Metin, bu kadar yalanla uzun süre yaşamadı. Bir gün gerçekten hastalandı ve yatağa düştü. Yalanlar, yavaş yavaş bünyesini çürütmüş: doktor öyle söyledi.
O döneme dair çok çarpıcı bir anım var. Bir sabah kalktım, tüm vücudumda kırmızı benekler... Henüz ihtisasım bitmemiş; yeni asistanım, yaşım çok genç. Hemen cildiye polikliniğine gittim. Doktor kollarıma, ellerime baktıktan sonra "Yok efendim. Bu bizimle ilgili değil. Koridorun sonunda psikiyatri polikliniği var, oraya gidin" dedi. Doktor beni tanımıyor, ben onu tanımıyorum... Meğer sıkıntıdan ürtiker dökmüşüm. Doktorun "psikiyatriye gidin" demesi bir yandan komik, bir yandan da çok acı bir aynaydı..
Niçin hep acı şeyler yazayım? Dostlar, yufka yürekli dostlar bundan hoşlanmıyorlar. “Hep kötü, sakat şeyleri mi göreceksin?”diyorlar. “Hep açlardan, çıplaklardan, dertlilerden mi bahsedeceksin? Geceleri gazete satıp izmarit toplayan serseri çocuklardan; bir karış toprak , bir barkaç su için Birbirlerini öldürenlerden; cezaevlerinde ruhları kemirile kemirile eriyip gidenlerden; doktor bulamayanlardan; hakkını alamayanlardan başka yazacak şeyler, iyi güzel şeyler kaldı mı? Niçin yazılarındaki bütün insanların benzi soluk, yüreği kederli? Bu memlekette yüzü gülen, bahtiyar insan yok mu?