“STEPANÇİKOVO KÖYÜ” ~ DOSTOYEVSKİ
8/10
·290 syf.··
Beğendi
·
2026 22. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 14:00
Stepançikovo Köyü, Fyodor Dostoyevski’nin kurşuna dizilmek üzereyken, cezası sürgün ve zorunlu askerliğe çevrildiği dönemde 1859 yılında Sibirya’da kaleme aldığı eser. Dostoyevski’nin bilinen dev eserleri arasında alkış sırası kendisine pek gelmeyen bir romanı. Kronolojik olarak bakarsak, daha o kalın klasiklerin yazılmadığı, yıllar sonra yazacağı o başyapıtların habercisi diyebiliriz. Yazarın kendi tarzını anca oturtmaya başladığı zamanların kitabı. Daha sonra Dosto mektuplarında, bu kitabı isteksiz ve aslında borçlarını ödemek için mecbur kalarak yazdığını söyler. Yazar o yıllarda sansür korkusu yaşasa da, yine de eserlerinin alt metinlerinde gerçekçi yönünü yansıtmaktan geri durmamış. Ama öncelikle kısa kısa notlarımla Dostoyevski; *çocukluğunu ayyaş bir baba ve hasta bir anne arasında geçirmiş olmasaydı, *on altı yaşındayken annesini veremden kaybetmiş olmasaydı, *babasının ölüm haberini aldığında mutlu olabilecek derecede kin duymasaydı, *yirmi sekiz yaşında altı ay hapis yattıktan sonra tam idam edilecekken bir Rus çarı tarafından son anda affedilmeseydi, *annesi gibi veremli bir kadınla evlenip, onu da kaybetmemiş olsaydı, *kumar borçlarını ödeyebilme uğruna normal bir insanın bir haftada okuyacağı kitabı üç günde yazmak zorunda kalmasaydı, *epilepsi hastası olmayıp, her an bir sara krizi geçirme ihtimalinin sırtına yüklediği yükten doğan stresle yaşamak zorunda kalmasaydı, Ne o Dostoyevski olabilecekti, ne de o kitapları yazacaktı. Dostoyevski’yi olduğu kişi yapan şeyler, bence bu geçmişi ve yaşadıklarıdır.. Kitaba geçince; her şeyden önce kitabı almamda büyük etken bu köyü merak etmemdi. Zaten Slav kökenli diller de hep hoşuma gitmiştir. Yalnız ‘Stepançikovo’ belirli bir gerçek köyü temsil etmiyormuş (kurgusal), fakat Rusya’da ‘Stepanchikovo’ adlı birkaç yerleşim yeri
Stepançikovo KöyüFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20194,914 okunma
2/10
·704 syf.··
2026 12. kitabı
·
51 günde okudu
·
Okunma: 04 Mayıs 2026 16:01
Uykusuzluk soruna birebir kitap. Ne zaman uyuyamasam gece alıp okuyorum, bir kaç sayfa sonra sıkılıp uykum geliyor zaten. Kitap okuyan çevreden sık duyduğum " aa suç ve cezayı okumadın mı daha?!" Cümleleri ile darlandığım "neymiş ulan bu suç ve ceza okuyayım bari " diye başladığım fakat başladığıma pişman olduğum bir kitap. Bitmiyor abi bitmiyor. Başlıcam Raskolnikov un baltasınıda hastalıklı düşüncelerinide. Tamam suçlu ve psikolojik sorunları olan bir adam hakkında çok güzel tespitler olan bir kitap kabul ama ilk 400 sayfa boyunca raskolnikov un o ufacık odasından çıkamadık ki olaya girelim. Bilader ne gerek var bu kadar uzatmaya. Ufak bir olayı betimlemek için 100-200 sayfa yazacak kadar ne yaşadın Dosto? Ulan oku oku bitmiyor arkadaş. Her sayfada "ee tamam hadi artık aw" diyerek devam ettim. Çok ama çok anlamsız derecede boş yere uzatılmış, betimlemelerle boğulmuş bir kitap. Okumaya gerek yok. Popüler kültürün canı cehenneme.
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025194,3bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
"Soytarıya tacı verirsen, sarayı sirke çevirir"
6/10
·290 syf.·
2026 17. kitabı
Adını bile doğru düzgün söylettirmeyen, Dosto'nun nispeten az bilindik romanı Stepançikovo Köyü, bende pek hoşa gidecek bir okuma deneyimi yaratamadı maalesef. Okuması da uzun sürdü, üzerine birkaç kelam etmesi de yine zaman aldı bitiminden sonra ama yine de birkaç şeyden bahsedelim, en azından kendimize notlar kalsın dimi ama ;) Kitabın adında her ne kadar köy geçiyor olsa da, öyle aman aman köy hayatına dair şeyler veya ne bileyim, pastoral bir kurgunun içine düşeceğinizi hayal etmeyin. Yani olay bir köyde geçmiyor olsa, pekala bir "salon komedisi" ismi de alabilirdi. Hatta ve hatta, birkaç detayı çıkarsak, olay sadece Dayı'nın evinde geçer, Foma'nın sinir bozucu hallerinden de kendimizi duvarlara duvarlara vururduk. Neyse ki Dostocuğum okura kıyak geçmiş de, bunaltılarımızı kapı dışarıda yaşamamız için kurguya fazladan birkaç mekan daha eklemiş. Yoksa Foma'yı pencereden fırlatmamak namümkün ;) Peki kim bu Foma denen dallama? Dayı'mızın yeğeni, aynı zamanda hikayemizin de anlatıcısı ve de bu nümayişten nasibini alan arkadaş, kurgunun başında bu Foma'nın nasıl ortaya çıktığını anlatıyor. Öyle bir kıymetleniş ki, yani hastaneye İşkur üzerinden geçici süreliğine alınıp, bir süre sonra hastanenin baş hekimi olmayı başaran (!?) (yok öyle bir şey, sakin olun) arkadaşlar dahi kıskanırlar kendisini. O derece... Dayı'nın babasının -amiyane tabirle- "soytarısı", öyle bir kıymete biniyor ki, bir süre sonra ailenin akil adamı haline gelip çıkıyor. Kadınların ona bayılmasının da bunda payı büyük. Zira büyük hanım, bu arkadaşı kendinden bile çok seviyor gibi duruyor. Onsuz hiçbir şey yapılmıyor, her türlü nazı niyazı çekiliyor, koca koca adamlar önünde el pençe divan duracak hale geliyor, ne derse yapılıyor, hatta yapılması mümkün olmayan şeyler dahi, o isteyince, biraz direnişe
Edebiyat
Stepançikovo KöyüFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20194,914 okunma
Puan vermedi·376 syf.··
Beğendi
·
2026 26. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 26 Nisan 2026 14:47
Fyodor Dostoyevski kitaplarını incelemek için kendimi hep çok eksik görsem de hakkında birkaç cümle yazmadan geçemeyeceğim bir kitap #k:484. Kitabın konusunu ilk öğrendiğimde çok etkilenmiştim. "Ölüler Evi=Hapishane"; Yaşayan ama aslında yaşamayan, dünyadan dışlanmışları anlatmak için ne yerinde bir seçim... Sanıyorum ki bunu sadece bedensel değil ruhsal bir yaşamayış olarak da düşünebiliriz; ruhsal bir ölüm, ruhsal ölülerin yaşadığı bir ev=dünya. Ölüler çoğalıyor Dosto... Neyse konumuza dönelim. Fyodor Dostoyevski, Sibirya'da geçirdiği sürgün yıllarını Aleksandr Petroviç Goryançikov üzerinden anlatıyor. Hapishaneye gittiğinde oraya alışma sürecini, hastanede geçirdiği günleri, alt tabaka tarafından dışlanışını, kendini onlara açıklayamayacağını daha doğrusu onların onu anlayamayacağını fark edişini ve buna üzülüşünü hissettiriyor. Oysa sadece "insan" olmak istiyor, soyluluk onu bazen zorluyor. Oradaki insanlar üzerinde yaptığı gözlemler muazzam... Anlattığı pek çok kişi var; karısını öldüren, komutanını öldüren, vahşice ve zevk için cinayet işleyen, hırsızlık yapan... daha pek çok suçlu ve iftiraya maruz kalan suçsuzlar. Bu karakterleri derinlemesine incelerken bu korkunç görünen insanların içinde bile insanlık duygusu olduğunu, çocukça saflıklarını anlatmaya çalışıyor. Özgürlük kavramı... insanların orada hâlâ yaşadıklarına, hâlâ bu hayatın bir parçası olduklarını hissetme arzuları için yaptıklarına değiniyor. Yine beni en çok etkileyen durumlardan biri, orada bile kendini başkasının hizmetine adayan kişiler oldu. Değerli olduklarını mı hissetmeye çalışıyorlardı yoksa yaşadıklarını mı ispatlamaya çalışıyorlardı bilmiyorum ama gönüllü kölelik ilginç bir durum ve bu sadece hapishanelerde yok. "Ben buradayım." demek için belki bizlerin de kendi özgürlüğümüzü feda ettiğimiz kişiler
Ölüler Evinden AnılarFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202518,6bin okunma
6/10
·140 syf.·
2026 2. kitabı
Hikmet’ten sonra, bir tane daha aşağılık duygusuna sahip kahramanı.. afedersin dosto anti-kahraman diyecektim- okumak. “yeraltı”nda güvende olduğunu düşünen, ürkek, utangaç, insanlarla neredeyse hiç iletişim kurmamış bir adam. Bu yüzden sosyal anksiyetesi tavan yapmış, “normal” insanlar için gayet doğal olan şeyleri, kırk kere düşünerek yapmaya çalışan, yaptığında da suçluluk hisseden ve yanlış yaptığını düşünmekten daha da yerin altına giren / itilen biri. Geçmişinde büyük ihtimalle sevgi ve takdir görmemiş birinin, kendi aklınca, diğerlerine hükmetme arzusu. Onlar, kendisini umursamadıkça, bunu hastalıklı derecede kafasında kurması. Tek bir “haklısın” a yelkenleri suya indirebilecekken, inadına öyle insanları hayatına almaya devam etmesi. Adeta kendini cezalandırırcasına. Ona iyi geleni daha çok ezmesi, diğerlerinin veremediğini, o verdiğinde, gücü ona yettiğinden belki de, intikamını iyi olandan çıkarması. Ona yapılanı başkasına yapmaktan utanmaması, zevk duyması hatta. Kim suçlu bu noktada? Onu takdir etmeyenler mi, yoksa kendini buna layık görmeyip, acısını başkasından çıkaran “yeraltı”ndakiler mi? Farketmez bence. Her ikisi de olsa, sonuçta, döngü devam ediyor, birileri birilerini ezdikçe, ezilenler, hesap sormak için gün sayıyor, yerin altında.
Yeraltından NotlarFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025159,6bin okunma
Canım Netoçka'ma.. İsimsiz, hiç kimse..
Puan vermedi·219 syf.··
2026 52. kitabı
·
19 saatte okudu
·
Okunma: 09 Nisan 2026 17:36
Dostoyevski'nin en büyük romanı olacakken, kıyısından dönen kısa roman.. Siyasi suçu sebebiyle tutuklanıyor Dosto'm, sonra da kitabın nasibi olmuyor. Yarım bir şekilde basılıyor. İlk büyük roman denemesi diye anılıyor ,Netoçka.. Çünkü gerçekten oldukça yalın duygularla yazılmış. Hatta inanılmaz bir yalınlık ki, cinsiyet gözetmeden bir kızın duygusal, ruhsal, acıları gel-gitlerini samimi bir dille ele almış.. Bir yerde , farklı bir bakış açısıyla okuyan birinin yorumunu okumuştum. Ama o yoruma düşüncelerimi kapatarak okudum eseri. Eser de Dostoyevski'nin baba ve anne yarısını okudum sanki biraz da.. Bilirsiniz, her eserinde kendi çevresinden ve öz hayatından kesitler vardır. Bunda da öyleydi.. Talihsiz Netoçka, öksüzüm benim.. Küçücük bir çocuğun iç dünyası , çoçuklukta şekillenir. Eserde bu olaydan çok bahsediyor. Her cümle, yoksunluğun bir küçük kalpte, nelere sebep olabileceğini anlatıyor. Çoçukluk ,hiç bitmese dediğimiz türden bir hikaye değil.. Tam anlamıyla bir dram kitap.. Dostoyevski, hayalini gerçekleştirebilse ; yeni bir Anna Karenina ortaya çıkardı sanırım bu eserden. Ancak Sibirya dönüşü tamamlama isteği kalmadığı için bu acıklı haliyle kalmış eser.. Çoğu yerinde yüreğim paramparça olarak okudum.. Nice Netoçka'lar var bu Dünya denen alemde.. Kendimce duygu geçişi olarak gene çok sevdim kitabı. Ama yarım kaldı. Çok muallakta kalan bir nokta da bitti..
Edebiyat
Netoçka NezvanovaFyodor Dostoyevski · İletişim Yayınları · 20163,053 okunma