Görmüş geçirmiş bir manda "Insanoğlu yer!" diyor. "Her insan ömrü boyunca iki bin, üç bin hayvan yer."
O zaman önüme bakıyorum. "Özür dilerim, hepinizden özür dilerim" diyorum.
Doru at "Ama bunun bize bir faydası yok artık" diyor. "Mesela ceza olarak siz de beni yiyebilirsiniz" diyorum. Manda "Iste her şeyin püf noktası da burada" diyor. "Biz istesek bile seni yiyemeyiz, çünkü hepimiz ot yiyen hayvanlarız. Siz insanlar, et yiyen vahşi yaratıkları, kurtları, çakalları yemiyorsunuz. Onlar sizin kardeşleriniz" diyor. "Sana bir soru sorabilir miyim?"
Yemiş olduğum hayvana bir borçluluk duygusu içinde "Sor lütfen!" diyorum.
"Niye bizim gibi kimseye zararı olmayan, sadece otla beslenen hayvanları yiyorsunuz da et yiyenlere dokunmuyorsunuz? Aranızda bir anlaşma mı var? Avcı avcıya ilişmiyor mu? Kurt, çakal, kaplan, köpek, kedi niçin sofranıza gelmiyor?"
Önce itiraz etmek istiyorum ama düşününce anlıyorum ki haklı. Hatta Sümerlerden bu yana bütün kutsal kitaplarda "kesici dişleri olan hayvanları yememe" kuralı olduğunu hatırlıyorum hayal meyal. Bir yerlerde okumuştum; evet hatırlıyorum.
"Haklısın" diyorum mandaya. "Kusura bakma, cevabı bilmiyorum." Sonra bir kez daha hepsinden özür dileyip gözlerimi açıyor, yatak odama geri dönüyorum.