“Yaşamak için aşkımdan başka bir neden bulamıyordum. Aşkıma dört elle sarılıyordum, sevdiğim kızdan gelmeyen hiçbir şeyi beklemiyor ve beklemek istemiyordum.”
Sayfa 85·Kitabı okudu
Alıntı
Atatürk 1936'da İznik'e uğramıştı. Yanında Celal Bayar, Afet Hanım ve daha birçok arkadaşı vardı. İznik Belediye Bahçesi'nde uzun bir masanın etrafında toplananlarla eğleniyorlardı. Afet Hanım, tarihi İznik'i gezmek için Atatürk'ten izin alarak ayrılmak istedi. Atatürk, herkesçe malum olan tarih bilgisine dayanmış olacak ki şöyle dedi: Hay hay, gidebillirsiniz; fakat unutmamalı ki asıl İznik'i görmeyeceksin; çünkü o toprağın altındadır. Afet Hanım ayrıldıktan sonra Atatürk, masasında oturanlara şöyle bir soru soruyor: İznik'in etrafını çeviren surların kaç kapısı vardır? Bu sorunun yanıtını İznik tarihini iyi bildiğini sanan bir İznikli veriyor. Üç kapısı vardır efendim Bulunduğumuz yerin doğusundaki kapı, kuzeyindeki Yenişehir kapısı, güneyindeki İstanbul kapısı diye bilinir. Atatürk: Hayır, dört kapısı olacak. İznik Türkleri tarafından ilk zaptında Kılıç Aslan'ın girdiği Batı Kapısı nerede? - Böyle bir kapı bilmiyoruz efendim. Atatürk bir süre sustu. Canı sıkılmışa benziyordu. Nihayet konuyu değiştirdi. Aradan seneler geçti. Biriken suları İznik Gölü'ne akıtmak için yol açmaya çalışan işçiler, bir noktada suların kendiliğinden boşluk bularak akmakta olduğunu hayretle gördüler ve ilgililere bildirdiler. Kazıya devam olununca, bunun bir kapı, hem tam teşkilatlı kurşunlu bir kapı olduğu meydana çıktı. Atatürk'ün bahsettiği Batı Kapısı bulunmuştu.
Sayfa 196·Kitabı okuyor
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
REHBER YALAN İLE ŞEYTÂNA KALDI
Gaziler cihanın müddeti doldu Dünya bir acayip zamana kaldı İnsanda itimat itibar noldu Hemen bir zan ile gümana kaldı Tat kalmadı sirke oldu şireler Ben tabibim diye yüzün karalar Yanlış merhem ile azdı yâreler Bir nazik hekim-i lokmana kaldı Düşerler ardına kıyl ile kâlun Varmazlar yanına hiç ehl-i beytin Mahlûk ol ettiği cengi cedalin Cümlesi bir ulu divana kaldı Gerçek erenlerin emsali yoktur Bilirim dört kapı kırk makam haktır Ehl-i hak olana hiç hürmet yoktur Rehber yalan ile şeytana kaldı Güzide güçtür nefsini öldürmek Erlik midir koymadığın kaldırmak Zamanın halkına hakkı bildirmek Mehdi gibi sahip zamana kaldı
Fakat yakın kapı komşumuz için bizim ölümümüz pek küçük bir şeydir. Hele bizi tanımayan, bizim memleketimizde, kıtamızda oturmayan bir yabancı için nedir? Cidden hiçbir şey! Herkes ancak biraz kendi komşusuyla meşgul olur. Herkes ancak bir iki düşman için kin, ancak üç dört dost veya akraba için haset veya muhabbet ve ancak beş altı vücut ve ruh için bir zaaf, bir temayül veya bir aşk duyar ve beşeriyetin üst tarafı bize tamamen yabancı gibi karanlık kalır. Fakat en keskin dürbünler gibi en meraklı gözler de, o biraz alaka duyarak meşgul oldukları âlemlerden bile sade parça parça manzaralar görerek, hayal meyal seçtiklerini isabetle tesbit edemezler ve o uzak dünyalar, bizim kendilerine taktığımız isimlerden haberleri bile olmayan yıldızlar gibi, teşhislerimizi bile duymazlar.
Sayfa 10·Kitabı okuyor
Baba
Dedim ki; Umut nedir Baba ? Dedi ki; Umut rüzgarın sürdüğü bir kapı gıcırtısıdır Gözlerin kapalı olsa da kulakların hep açıktır, gecenin bir saatinde evladını beklerken… Güneşe haber saldık umudu sıcacık tutsun diye Yıldızların kuşattı dört yanını sen gülesin diye Kırk yıl gururla bizi mutluluğa doyuran adam Kırk günde eriyerek, nasıl da acıya doyurdun bizi böyle…Ben de kalbimden vurgun yedim senin gibi baba Yokluğunla kuruyor elim ayağım Çürüyor canım Ağır yaralıyım Senin gibi yaşamak isterken Onur'la…Hatırlamak, Veysel Türkülerinde seni düşünmenin derinliği Gecenin iki buçuğu, bahçedeyim senin hep oturduğun yerdeyim Yani diktiğin gül ağacının yanında Dünkü yağmurdan sonra Toprağın kokusu gül kokusuyla bir oldu da baş edemediler Ellerinin değdiği her yeri huzurla koklama isteğimeMilyon kere çoğalırken sana özlemim Ahh kaç ölümcül sigaraya kibrit çaktım saymadım Gökyüzündeki yıldızlarda ararken seni Hepsini tek tek gözlerimle topladım da Hiçbiri dindiremedi özlemimi Ne tez gittin yıldızlar ülkesine Kokunu çok özledim baba Kapı gıcırtısından umutlu sesini, öğüdünü
Alıntı
otlakta gerçekten kaçan at taklaları?
... bu psikanalitik hikayeler en sade şekliyle (en az) dört hüsran türü olduğunu söyler: hiç var olmamış bir şeyden mahrum kalma hüsranı; hiç sahip olunmamış bir şeyden mahrum kalma hüsranı (o şey var olmuş olsun olmasın); bir zamanlar sahip olunan bir şeyden mahrum kalma hüsranı; ve son olarak da bir zamanlar sahip olunan ama tekrar elde edilemeyen bir şeyden mahrum kalma hüsranı. Bu hüsran çeşitleri kuşkusuz aynı otlakta biter ve birbirlerinden ayrılmaları her zaman mümkün değildir. Ama sınıflandırılıp bu şekilde yalın ve şematik biçimde ortaya koyulunca bir şey çarçabuk kendini gösteriyor: Bunlar farklı sonuçlan olan farklı deneyimlerdir. Beraberlerinde farklı olasılıklar getirir, değişik geleceklere kapı aralar, farklı savunmaları gerektirir, başka başka sıkıntılara sebebiyet verirler.
Sayfa 26·Kitabı okudu