Sherlock Holmes’un torunu. Ancak arada uzun bir mesafe var. Holmes soy ağacının günümüzdeki son temsilcisi diyebiliriz Charlotte Holmes için.
    Bu durum aynı zamanda Watson’lar için de geçerli. Jamie Watson da Watson soy ağacının günümüzdeki son temsilcisi. Hikayemiz, Jamie Watson’ın ragbi konusundaki yetenekleri sayesinde Sherringford’daki bir okuldan burs almasıyla başlıyor. O okulun aynı zamanda başka kimin de okulu olduğunu tahmin edebiliyorsunuzdur.
    Ortada, Sherlock Holmes kitaplarındaki cinayetleri kopyalayıp, bu cinayetleri Charlotte ile Jamie’nin üstüne yıkmaya çalışan biri var ve karakterlerimiz onun ya da onların kim olduğunu bulmaya çalışıyor.
    Karakterlerimizin daha liseli olduğunu var sayarsak, yazar elinden gelebilecek en iyi hikayeyi kurmuş bence. Polisiye anlamında yeterli bir hikaye olmasa da, karakterlerin tam tamına bir polisiye macera yaşaması, yaşları nedeniyle abzürt kaçacağından beklediğim bir şey olmayı bıraktı bir noktadan sonra. Hikayemiz, orijinal kitaplardaki gibi Watson’ın ağzından anlatılıyor bunu da iyi kotarıyor. Dr. Watson’a göre Jamie daha fazla duygulardan bahsediyor gibi geldi ama bu kitabı yazan Watson’ın daha okullu olduğunu hatırlarsak bu, şaşırmamamız gereken bir durum olarak karşımıza çıkıyor.
    Kitap boyunca, Holmes ve Watson soyunun günümüze nasıl ulaşabileceği hakkında düşündüm. Yazar da bu soru üzerinde kafa yormuş olacak ki öykü sırasında yapılan açıklamalar ile bunu bir şekilde rayına oturtuyor. Bunu yapıp yapamayacağı hakkında kitap için endişeliydim ki kitabın hallettiğini gördüm. Evet, bir şekilde kitap size açıklamayı başarıyor bu iki soy ağacının nasıl da günümüze ulaştığını.
    Orijinal Sherlock hikayeleri gibi davadan davaya gitmek yerine başka bir yol seçmiş yazar. Bu yolun ne olduğunu kitabın sonunda fark ettiğimde, pek şaşırmadım çünkü hikayenin sizi bu sona hazırladığını az çok fark edebiliyorsunuz. Yine de beğendiğim bir yön oldu. Kitaptaki karakterin soy adı Holmes diye Conan Doyle kitaplarına birebir benzeyecek diye bir durum yok tabi.
    Charlotte ile Jamie arasındaki ilişki beni şaşırtmadı. Beraber maceralarını okumak ve didişmelerine şahit olmak tatlıydı elbette ama gidişatı beni şaşırtmadı. Olması gereken şekilde başladı, ilerledi ve gelişti. Onlara bireysel olarak baktığımızda da başarılı bir adaptasyon gördüğümü söyleyebilirim.
    Bir genç yetişkin kitabı olarak gayet başarılı. Gizem, komedi, heyecan gibi bir genç yetişkinin bir kitaptan aradığı her şey var kitapta. Hitap ettiği kitlenin dışında kalan insanlar için okuması biraz sıkıcı olabilecek olsa da hitap ettiği kitlenin içerisinde olanlar için oldukça sürükleyici bir dedektiflik macerası.
    Çözülecek davanın olmayacağı güzel günler dileğiyle. Kendinize iyi bakın.